Yerel seçimlerin kamuya maliyeti ne olacak?

Seçime günler kala, yerel seçimlerin kamu maliyeti de ortaya çıktı.

Yerel seçimlerin kamuya maliyeti ne olacak?

Seçime günler kala, yerel seçimlerin kamu maliyeti de ortaya çıktı.

29 Mart 2019 Cuma 17:21
Yerel seçimlerin kamuya maliyeti ne olacak?

Türkiye, geçen yıl 24 Haziran'da yapılan erken seçimlerin üzerinden bir yıl bile geçmeden, Pazar günü yerel seçimler için tekrar sandık başına gidiyor. Seçimlerin en büyük maliyet kalemleri arasında, düzenlenmesi için yapılan masraflar ve siyasi partilere kampanyaları için verilen Hazine yardımı ön plana çıkıyor.

BBC Türkçe'den Özge Özdemir'i haberie göre, diğer yandan hükümetin açıkladığı kredi ve teşvik paketlerinin de yerel seçimlere yönelik olduğu görüşü hakim. Özellikle bütçenin Şubat ayında çok yüksek oranda bir açık vermesi kamu maliyesiyle ilgili soruları yoğunlaştırmış vaziyette.

Ekonomist Mustafa Sönmez, açıklanan teşvik paketlerinin kamu maliyesine bir yük getireceği görüşünde. Gazeteci Çiğdem Toker ise teşvik paketlerinin getireceği yükün ekonomik durgunluğa bağlı olduğunu ancak bütçede başka sorunların da olduğunu söylüyor.

DOĞRUDAN MASRAFLAR

Ekonomist Çağdaş Şirin, 2015 yılında ekonomi ve finans haber sitesi Business HT'ye yazdığı makalesinde seçimlerin maliyetini doğrudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayırıyor.

Doğrudan gerçekleşen maliyetler arasında yasaların öngördüğü şekilde Hazine'den siyasi partilere aktarılan mali yardım yer alıyor.

Basına sızan haberlere göre bu miktarın 31 Mart yerel seçimleri en az 650 milyon TL olduğu öngörülmekte.

Doğrudan maliyet kalemlerinden biri de seçimlerin güvenli bir şekilde gerçekleşmesinden sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu'nun sandık görevlileri, mühür, oy pusulası, ulaşım ve sayım ile ilgili bütçesi içinde yer alan masrafları bulunuyor.

Ekonomist Şirin'e göre seçimlerin asıl yükünü ise dolaylı masraflar oluşturuyor:

"Seçimler doğrudan maliyetinden ziyade dolaylı maliyetleriyle ekonomiye külfet oluyor. Bunun adına kısaca 'ekonomik ve siyasal belirsizlik' maliyeti de diyebiliriz. Seçim atmosferinde yatırımcılar geleceği göremediği için bir anlamda frene basmaktalar. Aynı şekilde devlet görevlileri ülke idaresi yerine iktidar partisi etkinliklerine odaklanmaktadır. Daha da önemlisi politikacılar yapısal reformlar, yatırımı teşvik edecek hamleler yerine seçmenlere ulaşmaya odaklanıyor."

SEÇİM EKONOMİSİ

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe, Ocak ayında Euronews haber sitesine yazdığı makalede Türkiye ekonomisinde görülen daralma dolayısıyla hükümetin kamu kaynaklarını kullanmaya yönelik adımlar attığını vurguluyor.

"Seçim ekonomisi iktidarda bulunanların kamu kaynaklarını seçmen davranışını etkileyecek şekilde kullanması olarak tanımlanabilir" diyen Karatepe, bu durumu şöyle açıklıyor:

"Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerin seçmen davranışına etki etmesi olasıdır. Hükümet de bozulmakta olan ekonomik koşullar altında sandığa gidecek olan seçmenleri etkileyecek bir dizi uygulamayı hayata geçiriyor. Bunların tamamı kamu kaynaklarını kullanan ya da kamusal maliyetlere yol açacak uygulamalardır."

TEŞVİK PAKETLERİ

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan ekonomist Mustafa Sönmez ise hükümetin son zamanlarda açıkladığı çok sayıda teşvik ve kredi paketinin yerel seçimleri hedeflediği görüşünde.

Sönmez'e göre bu alanda en çok öne çıkan politikalar şu şekilde:

  • * İç pazarı hareketlendirmeyi hedefleyen ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ve KDV (Katma Değer Vergisi) indirimleri. 31 Mart tarihinde sona ermesi beklenen konut, otomotiv, beyaz eşya ile mobilya alımları ve tapu harcında uygulanan vergi indirimi uygulaması 30 Haziran'a kadar uzatıldı.
  • * Kamu bankalarından kredi almış kuruluşların borçlarının yeniden yapılandırılması.
  • * İlave istihdam sağlayan işverenlerin çalışan ücreti, vergi ve SGK primleri gibi masraflarının ilk üç ay devlet tarafından İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanması. Genç ve kadınlar için bu süre 9 aya kadar çıkıyor.
  • * Yükselen gıda enflasyonuna karşı kurulan tanzim satış yerlerinde sübvansiyonlu satış yapılması.

