Bodrum Akyarlar'da lastik botla, Kos Adası’na 'umuda gitmek üzere' yola çıkmıştı küçük Aylan...
Ailesi belki de etnik sebeplerle Türkiye'deki kamplarda yer bulamamıştı.
Dün Yurt Gazetesi’nin 1’inci ve 7’nci sayfalarında de yer alan minik Aylan’ın kıyıya bir yaprak gibi vurmuş cansız bedeni gören herkesi darmadağın etti. Dünya'yı da.
Acaba hepimizi mi?
Resim yayınlanmalı mıydı? Minik Aylan'ın cesedi kapatılmalı mıydı? Sonuç ne olursa olsun dünya basınını da ikiye bölen bu fotoğrafa kayıtsız kalamazdık. Çünkü tarihe kayıt düşmek gerekiyordu. Tarihin kara sayfasıydı bu ve maalesef Türkiye'de yaşanıyordu. Unutulmasın, unutturulamasın diye…  İçimiz yanıp kavrulsa, yüreğimiz kan ağlasa da 3 yaşındaki Aylan’ın o sarsıcı fotoğrafını yayınladık.
2 Eylül sabahı saat 06.00 sıralarında Bodrum Akyarlar sahilinde çektiği o sarsıcı fotoğraf; için Doğan Haber Ajansı muhabiri Nilüfer Demir, "Sahile vuran 3 yaşındaki Aylan’ın cansız bedenini gördüğümde kanım dondu. Ama deklanşöre bastığım anda gazetecilik görevini yapabilmek dışında yapabileceğim hiçbir şey yoktu” demiş.
Hayatının sonuna kadar o anı unutamayacağını emin olduğum genç meslektaşımın yapabileceği başka bir şey yoktu ama üç yaşındaki Aylan’ın minicik cesedinin insanlığın öldüğü o kumsala vurmasına neden olan savaşa yol açan tetiğe basanların “savaş” dışında seçenekleri de vardı. Ama kullanmadılar, kullandırtmadılar.
Merak ediyorum. Yüreğimizi küle çeviren bu fotoğrafa yol açan IŞİD’e El Nusra’ya eğitim verenler, her türlü silah ve lojistik desteği sağlayanlar bu fotoğrafı görünce neler hissettiler acaba?
2 yaşındaki çocukları canlı canlı yakan, diri diri kaynar su ve yağ dolu kazanlara sokarak etlerini lime lime eden bu caniler, gün gelir Türkiye’yi de Suriye’ye çevirirlerse ne yapacaklar.
Lafı uzatmadan buradan sormak, bizi telefon ve mesaj yağmuruna tutan okurlarımızın adına moda deyimle  haykırmak istiyorum:
Ey Recep Tayyip Erdoğan
Ey Ahmet Davutoğlu
Ey Kemal Kılıçdaroğlu
Ey Devlet Bahçeli
Ey Selahattin Demirtaş…
Sizler, çocuğunuzu, torununuzu kucağınıza aldığınızda minik Aylan’ın fotoğrafını hatırlayıp  içiniz yanmayacak mı? Burnunuzun direği sızlamayacak mı? Bu resmi gördüğünüzde yüreğiniz kor alev olup yanmayacak mı?
Ey, Rabia için ağlayanlar…
Aylan için de ağladınız mı?
Sayın Davutoğlu, Sayın Kılıçdaroğlu…
Bugün torununuzu bağrınıza bastığınızda aklınıza minik Aylan düştü mü?
Sayın Bahçeli, peki ya siz?
Sizin böyle bir sıkıntınız yok sanmayın! Siz de yeğenlerinizi, arkadaşlarınızın çocuklarını  kucağınıza aldığınızda yüreğiniz acıyla sıkıştı mı?

Ey Selahattin Demirtaş…
Senin de feryat figan etmen için çocukların illa kurşunla mı ölmesi gerek?
Vicdanlara sesleniyoruz, hani toplumsal vicdan nerede?
Minik Aylan, Bodrum koylarını dolaşan bir mavi yolculuk teknesinde ölmedi. Gittiği yol mavi yolculuk değil, umuda yolculuktu.
Kim bilir, belki de gerçek etnik kimliğinden dolayı Türkiye’deki göçmen kamplarına alınmayan bir ailenin çocuğuydu…
Türkiye’de ne yazık ki anormal ölümler normal ölümlerin önüne geçti.
Bir savaştan bile daha çok ölüm gerçekleşiyor bu ülkede. Duble yollarda, erkek zorbalığında,  iş kazalarında ölenler… Şehit cenazelerine ve ‘gerilla’ diye övünerek PKK'lı ölümüne gidenler…
Alıştınız beyler bayanlar, ölümlere alıştınız.
Alıştırdınız beyler, bizi bu ölümlere alıştırdınız.
Ama yemin olsun ki biz alışmayacağız.
Bunda hepinizin suçu var.

Olağandışı ölümler vicdanlarımızı kanatıyor.
Tezkere için PKK ve IŞİD gerekçelerini ortaya koyup daha nice minik Aylan’lara zemin hazırlayanlar... Ölüm üzerinden siyaset yapanlar... Ölümün gölgesinde dolar kuruyla oynayanlar... Gün gelir arkasına saklandığını sandığınız o duvarlar sizin için de yıkılır.
Paranın ve para sahiplerinin bir gün nasıl sefalet içine düştüklerinin çok örneğini gördü bu topraklar.
Adriyatik’ten Çine uzanan Osmanlı Hanedanı’nın şehzadelerini de… İstanbul Pera’da hizmetçilik yapan Çarlık Rusya’sının prens ve prenseslerini de…
Çocukların geleceği için vicdanlarınızı harekete geçirin beyler.
Minik Aylan’ı hiç unutmayın. Çünkü biz unutmayacağız. Bunun peşini bırakmayacağız.
Kimliğinin ne önemi var?
Denize bir minik can düştü. O minik beden sahile vurdu. Dünya seyretti, hepimiz seyrettik.
Adı mı? Çocuk...
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.