Bu ta başından beri böyleydi. İki adım geri bir adım ileri. Tam mehter yürüyüşü

Sadece siyasette değil. AKP tüm işlerinde böyleydi.


İnanmıyorsanız ekonomiye bakın. Orada da iki geri bir ileri, gidiyoruz. Şu anda büyümemiz yüzde kaç? Üç.


Kaçlardan düştük, düşünün... Büyümüyoruz bu durumda, küçülüyoruz. Buyurun siyasete bakın. Hep düşman ve öteki yaratma siyaseti.


Ya dış politika? Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan önce,'Biz Suriye'ye Esed'i devirmek için girdik' dedi. Gören duyan da 'Vay be Türkiye'ye bakar mısın, ne diyor' derken doksan derece dönüşle yapılan tam tersi bir açıklama...


- Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için girdik. Alın AKP'nin dış politikası... Biz, ülkemizin başı beladan kurtulmuyor derken sayın yöneticilerimiz söylevleri: Herkes bize düşman... Dört bir tarafımız sarıldı... Neden acaba? Sakın, Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği dış politikayı terk ettikleri için olmasın?


Ya da gerektiği gibi yönetemediklerinden mi? Söylüyoruz, yazıyoruz, uyarıyoruz ikaz ediyoruz,
anlatıyoruz dinleyen yok... Şimdi de tutturdular bir başkanlık meselesini halka dayatıyorlar... Ellerinden gelse Başbakanlığı kaldıracaklar. Bakanlar ile TBMM üyeliğini ayıracaklar. Yani, parlamenter sistemi yıkacaklar. En azından genetiğini bozacaklar.


Ne demişti kendince merhum Özal? 'Yapabildiklerimi yaptım, değiştirmeye gücüm yetmeyenleri
bozdum'Niye yapıyorsunuz kardeşim, ülkemize niye bu kötülük? Gerekçe daha doğrusu konfeksiyon bahane hazır. Ülkeye siyasi istikrar gelecek. Koalisyonlar istikrarı bozuyormuş. 15 yıldır kim iktidarda? Yoksa AKP içinde bilmediğimiz bir koalisyon mu var? Varın siz söyleyin. Çekinmeyin. Yoksa AKP kocaman bir koalisyon mu ki, Erdoğan bu koalisyona güvenemiyor.


Devlet Bahçeli gibi yeni koalisyon ortakları arıyor. Söyler misiniz, hangi koalisyon döneminde ülkenin toplumsal huzuru bozuldu? Rejim tartışmaları bu kadar yoğun yaşandı? Savaş tamtamları susmak bilmedi? Valla şimdiye kadar huzursuzluğu, ayrımcılığı, adaletsizliği, din-toplum çelişkisini hiç bu kadar yaşamadık.


Evet, koalisyonlarda tartışmalar ve çekişmeler vardı ama ülkenin bütünlüğüne yayılmış bir huzursuzluk yoktu. Mahkemeler çalışıyordu. Hiç kimsenin aklına karşısında durduğu hâkimin hangi cemaat kimin adamı olduğuna ilişkin bir soru gelmiyordu. Acaba haksız uğrar mıyız haksız yargılanır mıyız diye bile aklımızdan geçirmiyordu. Yalan mı?


Mahkemelerin de büyük haksızlıklar yaptığını, yapacağını 60 yıllık yaşamım da açık açık yaptıklarını son 15 yıl hariç Cumhuriyet yönetiminde ne tanık oldum ne de gördüm...


Üniversite sınavlarına giriliyordu... Acaba birileri soruları çalmış da yandaşlarına torpil yapmış mıdır diye aklımızdan geçirmiyordu geçirmiyorduk. Nüfusumuzun ezici çoğunluğu güveniyorduk. Biz, hırsızlığı din adamı olarak devletten uzun süre maaş alan, aynı zamanda devletin içine sızan o sözde din adamı sayesinde yine bu iktidar sayesinde gördük, yaşadık...


Geçmişte de hükümetlerde değişince taraftarlarına az çok çıkar sağlardı. Ama hiç biri ülkenin stratejik kurumlarını el sürmezdi hatta büyütürlerdi bu kurumları ganimet bulmuş da yandaşlarına dağıtıyormuş havasına girmezdi.


Mesela ihaleleri bir yandaş alıyorsa beş de hak eden başkaları alırdı. Kendi adamlarından biri devlet dairesinde müdür yapılırsa bir iki de başka görüşte olanlar hak ederek müdür olurdu. Toptancı bir anlayış, aşırı sağ-sol çatışmalarının yaşandığı dönemlerde dahi bu hale gelmemişti. Bu doğru. Ama yine de böyle değildi. İdeolojik ayrımın dorukta olduğu iktidarlar döneminde bile, yine farklı görüşten insanlar okullarını bitirince işe başlar, atanır, tayin
olur, bir yerlere gelebilirdi.


Özellikle idari mahkemeler, beğenilmeyen kararlar verseler bile böylesine şüpheyle bakılan, kurumlar değildi. Hakkınızı arayabilirdiniz. Devletin bir yerlerinde sizi doğru anlayacağını umduğunuz vicdanlı hâkimler bulunacağına ve adaletin mutlaka tecelli edeceğine inanırdınız...

 

Ne zaman ki, ipin ucu ben dindarım, Müslümanım, Osmanlıcıyım diyerek, toplumca değerli olan
kavramları kullananların eline geçti... Her şey tersine döndü... Kurumları, değerleri, devletin geleneksel yapısını teker teker yıktılar...


Yıktıktan sonra da her zamanki gibi yanılmışız dediler. İki adım geri bir ileri, dememizin nedeni bu. Şimdi geldi ve getirdiler suçun tümünü parlamenter sistemde, deyip o zaman sıra parlamenter sistemi 'yıkmalıyız' noktasına getirdiler... Yazık...


Kurumları yıkanlara... Adalet duygusunu ortadan kaldıranlara… İslam ile aldatmaya alışanlara.
Yönetim erkini kullanmayarak, ya da kullanamayarak kusuru parlamenter sisteme atanlara yazık!


Hatta yazıklar olsun!
Seyredenlere de...
Hepimize...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.