Sermayenin kâr hırsı, yasalardaki boşluklar, iktidarın çoğu örnekte olduğu gibi ‘kader’ seviyesine kadar inen görmezden gelişleri, işçiye yaralanmalar, meslek hastalıkları ve ölüm olarak geri dönüyor. Dahası hesabı bile sorulamıyor.

2012’de yapılan bir çalışma gösterdi ki dünyada her yıl 100 bin çalışanın 55’i yaptığı iş yüzünden yakalandığı hastalıktan, 100 binde 10’3 ise iş sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybediyor. Sermayenin kâr hırsı, işçiye uygun koşulları yaratmasına engel oluyor ve birçoğu önlenebilirken meslek hastalıkları işçileri sinsice ölüme götürüyor…

Türkiye, adını ancak iş cinayeti haberleriyle duyabildiği bir meslek hastalığıyla boğuşuyor: Silikozis.

Sermayenin hesabı net
Silikozis, aslında en eski meslek hastalıklarından biri. İnsanlık tarihinin her döneminde görülüyor. Örneğin Mısır mumyalarında silikotik nodüller bulunmuştu. Bu gerçek, durumu daha da karmaşıklaştırıyor: İnsanlık o günden bugüne bir adım ilerleyemedi mi?

İlerledi elbette. Ancak sermaye düzeni insanlığın ilerleyişini ancak kendi lehineyse görüyor, kolluyor. İşçinin çalıştığı fabrikada, atölyede kullandığı makinenin dişlisi kadar değeri olmaması bundan. Üretim araçlarını elinde bulunduranlar, düzenleri hüküm sürdükçe “Bir işçi gider, kapıda bekleyen işsiz ordusundan onun yerine birini seçerim” diyor. Hesap net.

Silikozis’in ‘gelişimi’ de biraz böyle. İşin ucuza getirilmesi, kâra kâr katılması her şeyden önemli. Bu nedenle bir meslek hastalığı olarak silikozis, önlenemiyor, önlenmiyor.

Onlarca iş kolunda aynı tehlike
Silikozis, kamuoyunda ‘kot taşlama’ ya da ‘kot kumlama’ işçilerinin maruz kaldığı hastalık olarak biliniyor. Bir yanıyla öyle de. Ancak etken madde olan ‘silika’ taşlarının kullanıldığı sayısız iş alanı var. Örneğin kazma, delme, tünel açma işlemleri, taş ocakları ve madenler (kömür, altın, kalay, demir, bakır, nikel, gümüş, granit, tungsten, uranyum gibi) silikoz açısından riskli iş kolları. Silikanın kullanıldığı ve hastalığın gelişim gösterme riski olan diğer bazı iş kolları ise gemi yapımında çeliğin boyaya hazırlanması, mücevher kesme, işleme, cilalama işlemleri, kurşun kalem yapımı, cam, kristal, tuğla imalatı, seramik, porselen ve çini yapımı, dökümhanelerde döküm kalıptan çıkarıldıktan sonra temizleme, perdahlama, çapak giderme, cilalama işlemleri, diş protezi yapımı…

Neden ölümcül?
Silikozis, etken maddesi olan silika taşlarıyla girdiği akciğeri zaman içinde ve yavaş yavaş oksijensiz bırakarak yok ediyor. Maruz kalma oranına göre seyri ve etkileme gücü değişen hastalığın geri dönüşü ise mümkün değil.

Silikozisle mücadele
Prof. Dr. Sedat Altın ve Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan ‘Dünya'da ve Türkiye'de Silikozis’ başlığıyla yazdıkları bir makalede, gelişen teknoloji ile birlikte yüksek basınçlı kompresörlerin kullanıldığı maden, kum püskürtme ve birçok endüstriyel iş kolunda çalışan işçilerin maruz kaldığı toz oranındaki dramatik artışın, hastalığı hızla ölümcül bir hale soktuğunu kaydediyorlar. İki bilim insanı, Silikozis ile bugünkü anlamda ilk mücadelenin 1932’de, Amerika’da bir tünel yapımında çalışan işçilerin çoğunda bu hastalığın görülmesiyle başladığını belirtiyorlar. Bundan sonraki süreçte, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 1947’de Silikozis’i meslek hastalığı olarak ilan etti. Dünya kamuoyunda büyük bir farkındalık oluştu ve Türkiye de aynı yıl bu hastalığı meslek hastalığı olarak kabul etti.

Avrupa’da, İngiltere’de yasak
Silikozis hastalığına neden olan çalışmalar, kapalı alanda yapıldığında daha ağır hasarlar çıkartıyor. Gerekli tedbirler alındığında Silikozis hastalarının sayısı kontrol altına alınabiliyor. Hatta bazı ülkeler, hastalığa neden olan ‘taşlama’ ve benzeri işleri yasakladılar. Örneğin, ‘taşlama’ işi 1951 yılında İngiltere’de, 1966’da da Avrupa ülkelerinde yasaklandı. Aslında Türkiye’de tekstil sektöründe de 2009’dan beri yasak ama mantar gibi çoğalan, her apartmanın bodrum katında karşınıza çıkabilecek atölyelerde faaliyetlerin sürdüğü biliniyor.

