Annem hipertansiyon hastası olduğu için düzenli olarak ilaç kullanmak zorunda… Belirli aralıklarla kontrole gidiyor ve doktoru ilacın dozajını ayarlıyor. 10 gündür düzenli kullandığı ilacı bulamıyoruz, haliyle tansiyonu 18’lere çıktı. Doktoru ‘muadil’i olan başka bir ilaç verdi ancak tansiyonu hala normale inmiş değil, ‘neden bana iyi gelen ilacımı kullanamıyorum’ şikayetiyle sürekli bir tedirginlik içinde. Bir başka yakınım ise onlarca eczane dolaştığı halde belirli aralıklarla kullanması gereken ilacı bulamamış.

Bu ve benzer hikayeleri etrafımızdaki herkesten duyuyoruz. Ülkede ilaç sıkıntısı yeni değil, 2018’in son aylarından bu yana devam ediyor. Kurda başlayan yükselişle birlikte Sağlık Bakanlığı’nın sabitlediği euro kurunun düşük kalması, yabancı ilaç üreticilerinin piyasaya ilaç vermemesine neden oldu. Birçok yabancı ilaç üreticisi ve depolar da şubat ayında açıklanacak yerin kuru beklemeyi tercih edip depoların kapısını kapattı. Hastaların şikayeti artınca bakanlık, şubat ayında yeni kurun belirlenmesiyle ilaç sıkıntısının sona ereceğini, bulunamayan ilaç olmayacağını söyledi. Mart ayının sonundayız ve hala ilaç yok!

Çünkü bakanlık piyasada var olan euro kurunun çok altında bir fiyat belirledi, ithalatçılar da 10 liraya getirdiği ilacı 6 liraya satmanın mantıklı olmaması nedeniyle satışları durdurdu. Bakanlık buna da çözüm buldu tabii! Diyorlar ki “olmayan ilacın yerli muadilini kullanın.” Tamam kullanalım tabii de birçok ilacın özellikle kanser, tansiyon, kalp ilaçlarının yerli muadilleri yok. Bir başka sorun da Türkiye’de üretilen ilaçların yüzde 40’ına yakınının hammaddesinin ithal edilmesi. Yani sizin belirlediğiniz euro kuruyla değil, piyasada var olan kurla ithalat yapıyor bu üreticiler. Dolayısıyla “zarar edeceğime üretmem” diyerek kritik ilaçların üretimini durduruyorlar. Oysa eczacıların deyimiyle ‘en pahalı ilaç, bulunamayan ilaçtır.’ Halkın sağlığı döviz kuruna heba edilemez, edilmemeli. Dağ başlarına yapılan ve ‘müşteri’ bekleyen şehir hastaneleri için harcanan milyonlarca doları, ilaç sanayisi için harcamak gerekiyor. Tankın, topun yerlisini üretmek de önemli ama önce sağlık.

Gelelim meyve sebzeye…

‘Tanzim satışlar fiyatları düşürdü’ deniyor. Evet düşürdü ancak sadece tanzim satış açılan İstanbul ve Ankara’da ve tanzimde satılan 4-5 ürün kaleminde düştü fiyatlar. Yani soğan, domates, patlıcan vs… Patates fiyatları hala yüksek hatta marul, maydonoz gibi kışlık sebzelerin yanına bile yaklaşılmıyor. Hatta marul şubat ayında fiyatı en çok artan gıda ürünü oldu.

Et ve sütte durum ne?

Şimdilik bir sıkıntı yok gibi görünüyor. Yem fiyatlarındaki artış ve süt fiyatlarının maliyeti kurtarmaması nedeniyle birçok üretici süt ineklerini ya kesti ya da sattı. Uzmanlar nisan-mayıs aylarında ciddi bir süt sıkıntısı başlayacağını belirtiyor. Birkaç ay içinde et ve süt sıkıntısı başlayınca Tarım Bakanlığı, her zaman olduğu gibi “ithalat yapıyoruz, fiyatlar yakında düşecek” kartını da kullanmayacak çünkü yüksek döviz, et ve süt fiyatlarını düşürmeyi bir yana bırakın artıracak.

Seçim bitince sübvansiyonlar, desteklemeler de bitecek. Art arda zamların gelme olasılığı çok yüksek…

Neyse bunlar ‘beka' sorununun yanında devede kulak kalıyor!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.