Türkiye acil olarak Göçmen Bakanlığı kurmalı demiştik. Bu arada Halep'ten yeni göç dalgası haberleri geldi. Malum önümüz kış... Karadan PYD ve IŞİD silahlı baskısı arasında bunalan çoğu Türkmen mülteci Rus ve ABD savaş uçakları bombardımanı altında ezilen binlerce Haleplinin kitleler halinde kışı geçirmek üzere sınırlarımıza dayanması yakındır. Bakalım o zaman 'Bayrı Bucak Türkmenleri'' diye ortalığı ayağa kaldıranlar ne yapacak?

Göçmen Bakanlığı teklifimizi Genel Yayın Yönetmenimiz Veysi Şahin de desteklemişti. 17 Ekim 2015 tarihli yazımızda ise Almanya Şansölyesi Merkel'in 3 milyon Euro karşılığında Türkiye'yi Avrupa'ya mülteci akınına karşı, Suriyelileri topraklarımızda ''istiflemek istediğini''ni yazmıştık.

Ahlaksız teklifti bu. Amaçları Almanya başta olmak üzere Avrupa'ya mesleği olmayan niteliksiz mülteci akınını önlemek… Çünkü uluslararası anlaşmalara göre mülteci olarak kabul edilen kişilerin o ülkede ''vatandaş haklarını kullanma'' hakkına sahip olacaktır. AB mültecilere maaş ve sosyal haklar vermek zorunda kalacaktır. Tespitimiz doğru çıktı.
TÜSİAD Başkanı Cansel Başaran Symes da Merkel'in 'ahlaksız önerisine' karşı önceki gün  tavır koydu:
'Türkiye depo değil… Haklı söze ne denir?

Alman basını da Merkel'in Türkiye ziyaretini Erdoğan’a seçim desteği olarak eleştirdi.  Merkel'in mülteciler konusundaki planını da ''Türkiye’yi Avrupa’nın kapıcısı yapma, Türkiye’nin Avrupa’nın Mültecileri için tampon  bölge yapılması'' planı yorumlarına da katılanlar oldu. Gerçek de budur.

Merkel'in böyle bir zamanda Türkiye'yi ziyaretinin asıl nedeni “mülteci” sorunudur.  Yüzbinlerce hatta milyonlarca mültecinin AB ülkelerinin kapısına dayanmasıdır. Kuşkusuz ki mülteciler Almanya başta olmak üzere AB için bir tehdit değil. Tersine yaşlanmış Avrupa için milyonlarca genç işsiz vazgeçilmezdir. Dahası aynı zamanda Avrupa işçi sınıfının mücadelesini bastırmanın da bir aracı olarak kullanmak üzere de mültecilere ihtiyaç vardır. Ancak Merkel'in dediği gibi sorun bu kitlelerin ''kontrolsüz olarak Avrupa'ya akmaya başlamasıdır'' ki Merkel de mültecilerin Avrupa’ya akışını kontrol altına almak için gelmiştir.

Maalesef, öyle anlaşılmaktadır ki detaylarda sorun olursa da Merkel, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Avrupa’nın kapısında durak ve mülteci akınlarının kontrol altına alınmasında havuz ülke Türkiye... Yani AB'nin yedek işçi ordusunun kışlası olarak sorumluluk üstlenmesi konusunda anlaşmıştır. Buna karşılık AB; Türkiye'ye külfeti paylaşmak üzere yılda 3 Milyar Euro verecek. Geri Kabul Antlaşması ile Türkiye, gelen mültecileri (yedek işçi kışlasında toplanan mülteci işçileri) barınmadan mesleki eğitime, dil eğitiminden çocukların yetiştirilmesine kadar her alanda eğitimden geçirerek AB'nin ihtiyacına göre bir plan dahilinde Avrupa'ya gönderecek! Koca Türkiye Cumhuriyeti'nin düşürüldüğü duruma bak mı dersiniz. Yoksa AB uşaklığında hizmette sınır yok mu dersiniz? Varın siz karar verin.                                      

Peki, ne yapmalı?
Suriyelileri dışarı atalım diyen yok. Aksine Türkiye hemen bir Göçmen Bakanlığı kurmalı önerimizi ciddi ciddi ele almalı. Ama bunu Almanya istediği için değil. Hatta Almanya başta olmak üzere Avrupa'ya mülteci akınını da engellememeli. İsteyeni yollamalı. Karşı durmamalı. Umarız ki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve geçici azınlık seçim hükümetinin başbakanı Ahmet Davutoğlu Alman İmparatoru Wilhelm pozundaki Merkel'e gereken tepkiyi vermiştir. Biliyorsunuz Sultanahmet'e bir Alman Çeşmesi yaptıran Wilhelm'i İstanbul'da ağırlayan Osmanlı İmparatoru Abdülhamit  saraylarda, altın varaklı koltuklarda ağırlamış ve kendisine ''Hacı” unvanı verilmişti.

Topal Ördek ve Ankara’da bir yetkili
Maalesef uzatmalı Başbakan Davutoğlu, görevinin “emanet olduğunun” farkında değil. Davutoğlu, topal ördektir. Emanet Başbakanlık görevi en fazla 20 gün sonra sona ermektedir. 1 Kasım'da seçim var. Seçimde nasıl bir sonuç çıkacağını “seçmen ve sandık” bilir. Erdoğan'ın bir çılgınlık yaparak, hükümeti kurma görevini kime vereceği bile tartışma konusudur. Koltuğu seven Davutoğlu, özellikle dış politikada başta Başbakan adayı ve Ana Muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalefete bilgi vermeyerek bizce suç işlemektedir. Bu hükümet tabii ki legaldir. Ama Türk Dışişleri politikasını kökten değiştirecek yetkinlikte değildir. Olamaz da. Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu ise ayrı bir havada. Serkan Demirtaş, Ardan Zentürk, Duygu Güvenç, Aslı Aydıntaşbaş, Kadri Gürsel  gibi isimlerle Dışişleri Bakanı-politika muhabirliği ve yazarlığını aşan bir hukukla gazetecilere kapı aralığında, ''bir yetkili'' mahlasıyla konuşmaktadır. Değilse, kendisine sütunlarımız açık. Lüks restoranlarda gazetecilere İstanbul seferleri yapmaktadır. Hem de topal ördek Davutoğlu ile taban tabana zıt görüşlerle. Bu etik değil.  Hem de Türkiye'ye yapılan haksızlıktır. Muhalefete, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu'na ve kamuoyuna... Gidin muhalefete bilgi verin. Putin-Obama, Putin-Esad görüşmesi, Esad'ın iktidar süresi yetkisiz altı ay ile sınırlandırılıyor diye seçim öncesi AKP'ye taze kan pompalanıyor. Oysa gelen haberler hiç de öyle değil. Peki, seçim arifesinde niye ''cambaza bak, cambaza'' oynanıyor.  Kimin adına. Peki, başta Murat Özçelik olmak üzere CHP kurmayları bu konuda niye susuyor? Yoksa sükût ikrardan mı geliyor?
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.