Gericiden de gerici bir liberal: Boğaziçi profesörü Palu ailesini övdü!

Palu ailesi gündemdeki yerini korurken, Gazete Duvar’dan İrfan Aktan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman’la bir röportaj yaptı. Röportajdaki gerici tezler sosyal medyada "Boğaziçi Sosyoloji kapatılsın" esprilerinin yeniden yapılmasına neden oldu.

Gericiden de gerici bir liberal: Boğaziçi profesörü Palu ailesini övdü!

Palu ailesi gündemdeki yerini korurken, Gazete Duvar’dan İrfan Aktan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman’la bir röportaj yaptı. Röportajdaki gerici tezler sosyal medyada "Boğaziçi Sosyoloji kapatılsın" esprilerinin yeniden yapılmasına neden oldu.

12 Ocak 2019 Cumartesi 22:11
Gericiden de gerici bir liberal: Boğaziçi profesörü Palu ailesini övdü!

Türkiye, günlerce televizyon ekranlarında, kayıp olan aile fertlerini aramaya çalışan Palu ailesini konuşmuştu. Gasp, çocuk istismarı ve cinayet gibi hakkında bir dizi ciddi iddia ortaya atılan Palu ailesi canlı yayında gözaltına alınmıştı. Palu ailesi gündemdeki yerini korurken, Gazete Duvar’dan İrfan Aktan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman’la bir röportaj yaptı. Röportajdaki gerici tezler sosyal medyada "Boğaziçi Sosyoloji kapatılsın" esprilerinin yeniden yapılmasına neden oldu.

Aktan röportajı “Palu ailesi üzerinden Türkiye’de ailenin sosyolojisini, karanlık yüzünü, bu yapıyı oluşturan ve inşa eden politik yaklaşımları konuştuk” diye duyurdu…

“Türkiye’de aile sırları korkunç düzeyde yaygın” görüşünü dillendiren Sirman, “Türkiye’de, Ortadoğu ve Akdeniz havzasında da olduğu gibi aile ilişkileri toplumsal yapının ciddi bir temelini oluştururdu. Zaman içinde ailenin üzerine iki büyük yapı daha inşa edildi. Bir tanesi İslamiyet, öbürü de Cumhuriyet’le beraber modernizm. Bu iki yapının da aileden çok sayıda beklentisi vardı ve bu beklentiler karşısında aslında ailede “sırdaşlık” yaygınlaştı. Sırlar, ailenin aslında kendisinden bekleneni yapmadığını, olması gereken gibi olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Röportajın dikkat çeken kısımlarından birisi de akraba evliliği üzerineydi. Sirman, cumhuriyet rejiminin akraba evliliğine karşı çıkmasının altında, “bireyin sadece ve sadece kendisine tâbi olmasını istediğini” ileri sürdü.

Röportajın tepkilere neden olan kısmı şöyle:

“Bir antropolog olarak baktığımızda Ortadoğu ve Akdeniz havzalarında -ki buna Yunanistan, Akdeniz’in güney ve kuzey yakaları da dahil- namus ve şeref kavramlarının çok öne çıktığı memleketlerdeki aile yapısının toplumsal düzenin temelini oluşturduğunu görüyoruz. Aile düzeninin bu kadar öne çıkması, aslında başka muhayyel cemaatlerin oluşumuna, gelişimine ket vurabiliyor. O yüzden aile, ümmet ve millet yapıları arasında çok girift ve yapısal savaşlar var. Türkiye de bu savaşların memleketi aslında. İslâm’ın namus anlayışıyla modernizmin namus anlayışı birbirini tutmuyor. Yahut İslâm’ınkiyle akrabalığınki, akrabalığınkiyle modernizminki birbiriyle örtüşmüyor. Her üç anlayış da “namus” kelimesini kullanıyor ama bu kelimeyle farklı ilişkileri kastediyorlar. Dolayısıyla aralarında sürekli bir mücadele, savaş var. Bakın, Cumhuriyet, neden başından itibaren akraba evliliğine şiddetle karşı çıktı?

- ‘Akrabayla evlenirsen çocukların sakat doğar’ denir. 

Oysa akraba evliliğinin illa sakat çocuğa sebebiyet vermediği açık.

- O halde neden bu tür evliliklere karşı çıkıldı, çıkılıyor?

