Bu haftaki yazıma, artık hepinizin çok iyi bildiği referandum oylaması gerçeklerini- tekrarda yarar vardır ilkesi gereği-bir kere daha sıralamakla başlayacağım:

-- 16 Nisan referandumu, tüm mülki amirlere sıkıyönetim komutanı yetkisi veren OHAL uygulaması altında yapılmıştır.

-- Siyasi iktidar, referandumda ''evet' çıkması için devletin tüm olanaklarını ve sınırsız para kaynaklarını fütursuzca kullanmıştır.

-- Başta Tayyip Bey ve Binali Bey olmak üzere tüm devlet görevlileri ve yandaş medya kuruluşları ''hayır'' oyu verecekleri, ''vatan haini'', ''terör örgütü destekçisi'', ''din düşmanı'' olarak yaftalamışlardır.

-- Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Yüksek Seçim Kurulu, oylamalar sırasında, ilgili yasada çok açık bir şekilde iptali gerektirdiği belirtildiği halde, mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli olduğunu ilan ederek, mevcut bir yasayı yorumla değiştirme cüretini göstermiştir.

-- Bütün bu eşitsiz, haksız, hukuksuz, adaletsiz uygulamalara rağmen, ülke yönetimini tek kişiye teslim eden Anayasa değişikliği ancak yüzde 51 oyla kabul(!) edilmiştir. 

Oylama sonuçları irdelendiğinde:

-- Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere 31 büyük şehirde ''hayır'' oyları önde çıkmıştır.

-- Bu kentlerin ülke ekonomisine etkisinin neredeyse yüzde 80'lere ulaştığı uzmanlarca belirtilmektedir.

-- Öğrenim seviyesi yükseldikçe ''hayır'' oylarının ''evet''in çok önüne geçtiği görülmektedir. Bu da ''Üniversite mezunlarından nefret ediyorum. Cahil halkın seçimi bizim için en iyisidir'' diyen ve bu nedenle de YÖK üyeliğine atanan profesörün(!) -kendince- ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.

-- Siyasal iktidarın yeni seçmen olan gençlerin önüne attığı, ''18 yaşında milletvekili olma'' yemini bu gençlerin ''yutmadığı'' anlaşılıyor. 

''Gezi Parkı Gençliğinin'' ulusal değerlerimizden hareketle evrensel değerlere sahip bir ''dünya vatandaşı'' olma istemi ve kararlılığı, iktidarın, ''Milliyetçi, dinci, içe kapanmacı'' politikalarını asla onaylamadığı açıkça ortaya çıkmıştır. Gençliğin bu tavrı ve yönelimi, önümüzdeki iki yıl içinde yapılacak olan yerel yönetim ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kuşkusuz çok önemli rol oynayacaktır.

-- CHP Genel Başkanı Kemal Bey ve konuyu üzerine vazife edinen değerli CHP'li siyasetçiler referandumda ellerinden gelen bütün çabayı göstermişlerdir. Bu konu inkâr edilemez. Ancak bütün olumsuzluklara karşı elde edilen yüzde 49'luk ''hayır'' cevabına, siyaseten başka düzlemlerde yer alsalar da, ülkenin ve demokrasinin geleceği için kaygılar taşıyan başka siyasal partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok
önemli katkıları da göz ardı edilemez.

-- Bunun yanında, hiç bir partiye üye ya da taraftar olmamakla birlikte insanların, bu referandumda, daha önce belki de hiç örneği görülmemiş bir şekilde ''gönüllü aktif katılımı'' olduğu gözlenmiştir. İnsanlar sosyal iletişim kanalları ile ilişki kurarak ''hayır'' çalışmalarına maddi, bedensel katkı koymuşlardır. Bunların hepsini bir partinin- ki bu parti CHP oluyor- sepetine atmamak ilerisi için doğru ve geçekçi bir değerlendirme olacaktır. Bu konuyu ileriki yazılarımda tekrar ele alacağım.

Yazımın başlığı olan ''Güzel Huzursuzluk'', rahmetli Prof. Dr. Mümtaz Soysal hocamızın, 12 Mart öncesi günlerde kaleme aldığı ve bu yazı ile ''orduyu isyana teşvik ettiği'' gerekçesi ile hapse atıldığı meşhur makalesinin adıdır.

Bu referandum, büyük şehirlerden başlayıp, tüm topluma yayılma potansiyeli gösteren, iktidarın 15 yıllık uygulamaları sonucu ülkemizin geldiği yerden hiç hoşnut olmayan büyük bir kitlenin huzursuzluğunu göstermektedir.

Bu huzursuzluk sivildir, uygardır, çağdaştır ve aydınlık bir geleceği müjdelemektedir.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.