‘İki liralık’ ölüm
Yasak var ama yaptırım yok. Dolayısıyla atölye var ama tedbir yok. Normalde birçok ülkede uzay kıyafetleriyle yapılan ‘taşlama’ ya da diğer adıyla ‘kumlama’ işlemleri, Türkiye’de merdiven altı atölyelerde 2 liraya satılan toz maskeleriyle yapılıyor.

‘Gözle görünmeyen’ ölüler
Hal böyle olunca da Türkiye, silikozisle bir anda tanıştı. Tekstil atölyeciliğinde etkili bir ülke olan Türkiye’de, dünya çapında markaların kot ve benzeri ürünlerine yapılan kumlama işlemleri ve iş yoğunluğu, birbiri ardına ölü getirdi. İlk vaka 2004’te Erzurum’da görülmüştü. Bunu 2005’te bir iş cinayetiyle İstanbul izledi. Bu yıldan sonra silikozis cinayetleri hızlandı. Türkiye’de şimdiye kadar ölüm sayısı 74. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir ‘nokta’ var. Bu sayı ancak tespit edilebilen. Çünkü kaçak atölyelerde hastalanan işçilerin ölümü de tam anlamıyla incelenmiyor. Zaten yoksul olduğu için böyle bir iş kolu seçen kişilerin bir çoğu haklarını bile arayamadan canlarını veriyorlar.

Şu anda kesin sayı bilinmemekle birlikte, Türkiye’de iki binden fazla silikozis hastası olduğu tahmin ediliyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine göre, Türkiye’de yılda 200-300 civarında silikozis vakası tespit ediliyor. Ancak sigortasız çalıştırılanlar kayıtlara girmediğinden bu rakam da gerçekleri yansıtmıyor.

Türkiye'ye nasıl geldi?
Deniz kumunun basit bir kompresör yardımıyla yüksek basınçta püskürtülmesi esasına dayanan kumlama yöntemi, Türkiye’de 1980’lerin sonunda tekstil sektöründe uygulanmaya başladı.

Prof. Dr. Sedat Altın ve Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ın makalesinde yer alan ve kesin olmadığını söyledikleri bir bilgiye göre; kumlama yöntemi, 1987 senesinde Almanya’da İstanbul’a gelen bir işçinin, Alman teknikerlerin de yardımıyla Alibeyköy’de dere kenarında bir kot kumlama atölyesi kurmasıyla başladı. ‘Hacı’ lakaplı bu işçinin kurduğu atölye sonrasında İstanbul’un kenar mahallelerinde birbiri ardına mantar gibi kot kumlama atölyeleri açıldı. Büyük çoğunluğu bodrumlarda kurulan bu küçük atölyelerde kapalı ortamlarda sağlıksız koşullarda çalıştırılan işçiler her gün saatlerce hastalığın etken maddesi olan silika yüklü toz bulutuna maruz kaldı.

Tedavi değil önlem lazım!
Silikoz hastalarının ve ölümlerin artması üzerine Sağlık Bakanlığı, Mart 2009’da yayınladığı genelgeyle kot kumlama işlemini yasakladı. Bunun ardından Ocak 2010’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararla hiçbir sosyal güvencesi olmayan silikozis hastaları, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlandırılmaya başlandı. Ancak bu tedaviler ölüme yollanan işçilere çare değil. İşçinin çaresi olmayan bir hastalığa yakalandıktan sonra ücretsiz tedavi edilmesi ya da maaş bağlanması sorunu çözer mi?

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin açıklamalarına göre, Sosyal Sigorta otoriteleri meslek hastalığı teşhis edildiğinde işçiye sigorta fonundan ödeyeceği tazminatı ödemekten kaçınıyor, teşhis ve tazminat sürecini işçinin katlanamayacağı denli uzun, meşakkatli ve çoğu noktada işçiyi aşağılayıcı bir süreç olarak düzenleniyor.

Diğer birçok meslek hastalığının da ana nedeni olan o merdivenaltı atölyelerin bir an önce kapatılması gerekiyor. O atölyeler kapatılmadan Türkiye’nin yarası kapanmayacak, aksine daha da kanayacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Asena 2019-02-17 12:38:32

İşçi ölümleri, kadın ölümleri son zamanlarda hırsızlık 100/% çoğaldı. Hergün acayip hırsızlık olaylarına tanık oluyoruz.

Avatar
ŞEFİK 2019-02-18 11:04:31

Pnömokonyoz=Bu başlık altında toplanan onlarca hastalık vardır: kömür işçisi pnömokonyozu, silikoz, asbestoz, siderozis vb. gibi.