banner87

Hep söylüyorum. MHP seçmenini AKP mi, CHP mi tercihine zorlamayalım. Her ne kadar MHP seçmeni bazı noktalarda CHP seçmenine yakın olsa da...

Neden mi?

Orhan Türkdoğan 1972-1973 tarihleri arasında ülkücülerin yayın organı olan Devlet Dergisi’nde 6 okun da dokuz ışığın da esin kaynağının Kuva-i Milliye uhdesinden alındığını yazmıştı. Ve eğer CHP altı okun milliyetçilik unsurunu geri planda tutmasaydı MHP doğmazdı tezini savunmuştu.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'ın da arkadaşımız Ülkü Çoban'a dediği gibi muhafazakâr demokrat olmaz. Türkiye, Uysal'ın çok doğru tespit ettiği gibi sadece etnik ve din ile laiklik tartışmaları arasında "nefesi daralmadı", aynı zamanda ideolojik, demokratik zemininde de kaymalar yaşadı.  15 yıldır Siyaset tamamen algı daha doğrusu aldatmaca ve promosyon üzerinden yürüdü.

Peki, CHP ve MHP aynı çizgi üzerinde mi?

Tabii ki hayır! Olmamalı da…

CHP'nin de MHP'nin de yolu ayrı.

Ancak söz konusu rejim ve parlamenter sistem olunca yol birlikteliği kaçınılmaz. Bu parlamenter sistemin bir ürünü olan AKP için de geçerli. 

MHP seçmeninin kafası "hayır" ağırlıklı net. Bu noktada Saadet Partisi'nin temsil ettiği Milli Görüş ile Demokratların da duruşu net. Net olmayan daha doğrusu etik olmayan AKP içinde kendisine yıllarca milliyetçi, demokrat veya milli görüşçü diye yer bulanlar, aslan payını alanların tavrı, samimiyetsizliği.

16 Nisan referandumu iki kutuplu bir mücadele değildir. Aslında bir mücadele değildir. Halkın yetkisini daha dar bir kadroya daha doğrusu tek adama beş yıllığına tartışmasız teslim edip etmeyeceğidir. Halk bu yetkiyi bir kişiye verecek mi, vermeyecek mi?

Bu Çevik Bir gibi birisi de olabilir. Başka bir kişi de. Trump gibi bir kişi de, Obama gibi bir kişi de olabilir.

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu bu noktada en ılımlı yolu izliyor. Halkın bu noktada dikkatini çekiyor. Başbakan Binali Yıldırım bu noktada sertliği bir nebze yumuşattı. Devreye hemen Cumhurbaşkanı Erdoğan meşhur polemikleriyle  girdi. 

Sertleştirmeye çalışıyor. Meral Akşener kendi mahallesinin içini tanzim ediyor. Milli Görüş ve Demokratlar daha aktif olmalı. CHP hata yapmamalı. Germemeli, anlamı yok. Başarılı da götürüyor. Dün Ahmet Hakan'ın köşesinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın açıklamasını okudum. Başbakanlık makamının kaldırılıp kaldırılamayacağı ile ilgili yorumunda Hakan yine haddini aşarak "cehalet" demişti. O ise dil sürçmesi. 

Bülent Tezcan tane tane izah ediyor, Hakan'ın cehaletine de çare çabasıyla olacak şekilde diyor ki, "kastedilen çoğunluk partisi genel başkanıdır. Sayın Genel Başkanım partili cumhurbaşkanının sakıncalarını izah ederken meclis çoğunluğunun başka partide olması halinde çoğunluk partisi genel başkanı ile cumhurbaşkanı arasındaki çatışmalara dikkat çekmiştir."

Tezcan dil sürçmesini de Kılıçdaroğlu'nun aynı konuşmada Başbakan Binali Yıldırım'a yönelik "kendi koltuğunu yok etmek için alanlara çıkıyorsa" sözleriyle açık açık ortaya koyuyor.

Bu tespitler doğru. Bu arada TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın suskunluğuna dikkat çekmek istiyorum. Öncelikle büyük geçmiş olsun diyorum. İyileşti ve görevinin başına döndü Sayın Başkan. Ama  bu referandumda "evet" sadece başbakanlık makamını ortadan kaldırmayı önermiyor. Asıl yarayı TBMM alıyor bizce. Peki, TBMM Başkanı İsmail Kahraman ne diyor? Mesela TBMM devre dışı kalacak mı? İkinci başkan olarak niye TBMM başkanı ya da bir parlamenter önerilmedi? İsmail Kahraman'ın da çok rahatsız olduğunu tahmin ederek, bu konuda kendisini görüşlerini açıklamaya davet ediyorum.

Son notum inançlara bulaştırılmak istenen iğrenç evet hayır oyunu ile ilgili. Bırakın din adamı, adına adam bile demeye utandığım bazı yaratıklar Şeytan'ın insanoğluna tapınmayı reddettiği ve hayır dediği için Allah tarafından cezalandırıldığını söylüyor. Peki, bunda ne var diyeceksiniz? Arkası var. Güya kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim, İblisin bu tavrı yüzünden hayır kelimesini yasaklamış. Yazıklar olsun. 

Hep söylüyorum. Başbakan Binali Yıldırım gerçekten iyi niyetli bir insan. Bence başarılı da kendi açısından. O da niyeti yukarıda saydığım münafıklarla aynı maksatla olmasa da "reddetmek hayır demek insanın fıtratına uygun değildir" demiş. 

Binali Yıldırım'a uyarı da eski imam hatipli Ahmet Hakan'dan gelmiş:

İslam la ile başlar, yani hayır ile. Önce bütün putlara hayır denir, ardından evetler gelir.

Bence, Gültekin Uysal'ın dediği gibi siyaseti oksijensiz bırakan etnik, laik ve İslam üçgeninden çıkarmalı. Bunun için ben de diyorum ki, 'hayır'ı olmayanın ‘evet’inin kıymeti, ağırlığı olmaz!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.