Çünkü Cumhuriyet rejimi, bireyin sadece ve sadece kendisine tâbi olmasını istiyor. Akraba evliliği, aile cemaatinin genişleyip büyümesi sonucunu da getiriyor. Oysa Cumhuriyet, daha kolay kontrol edebileceği çekirdek aile istiyor. Cumhuriyet, bireyle kendisi arasındaki bütün ara mekanizmaları yok etmeye odaklanıyor. Tekke ve zaviyelerin bile din karşıtlığından ziyade, bu nedenle kapatıldığını söyleyebilirim. Çünkü tekke ve zaviyeler, geniş aileler, kabileler, aşiretler, cemaatler cumhuriyetle birey arasında birer bent oluşturuyordu.”

CUMHURİYET, KADINLARI ÖZGÜRLEŞTİRMEMİŞ...
Röportajda dikkat çeken bir diğer kısım ise cumhuriyetin aile yapısını şekillendirme kısmıydı. Sirman röportajda şu görüşlerini ileri sürdü:

- Rejim açısından çekirdek aile neden daha kontrol edilebilir bir yapı?

Çekirdek ailenin başında bir baba, koca figürü var. Bu baba-koca figürü, ailenin reisi olma hakkını Cumhuriyet’le beraber, 1926’daki Medeni Kanun’la elde etti. Yani baba-koca, rejim sayesinde güç sahibi oldu.

- Daha önce nasıldı?

Osmanlı’da çeşitli kapı kulları silsilesi var ve erkekler bu silsile içerisinde sürekli bir üst erkeğe tâbi. Padişah veya paşa, kapısındaki adamı isterse evlendiriyor, isterse bekâr bırakıyordu. Cumhuriyet bütün bu ara mekanizmaları ve hiyerarşiyi yok etti ve erkeğe “sen sadece bana tâbi olacaksın”, “her evlenen erkeği paşa, reis yapacağım” dedi. 1926 Medeni Kanun’la erkeğe bu “paşalık” bahşedilirken, çekirdek ailenin reisi doğrudan Cumhuriyet’e tâbi kılındı. Çekirdek ailenin reisi, okulda, askerde vs, de sistematik olarak devletin tedrisatından geçirildi. Böylece erkek, kime biat edeceğini de kime hükmedeceğini de öğrenmeye başladı.

- Peki bu tespit bizi, Cumhuriyet öncesi geniş aile yapısının kadınlar açısından sonuçlarına ilişkin nasıl bir tahlile götürür?

Elbette daha olumlu olduğu sonucu çıkmaz bundan. Sadece güç ilişkileri farklı. Claude Lévi-Strauss, Osmanlı toplumuna “büyük ev toplumu” diyor. “Büyük evlerin” yönettiği toplumlarda, büyük evlerin akrabalık ve hiyerarşi ilişkisi galip olur. Farklı toplumsal yapılar, farklı evlilik, güç ve cinsellik ilişkilerini yaratır. Cumhuriyet’in “çekirdek ailesi” kısmen Batı esinli. Batı’daki çekirdek aile tartışmasında karı-koca arasında yoldaşlık, muhabbet ilişkisi olması gerektiği çok vurgulanır. Halide Edip’in romanlarına baktığınızda da o “muhabbetin” önemine çok vurgu yapıldığını görürsünüz. Fakat yine de buradaki çekirdek aile tartışmasında meselenin bu yönünün çok öne çıkarılmadığını görüyoruz. Bakın, mesela Bertrand Russell da karı-koca arasında saygıya dayalı gerçek bir sevgi olması gerektiğini, ancak o zaman cinsellik dâhil pek çok sorunun hallolacağını söylüyor. Cumhuriyet de ailenin sevgiye dayanmasını gündeme getiren söylemler üretti. Hatta bugün özellikle orta sınıf ailelere ailenin anlamı sorulduğunda “ilk başta sevgi ve saygı gelir” diyorlar. Ancak aile içi ilişkiler söz konusu olduğunda gündelik hayatta hakim olanın bir görev söylemi olduğunu gözlemliyoruz. Buna mukabil Russell’ın ütopyasında ailenin yasa ve yasaklara değil, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı yapı olması var.”

- Kemalistler, cumhuriyet rejiminin aile politikasıyla kadını da özgürleştirdiğini söylerken haksız mı?

