Dünkü Fetullah Gülen mi AKP'den, AKP mi Fethullah Gülen'den çıktı yazımız ilgi gördü. Yanlış anlaşılmaları önlemek için söyleyeyim dünkü başlıktaki FETÖ tanımı ile AKP isminin aynı anlamda yorumlanmaya açık olarak yan yana gelmesi sehvendir. Yazının içinden de anlaşılacağı gibi amacım FETÖ ile AKP'yi yasadışı işbirliği suçlamasıyla yan yana getirmek değildir. Fethullah Gülen Cemaati ile AKP'nin geçmişte gerek kurumsal, gerekse başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile oluşan organik bağıdır. Zaten bu sır da değildir.
Benim vurgulamak istediğim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in 1995 yılında merhum Necmettin Erbakan tarafından gönderilen "iktidarımıza engel olmayın" mesajıyla başlayan cemaat ile yakınlaşma, organik bağdır. Yani, Erdoğan ile Fethullah Gülen Cemaati ilişkisi sığ değildir, yıllara dayanan bir hukuk ve zamanla AKP'nin kuruluşuyla amaç birliği, ortaklığı oluşmuştur.
Bu sebeple 28 Şubat sürecinde de Cemaat çok aktif olmuştur. Fethullah Gülen ve Cemaati merhum Erbakan'ın şiddetle karşısında olurken "yenilikçi" diye ortaya çıkan gençleri, "aksakallılara" karşı var gücüyle desteklemiştir. Gerek medyasında, gerek iyi ilişkiler içinde olduğu Avrupa Parlamentosu’nda, ABD'de de lobilerini yapmıştır.
Maddi ve manevi yanında olmuştur.
Peki, Gülen Cemaati mantar gibi mi ortaya çıktı?
Hayır...


Çiller, Gülen’e ne dedi?
Sadece Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş ve Deniz Baykal cemaatleşmeye hep mesafeli durmuştur. Hata karşı durmuştur.
Merhum Demirel ve Özal karşı durmasalar da devlet işine ve TSK içine asla karıştırmamıştır. Tam tersi yakın çevresini de dikkatli olmaları yönünde uyarmışlardır.
Kantarın topuzu Tansı Çiller ile kaçmaya başlamıştır. Tansu Çiller 1993 ya da 1994 yılında Fethullah Gülen'i Başbakanlık konutuna davet ederek bir cemaat liderini resmi konutta ağırlayan ilk başbakandır. Kendisi reddetmiyor ama konulara hâkim olmamasına rağmen, bu ilişkilere balıklama atlamıştır. Cemaat ve çekişmelerinden o kadar habersizdir ki, o dönemde görüştüğü Gülen ile Merhum Enver Ören'e selam göndermeye bile çalışmıştır. Çevresindekiler bu "gaf"ı kapatıncaya kadar akla karayı seçmiştir.
Çiller 28 Şubat sürecini başarılı olmasa da TSK'yı kullanmaya çalışarak hatta cemaatler aracılığı ile lehine çevirmeye çalışmıştır. Bu süreci merhum Erbakan'a karşı koz olarak kullanmaya kalkmıştır. Siyasi nezaketten ve davranıştan uzaklaşarak "havada ikmal" adı altında başbakanlık kapmayı istemiş, bu da partisinin fiilen havada bölünmesine neden olmuştur.


Baykal, Erbakan, Demirel, Türkeş ne yaptı?

Bu cehalet karşımı düşüncesizlik, cesaret Fethullah Gülen grubunun hem önünü açmış hem de devlet içinde palazlandırmıştır. Başını Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan'ın çektiği yenilikçi grup da 28 Şubat sürecinin Erbakan ve RP aleyhine işlemesine seyirci kalmıştır.
Demirel mi?
Cemaatlere mesafesini şu hikâyeyle tekrar kısaca hatırlatalım. Kemal Kaçar başkanlığındaki Nur Cemaati kabinede temsil istemiş. Demirel de olur demiş. Sonra siteme gelenlere de "Evet temsilciniz var, Başbakanınız var, ben" demiş. İşte tecrübe farkı.
Alparslan Türkeş de yeşil kuşak için partisinin üs olarak konuşlanmasını önlemek için MÇP Kongresine başı açık kadınları ve emekli generalleri davet ederek, yönetime almıştır. Lider kolay olunmuyor.
Dün Türkeş'in vefat yıldönümüydü. Birbiriyle küs onlarca grup siyahları çekerek Başbuğlarını ziyarete gittiler. Bu bölünmüş tablo da liderliğin sadece yüzde elli oy almak olmadığını göstermiyor mu?
Siyaset cemaat ilişkisi çok nazik bir ilişkidir. Öncelikle şunu söyleyeyim. Ama kızmak yok. Siyasi Partiler gelir geçer. Hepsi CHP değil ki. Merkez sağ partileşme için söylüyorum bunu. Cemaatleşme dolayısıyla Fethullah Gülen Cemaati de asla yok olmayacak, ortadan kalkmayacaktır. Potansiyel olarak. FETÖ ayrıdır, cemaat sempatizanı ve mensubu olmak ayrıdır. FETÖ dış destekli kan dökmüş bir örgüttür. İster kontrollü, ister kontrolsüz ihtilal yapmaya teşebbüs etmiştir, kan dökmüştür. Demokrasimize kast etmiştir. TBMM bombalanmıştır. Şehitler verilmiştir. Bu affedilmez bir suçtur, asla mazur gösterilemez.
Ama bunu bahane ederek, kontrollü bir şekilde tek adam rejimine gidilmesi de kabul edilebilir değildir. Kabullenmeyeceğiz. Niye kabullenelim ki? Eski ortakların kayıkçı kavgasına dönen, parlamenter rejimi ortadan kaldıracak bir siyasi sidik yarışını kabul etmemiz mümkün değil. Evet de çıksa ki çok zayıf bir ihtimaldir. Parlamenter sistemi savunmaktan, mücadele etmekten asla vazgeçmeyiz. Cumhuriyetçi demokrat yapımızdan da…

Kılıçdaroğlu ne yapmalı?
Tekrar ediyorum referandumda çıkacak olan evet, AKP'nin içinde iç mücadeleyi, parçalanmayı başlatacaktır.
Aslında evet ile de hayır ile de Türkiye güllük gülistanlık olmayacaktır.
"Hayır kargaşa, evet kaos demektir"…
Çözümü hayır ile başlayan restorasyondur.
Evet ise hemen seçim demektir. İki durumda da çare erken seçimdir.
Ama nasıl bir seçim?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sandıklar açıldığı saatlerde üç şey için çağrı yapmalıdır!
1- Uzlaşmayla yeni anayasa. İçinde seçim kanunu, siyasi partiler kanunu dâhil temel kanunların da bulunduğu yeni bir anayasa.
2- Yeni Anayasa ile erken seçim tarihinin ilanı
3- CHP için üç dört gün sürecek bir cumhuriyet kurultayı, seçimli, yeni örgütlenme modeli ile birlikte.
Bu yönde işaretler var!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Jale 2017-04-05 18:43:05

Türkiye bir kişiden büyüktür