Bize bunları yaşatanları unutmayacağız. Yastayız. Yakamıza karanfilleri süs diye takmadık. Kırgınlığımızı, kızgınlığımızı, öfkemizi 'yedi nesil' unutturmayacağız. Ama huzurumuzun katilleri gibi asla kırgınlığımızın ve kızgınlığımızın, ''kindarı'' da olmayacağız. Ama unutmak yok. Çünkü biz sadece insanız.
Unutmamak ve unutulmamak için buradayız. Sokakta olacağız. Hayatın içinde de... İnadına iyi olacağız...
29 Ekim’de de Ankara'dayız. Cumhuriyetimizin kalbinde. İlk TBMM'de, kahpe bir saldırı ile 97 canımızı  bıraktığımız Barış Meydanı’nda, ardından da Anıtkabir’de... Meşalenizi alın gelin...
Siyasi Partiler mitinglerini iptal etmiş.
Sizi sokağa çıkmaya çağırıyorum... Yaşamaya, sinmeden, korkmadan yaşamaya. Hayatınızı ve acınızı paylaşmaya…
Sinemaya gidin... Mezarlıklarda ölülerinize dua edin... Aile yemeklerine çıkın... Yaşlı ve aile büyüklerini ziyarete gidin.
Dert paylaşınca azalır. Varlık paylaşınca çoğalır. Sevgi de...
Bulunduğunuz bölgede barış şehitlerinin ailelerini, terör şehitlerinin ailelerini, Soma, Suruç, Uludere, Diyarbakır mazlumlarının ailelerini sık sık ziyaret edin. Hemen başlayın.
Demokrasi emanetleri ile ilgili sıkıntıları lütfen bizimle de paylaşın. Mazlumların demokrasi yetimlerinin maddi manevi yanında olun. Unutmayın. Onlar bizim için öldü.
En önemlisi adalet ve hukuk demişiz. Bir de sevgi ve  barış demişiz.  Ey mübarek kayıplarımız. Affedin!
 Huzurumuzun Katilini Arıyoruz
Biz buradayız… Burada olacağız... Huzurumuzun katilini arıyoruz.
Ya siz? Hele Sen...
IŞİD dedik. Kamyonlar, tırlar dolusu silahlar gözümüzün önünde sınırı aşıp giderken sorduğumuz her soruya ‘haddinizi bilin!’ demiştiniz.
Biz o had bilmeyenlerden olduk gene.
‘Yanınıza bırakmam’ dediniz, ‘bırakma’ dedik.
Şimdi kanlı bir sonbahar Cumartesi’sinden arta kalan etlerimizden kim olduğumuzu teşhis edebilmek için doktorlar, laboratuvarlarda DNA'larımızı ayrıştırmaya çalışıyor.
Öyle kaynaşmışız ki halkın laboratuvarlarında defalarca test etmemize rağmen bizi sizi ayrıştıramadılar...
Üstümüze basarlar, yıkılırız, ezilmeyiz... Asansör düşer biz ölürüz.
Fıtratımız bu kaçmayı bir türlü beceremeyiz.
Eziliriz ama  un olur geliriz. Hem de bir gider bin geliriz.  Diyarbakır’da bomba patlar biz ölürüz.  Suruç’ta biz ölürüz. Soma’da da... Cumhuriyetin kalbi Ankara’da da...
Kaçmak ve yılmak fıtratımızda yok. 
Sen!
‘Anamızı da alıp gidecektik’ değil mi? Aldık gittik tamam. Anamız, babamız, çocuklarımız ve kardeşlerimizle bir sonbahar günü neşeyle gittik. Balonlar uçurduk, halaylar çektik. ‘Bu meydan kanlı meydan’da iken ‘kalkın, ayağa kalkın’ diye haykırdık. Ankara’da bir meydanda anamız, babamız ve kardeşlerimizi kaybediverdik. Anamızı alıp gitmedik. Evlatlarını bulamayan analar bıraktık geride. Analarını bırakan evlatlar gibi... Babalar, kocalar gibi…
Sen!
Yanlış anlamışız...
‘Yüzde elliyi evinde zor tutuyordu’ değil mi? Biz bu yüzde elli meselesini de hiç anlayamamışız. Bir berber bir berbere gibi bir tekerleme miydi? Yüzde elli öteki yüzde elliyi bir kaşık suda mı boğacak? Meydanlarda bomba mı patlatacak?
Anlayamadık affedin.
Hepimiz. Ama hepimiz...
‘Yurtlarda kızlı erkekli kalan günahkârlardık’ değil mi?
Ayrıştırılmak istenirken, bir bakmışız yan yana, kucak kucağa ölüme gitmişiz.
Selam olsun halkın kardeşliğini savunan barış güvercinlerine!
Selam olsun barışı ve kardeşliği savunan barış şehitlerine!
Size inat ‘Barış Şehitleri’ yaşayacak gafiller, uyanın!
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.