Evet, hayır oyununda son on güne geldik.
Başından beri söylüyorum, 17 Nisan'dan sonra hayat devam edecek. 16 Nisan'ın da sorunlarımıza çözüm olmayacağı ortaya çıkacak. Yorgan gidecek, kavga bitmeyecek.
Türkiye son şu anda fiilen tek adam tarafından yönetildiğine kim hayır diyebilir.
Tek adam yönetimi çözümse o zaman iç ve dış sorunlarımız her geçen gün çığ gibi büyüyor. Oysa Türk halkı en iyi troyka ile yönetilir. Hep böyle oldu. Troyka kurumlar, troyka isimler.
Çok örnek olarak aldıkları Osmanlı bile padişah, şeyhülislam ve sadrazam üçlüsü ile 600 yıl yaşatmadılar mı devleti. Ya unutturmaya çalıştıkları Selçuklu, Hun. Onların yönetim şeklinde ayrıca erklerinde aksakal denilen bilgeleri, bilginleri, kamutay denilen meclisleri, katun ya da hatun denilen hükümdar eşleri söz sahibiydi.
Peki, o zaman bugün Türk tipi başkanlık dedikleri, bu tarifin neresinde acaba?
Ya Atatürk'ün İnönü, Fevzi Çakmak ya da Kazım Karabekir ve Rauf Orbay ile oluşturdukları troyka. Celal Bayar-Menderes-Köprülü troykası.
Hani bunları unuttunuz da hafızanız Gül ve Arınç ile kurduğunuz troykayı da mı silindi belleğinizden.
Tek adam yönetimi, başta AKP'nin kadrolarını tasfiye edecektir. Unutmayın. Hayır çıkarsa AKP bölünmez. Tam tersi evet çıkarsa, AKP içindeki çekişmeler çatışmaya dönecektir. Ama o zaman da siyasi partilerin en büyük işlevi Türk Tipi Başkanı yani tek bir kişiyi seçmek olacağı için, fark etmez. Açıktan çatışmanın bir anlamı olmayacaktır.
Bu sebeple diyorum ki, Manisa, Kayseri ve Konya başta olmak üzere bu oldubittiyi kabul etmeyecektir. Hayır için meydana çıkmasa da evet demeyen Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Ahmet Davutoğlu ile birlikte partilerine, siyasi partiler düzenine de sahip çıkacaktır AKP seçmeni. Evet çıkarsa 17 Nisan'dan sonra sadece TBMM ve Milletvekilleri değil, İlçe Başkanları, İl Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyeleri de işlevsiz kalacaktır. Türkiye'yi seçilmişler değil, bürokratlar, atanmışlar yönetecektir. Parti içi dengelere, kişilere ihtiyaç kalmayacaktır. En büyük zararı da AKP görecektir. Bizden söylemesi..


Referandumu sandığa gidenler kazanacak
Evet-hayır denkleminde karşılıklı PKK-Barzani yakınlaşması aramak doğru değil. Ama MHP seçmeni çoğunlukla Kerkük'te Barzani Bayrağının dalgalanması ile ilgili olarak, "Tarihte böyle zafer görülmedi. El-Bab'ı almaya gittik, Kerkük'ü verdik" diye bakarak iktidarın Barzani'ye "evet" karşılığı yol verildiğini düşünmeye başladı.
MHP Kocaeli Eski Milletvekili Lütfü Türkkan, halka sokularak birebir ve yüz yüze siyaset yapan bir isim. Buna karşılık sosyal medyayı da çok etkili ve bilinçli kullanıyor. "Çokoprens için yollara dökülenler, Kerkük deyince ahraz oluyorlar" diyen Lütfü Türkkan
da benim gibi sandığa gidilmesi ve sandığa sahip çıkılması konusunda çok hassas. Bu tezini de rakamlara şöyle döküyor:
Sandığa gitmeme oranı yüzde 18-20'leri bulduğu takdirde, referandum evet oyları açısından yüzde 56,2’yi bulma ihtimaline sahip.
‪Sandığa gitmeyenler “öğrenilmiş çaresizlik” yaşıyor. Yani %60’ı sonuçların kendisinin vereceği bir oy ile değişmeyeceğine inanmakta.
‪Sandığa gitmeyenlerin yüzde 75'i HAYIR'cı…
‪Sandığa gitseler sonuç değişir. Aksi durumda EVET tarihi rekor kırabilir. Örnek Cumhurbaşkanlığı ve 2010 Referandum sonuçları. Bu referandumda sandığa gidenler kazanacak, konuşanlar veya yazanlar değil.


CIA ve Pentagon mücadelesi
Ve son not. 17 Nisan'da sorunlar aynı kalacak. Sonuç ne olursa olsun. Dış sorunlar, FETÖ mücadelesini bile ikincil kılabilir. Ancak Fetullah Gülen ve FETÖ bir dış sorun olarak hep gündemde olacaktır. Çünkü Fetullah Gülen ve FETÖ sadece Türkiye'nin iç sorunu olmaktan çıktı. Daha doğrusu bir anlamda FETÖ Amerika'nın bir iç çekişme konusu olduğu için de bize daha büyük bir sorun olarak yansıyor.
Nasıl mı?
Fetullah Gülen ve grubu bir CIA ve FBI organizasyonu. Daha doğrusu onların içine sızdığı bir yapı. Yönettiği bir yapı. ABD içinde ılımlı İslam projesi çerçevesinde de okulları var. ABD'ye gelen Müslüman ve zenci gruplarının üzerinde etkili kılınarak, özellikle Malezya ve Afrika kökenli Müslümanların ülkeye adaptasyonlarında kullanılıyor.
Eeeee ne var diyeceksiniz?
Sorun şu. Obama yönetimi daha çok CIA ve FBI desteğine dayanıyordu. Pentagon güvenlik ve dış politikada daha ikincil idi. Trump ise geleneksel ABD politikası olan Pentagon'a dayanıyor.
Bu ne demek?
Türkiye'nin ABD ile ilişiklerini sağlayacak olan Türk aktörlerinde değişiklik demek. Türkiye'nin ABD ile temas kuracak olan sözcülerini değiştirmesi demek...
Yoksa siz Başbakan Binali Yıldırım'ın gerginliğinin referandumdan kaynaklandığını mı düşünüyordunuz. Öyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Binali Bey gerçekten çok samimi ve çabalıyor. Özellikle dış politikada. Söz ettiği çift başlılık da sakın dış politikada yaşanmasın?

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osmanoğlu 2017-04-03 13:15:17

Türkiye,Türkiyenin bir kişiden büyük olduğunu göstermelidir. Bunun için hayır tiranlığa

Avatar
Doğan Özdemir 2017-04-06 10:41:39

Kutlarım; güzel bir yazı olmuş.

Avatar
acun 2017-04-09 05:25:25

kerkükü vermek??.. komik..