CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün sordu.

Hangi ülke ile iyiyiz?

Mısır, Irak, Suriye, Almanya, Yunanistan, Rusya.

Hepsi ile saç saça baş başayız.

ABD ve İngiltere ise bir dargın bir barışığız.

Bu tavırı salt milliyetçi söylemlerle geçiştiremeyiz. Başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidar başarısız. Hollanda ile "itişmede" düşman yaratılamadı. Bu kavga tutmadı. Tam tersi Avrupa'da 5.5 milyon vatandaşımız diken üstünde. Hayat kavgası ve vatan sevgisi arasında bırakılmışlar. Bu kavgaya milli bir kavga demek doğru da değil. Adına referandum kavgası denebilir.

Mahallede kavga bazen iyi de, genişletmek yanlış. Hele hele Misak-ı Milli dışına çıkarak, dost bırakmamam, selam verecek bir ülke bırakmamak vahim.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan önceki gün Türkiye'nin itilip kakılacak bir ülke olmadığını söyledi. Doğru bir söz. Sonuna kadar bu sözün yanındayız.

Peki Türkiye'yi itilip kakılacak durum kim sürükledi?

Kemal Kılıçdaroğlu mu?

Erdoğan bu arada büyük bir uluslararası gafa da imza attı.

Böyle giderse hiçbir Avrupalının güvenle Dünya'nın hiçbir yerinde güvenle sokağa çıkamayacağı mesajını verdi.

Şimdi AB ve Dünya "bu ne demek?" diye soruyor.

Haklı bir soru..

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demek istedi?

Bu tür ifadeler Türkiye'yi ve kendisini uluslararası platformda zora sokmaz mı?

Hem de uluslararası mahkemeler önünde dava konusu olmaz mı?

Nitekim AB Komisyonu AB nezdindeki Büyükelçimizi çağırarak bu sözlerin açıklamasını istedi.

Türkiye'yi ve iktidarı uluslarası terörü yönlendirecek hatta yönlendirme suçlamalarıyla karşı karşıya getirebilir.

Bu tabii ki doğru bir suçlama olmaz.

Ama bu sözlerden hemen sonra İngiltere'deki DEAŞ Terör saldırısı türü provakasyonlar bizi zor durumda bırakabilir. Oysa Türkiye'nin geleneğinde uluslararası hukuku her şeyin üstünde tutmak vardır. Atatürk'ün döneminde bütün devletlerin, uluslararası hukuku hiçe sayarak oldu bittiler yarattığı sırada bile Türkiye uluslararası hukuk yolundan şaşmamıştır. 1936 Montrö Boğazlar sözleşmesi Türkiye'nin bir birinin boğazına sarılmış devletleri hukuk ve barış çerçevesinde bir araya getirmesiyle imzalanmıştır.

Bir an önce Türkiye'nin ulus devlet. ve Lozan barışı ayarlarına döndürülmesi gerekmektedir. Bunu da sağlayacak olan, Türkiye'yi bu ayarlara döndürecek olan süreç de bana göre ancak 16 Nisan ertesinde çıkacak hayır ile mümkündür.

16 Nisan iktidar ya da cumhurbaşkanı değişitrmeyecek.

Umarım 17 Nisan'dan başlayarak herkes, hepimiz diplomasinin ve devlet adamlığının kabadayılıkla hele hele kolpacılıkla ilgisi olmadığını anlar.

Bu sebeple bizim yolumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün yoludur.

Savaşın ne kadar feci bir şey olduğunu en iyi askerler, kurmaylar bilir.

Teşbihte hata olmaz. Hatırlatmakta fayda var. Mussolini birinci dünya savaşında askere gitmemek için İsviçre'ye kaçıyor. Ama Duçe olduktan sonra sırtından merasal üniformasını çıkarmadı. 2. Dünya Savaşını körükledi. Habeşistan'a saldırdı.

Ya Hitler?

Birinci Dünya Savaşının sonunda onbaşı rütbesiyle terhis oldu. 1933'de yüzde 34 oy ile önce Şansölye yani başbakan, sonra Führer olarak meclisin bütün yetkilerini alarak Dünya'yı ateşe buladı. Bunlar olurken Atatürk kahraman nir generaldi.

Kurtuluş savaşının başkomutanı sıfatını bir kenara bırakıp üniformasının bir daha giyinmemek üzere çıkarttı. Militarizmin ve yayılmacılığın kol gezdiği bir dünyada, asker olmayanların mareşallık tasladığı bir dönemde Atatürk uluslararası barış ve hukukun savuncusu oldu.

Hepimizin örnek alması gereken de budur.

Hayır, Türkiye'de kurumları yerli yerine oturtacaktır.

Evet ise Dünya'nın sonu değil.

Evet de hayır da bizimdir.

Iktidar da muhalefet de...

Bu kişilerin sorunu da değil..

Sonuç ne olursa olsun Türkiye yeni bir döneme giriyor.

Eskiden yeni olmaz.

Yeni yenidir...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.