Bu görüşü savunuyorlar ama elbette bu doğru değil. Çünkü kadın yine önce babanın, evlenince de kocanın reis olduğu bir aile düzeninde yaşıyor. 1934’te kadınlara, “biz modern devletiz” denilerek seçme-seçilme hakkı veriliyor ama mesela 1924’te kurulmuş olan Kadınlar Birliği 1936’da kapatılıyor. Çünkü aslında devletle kadınlar arasında da ayrı bir mekanizma, bent olması istenmiyor.

- Az önce aile, ümmet ve millet yapıları arasında çok girift ve yapısal savaşlar olduğunu söylemiştiniz. Günümüzde laiklerle İslâmcılar arasında, aile yapısı üzerinden yürüyen savaşın kökeninde ne yatıyor?

Kemalistler, gerçekten de cumhuriyet inkılaplarının kadınları özgürleştirdiğine inandılar ve kadınlar lehine belli kazanımlar da elde ettiler. Şimdiki hükümetin projesi ise aileyi, kadınlar aleyhine gelişen bazı mekanizmalarla güçlendirmeye dayanıyor. Kadının güçlenmesi ailenin bir bütün olarak güçlenmesine bir engel olarak görülüyor. Bu bakış, aile bütünlüğünün erkeğe, yani bir reisin varlığına bağlı olduğu varsayımına dayanıyor. Yani kadının güçlenmesi erkeğin bu konumunu kaybetmesi olarak görülüyor. Bunun doğru bir tarafı da var. Çünkü kadınlar güçlendiğinde aile birlikteliğinin devamı, erkeğin belli bir eşitliğe rıza göstermesine bağlı olur. Russell da buna işaret ederek, böylesi bir ailede herkesin belli fedakârlıklarda bulunması gerektiğini söyler.

Önerilen Haberler
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Suleyman Akcay 2019-01-12 22:51:07

okumustan cahil olmaz diye bir kural yok.al sana sap bir cahil.insanlari itin kopegin kolesi olmaktan kurtaran,bireye hak ve ozgurluk kazandiran bir
cumhuriyeti elestiren okumus kara cahil.buyuk aile dedigin pedofiliden
baska ne?aile ici tecavuz.vs.sapiklikklarin oranini aciklayanlar
neden olumle tehdit ediliyor.

Avatar
sen ne ictin 2019-01-13 00:14:11

yok devenin seyi ohaaaaaaaaaaaaaaaaaa yani sen ne ictin kafayi iyi yapmis valla normal bir insanin cok disindasin kesinlikle bi ozel durum

Avatar
duygu 2019-01-13 09:37:22

Kafasina yahudi turbani baglamayi unutmus ! Beynindeki igrenc, sapik fikirler lagim gibi disariya fiskiriyor !!

Avatar
Mesut 2019-01-13 15:31:41

Kimbilir hangi yobazin 4.karisi olmak isterdi.buna bilim kadini denmez aksine cahiliyet denir.

Avatar
G çakmak 2019-01-13 16:16:51

Cumhuriyeti nasıl eleştirirsin yok çekirdek aile vs isteyen geniş oluyor zaten isteyen eşinin soyadı yerine kendi bekarlık soyadını alıyor,isteyen kadın çalışıyor ,cumhutiyetten önce öylemiydi nüfus sayımında bile sayılmıyorfu yani kadının adı yoktu'! Ben sizin gibi iyi bir üniversitede hoca olmadım ama sosyoloji okuduk az çok siz nasıl aydınsınız kınıyorum!

Avatar
ali 2019-01-13 11:42:12

https://www.takvim.com.tr/webtv/video-haber/video/cia-6-milyon-kisiyi-nasil-oldurdu

Avatar
ATATÜRK EBEDİ BİR SEVDADIR 2019-01-13 18:44:42

ACİLEN BAŞÖRTÜSÜ TAKİP UMRE FOTOĞRAFI PAYLAŞMALI. YAKIŞAN BUDUR..O GÖRÜNÜMLERİ AYDIN MAYDIN OLAMAZ..

Avatar
Kemal 2019-01-14 06:23:14

İşte size bir cumhuriyet düşmsnı daha her halde şimdiki konumunu beğenmiyor Saray’a bir mesaj yolluyor diyorki padişahım beni de gör senin yanındayım kıçını yslamaya hazırım artık beni haremine al demek istiyor anladığım bu