Özel bankalara da "telkin yoluyla, alacakların fazla sıkıştırılmamasının" söylendiğini belirten Sönmez, bu adımların "kamu maliyesine ve bankaların bilançolarına yük getireceğini, İşsizlik Sigortası Fonu'nun zayıflamasına yol açabileceğini" söylüyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan gazeteci Çiğdem Toker de yakın zamanda açıklanan kredi ve teşvik paketlerinin yerel seçimlere yönelik olduğu görüşünde.

Toker, işverenlerin Nisan sonuna kadar sağlayacağı ek istihdam masraflarının devlet tarafından ödendiği istihdam teşvikinin aylık maliyetinin 3134 TL olduğunu söylüyor:

"Bu da 3 ay boyunca her bir kişi için devletin maaş, prim ve vergilerle birlikte 9402 TL ödeyeceği anlamına geliyor. Diğer yandan sonraki 9 ay için karşılanacak tutarın maliyeti de 10 bin TL civarında.

"Özetle toplamda; istihdam paketinde her bir yeni işçi için 19 bin 419 TL maliyet devletçe karşılanacak. Fakat bu hesap üzerinden bir bütçe yükünden söz edebilmek için, kaç yeni istihdam yaratılacağını bilmek gerekiyor."

Toker'e göre en çetin mesele de bu. Geçen yıl Ağustos ayında yaşanan kur şokunun ardından üretim ve satış yapmakta sıkıntı çeken, o yüzden işçi çıkaran ya da çıkarmaya hazırlanan işverenler için bu teşvik paketlerinin çok bir anlamı olmayacak.

Bu yüzden Toker, "Dolayısıyla bu teşvik paketlerinin kapsama alanına girecek işletme sayısı yüksek olmazsa bu anlamda bir 'yük'ten söz edilemeyebilir bile" diyor.

KAMU BANKALARININ ZARARI

Açıklanan teşvik paketlerinden biri de kamu bankalarının piyasa koşullarından daha iyi oranlarda kredi kartı borçlularına yönelik bir kampanya başlatması oldu.

Bu yılın başında Ziraat Bankası öncülüğünde kamu bankaları, kredi kartı borçlularına uygun koşullarda kredi sağlanacağını duyurdu.

Ekonomist Ali Rıza Güngen, bu kampanyanın kamu bütçesine getireceği yük konusunda 103 milyar TL seviyesindeki kredi kartı hacmine atıfta bulunarak bunun ne kadarının kampanya kapsamında değerlendirileceğinin önemli olacağını vurgulamıştı.

Ocak ayında konuyla ilgili olarak BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Güngen, bu miktarın Ziraat Bankası'na 'görev zararı' olarak yazılacağına dikkat çekmişti.

Görev zararı, bankanın uyguladığı faiz oranı ve piyasa faiz haddi arasındaki farktan ötürü ortaya çıkan zarar.

Görev zararı olarak belirlenen miktar, Hazine'den kamu bankalarına aktarılıyor, bu da bütçeden yapılan bir aktarım anlamına geliyor.

Muhasebat ve Mali Kontrol Müdürlüğü'nün açıkladığı genel yönetim bütçe istatistiklerine göre 2018 yılı Ekim ayına kadar geçen sürede Ziraat Bankası'nın görev zararı 1,5 milyar TL oldu.

Halk Bankası için ise bu rakam 963 milyon TL.

ŞUBAT AYINDA BÜTÇE AÇIĞI

Çok sayıda ekonomist, son yıllarda sayısı ve miktarı çokça artan teşvik paketleri ve kampanyaları dolayısıyla bütçede ortaya çıkabilecek sıkıntılara uzun zamandır dikkat çekiyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre 2019 yılı Şubat ayında bütçe 16,8 milyar TL açık verdi.

Bu rakam bir önceki yıl Şubat ayında ise 1,9 milyar TL seviyesindeydi.

Bu da bir yıl içinde bütçe açığının 8 katından daha fazla yükseldiğini gösteriyor.

Bütçe dengesi

Source: Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü

Bloomberg, hesaplarına göre bu veriyle beraber yıllıklandırılmış bütçe açığının 84,1 milyar TL'ye vardığını, bunun da bir rekor olduğunu kaleme aldı. Buna sebep olarak da vergi indirimlerine gidilmesiyle bu cephede gelirlerin azalması gösterildi.

Aynı zamanda faiz hariç bütçe giderleri bir önceki yıla göre zde 22,8 oranında artarak 69 milyar TL'ye ulaştı. Bu da yine Bloomberg'in haberine göre 31 Mart'taki seçimlerden önce hükümetin teşvikleri artırdığının bir göstergesi.

Anahtar Kelimeler:
SeçimKamu MaliyetAKP
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.