HER hafta yeni bir rekor kıran ve Guardiola’nın teknik direktörlüğünü yaptığı Manchester City geçen hafta sonunda Arsenal’i 3-1 ile geçti.
İlk golü atarken Kevin de Bruyne’un yaptığı hareketleri izlerken şirk suçu işledim içimden…
Zidane yapamazdı bunları dedim bir an.
Hemen tövbe-i istiğfar eyledim:
“Bu kızıl çocuk daha tam istikrar ile bir sezonu tamamlamadı, hele bir dur..!” dedim.
Daha önce Guardiola’nın Bayern döneminde taktik kısırlığı olduğunu yazmıştım; bu sezon premier ligde sergilettiği kontra atak sanatı, klasik Guardiola oyunundan farklı.
Klopp dönemi Dortmund’unun paslı ve ivmeli çıkışlarını hatırladım.
Yeterli oyuncu kalitesine sahip olmalasalar da şampiyonlar ligini alabilirler.
Zira içerde dışarda Napoli’yi rahatça yenmek güç işti.
PSG ile olası eşleşmelerinde PSG’ye hakem kararları borcu ödenmezse önlerinde bir engel görmüyorum.
Barcelona taktik olarak 4-4-2 gibi bir şeyler deniyor.
Messi’ye rağmen Guardiola onları da eleyebilir.
Birkaç yıldır kalite hocaların uzak kaldığı ortamda Allegri ve Zidane gibi kontracılara “hoca” dedi çoğunluk.
Guardiola is coming..!
Kalenin önüne otobüs çekmesinden başka bir şeyi olmayan Mourinho’nun United’ı, Chelsea’ye yalnızca 1-0 kaybetti.
Zira karşıda da defansçı biri vardı: Conte. Aslında yine de maçın skor hakkı 2-0 idi.
Hazard net bir pozisyonda bomboş arkadaşına vermedi.
O şımarık o haset kişiliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Tottenham, iki penaltısı verilmeyen ve iki net pozisyon kaçıran Palace’ı 1-0 yenebildi.
Zaha, Towsend, deli stoper Mamadou Sakho (Alınsa Ali Koç Fener’inin Lugano’su olur), Benteke, Cabaye, Schlupp (siyahi Caner:), Puncheon gibi oyuncuların bulunduğu Palace 11. hafta sonunda 4 puanla sonuncu!
Onların düşmeme mücadelesi çok renkli olacak.
Üst üste altı kritik maça çıkacaklar.
İlk olarak Everton’ı yenmelerini bekliyorum…
Bireysel çabalarla en çok gol bulan takım Tottenham imiş.
Defansçı hoca takımlarında rastladığımız sıradan, beklenen bir durum bu.
Ama ben zirvede Mourinho’nun United’ını beklerdim.
Şaşırdım… (Pochettino Tottenham’ında hücumsal renklilik olmadığı, örneğin Dele Alli ve Kane olmasa çok sıkıntı olabileceği notunu; 27 Ağustos’daki 1-1’lik Burnley maçını yerinde izleyen genç kalem Yağız Kutay Işık da iletmişti.
Premier lig ile ilgili notlarımı yazmaya yarın da devam edeceğim zira über performans gösteren kalecilerden Bilic’in kovulmasına çok konu var.
Milli arayı fırsat bilmiş olalım gerçekten futbola dair şeyler konuşabilmek adına.
Bu ülkenin yazgısına düşmüş en güzel şeylerden biri olan Mustafa Kemal’i de saygıyla anıyorum…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.