Ortada herkesin çok net bildiği ve kuşku duymadığı bir gerçek var; Ekrem İmamoğlu İstanbul’u 14 bin civarında oy farkı ile aldı, nokta! Bu matematiksel gerçeği her ne gerekçe ile olursa olsun kabul etmeyerek, doğrudan “Sandıktan her çıkanın kabulü meselesini de fazla abartıyorsunuz, durun bir dakika orada!” diyenler var. “Bakın anayasa bunu diyor, seçim kanunu şunu diyor, sandık sonuçları çok net, bla bla…” gibi hukuka, akla ve vicdana dayalı sözler, bunları tanımayan iktidarın çıkardığı gürültü arasında yok edilmeye çalışılıyor. Ortalama akıl, bilgi ve kavrayışa sahip herkesin gördüğü gerçekleri bazıları yok sayıyor. Çünkü bir tarafta kocaman demokratik hukuki gerçekler dururken, diğer tarafta göz ardı edemeyecekleri daha kocaman bir “iktidarın İstanbul’un kanatlarında uçup gitmesi riski” gerçeği duruyor.

İktidarın vesayeti altında olduğu izlenimini vermekten pek de kaçınmayan YSK hukuka ve vicdana sığmayan kararlarını ardı ardına verirken, “İstanbul’da İmamoğlu’na mazbatayı vereceğimizden o kadar emin olmayın” mı demek istiyor acaba? Yoksa YSK’nın, muhalefetin hiçbir itirazı ile sandık yeniden sayım taleplerini kabul etmemesi ve KHK’lı belediye başkanlarına mazbatalarını vermemesi kararları nasıl açıklanabilir?

İktidarın hep aklında olduğu söylenen bir fikri, demokrasiye inanmadığını belirten Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz yazdı; Bekamızı demokrasiye feda etmeyelim, fetişleştirilmiş demokrasinin korunması kaydıyla, mahalli yönetimler de (tıpkı üniversite rektörlerinde olduğu gibi) Merkez tarafından atanma yoluyla belirlenmeli” dedi. Erdoğan’ın bunu 2019 sonrası için uygulama niyetinde olduğu 2017’de yazılmıştı. Bu “parlak fikri” daha önceden uygulamaya koymadığı için Reis’in belki de çok pişman olduğu düşünülebilir.

Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un geliştirdiği, insan ihtiyaçları kategorilerini piramitle açıkladığı psikoloji teorisi meşhurdur. Bu teoriye göre, piramidin en altında sıralanan beslenme ve barınma gibi fizyolojik ihtiyaçlar giderilemeden, daha üstteki görece gelişmiş (daha soyut) ihtiyaçlara sıra gelmez. İstanbul’un elde tutulması iktidarın fizyolojik, yani yaşamsal ihtiyacıdır. Hukukun üstünlüğü, vicdan ve hakkın teslimi gibi insani değerler ise yaşamsal olarak diğerleri kadar zaruri olmayan, piramidin daha üstündeki taleplerdir. İktidarın İstanbul’u teslim etmemek için elinden gelen veya gelmeyen her şeyi denemesi bundandır.

İstanbul’da seçim öncesi, seçmen hareketliliğinin en çok olduğu ilçelerin tamamını AKP’li belediyeler almışken polis neden sadece Büyükçekmece’yi basıyor, ev ev dolaşıp seçmenleri sorguya çekiyor? YSK İstanbul için nihai kararını neden sürekli erteliyor? Maltepe’de sandıkların yeniden sayımları iki haftadır neden bitirilmiyor?

Bu ve diğer soruların yanıtları Maslow’un teorisinde yatıyor; İstanbul’un, iktidarın fizyolojik var olma problemi olduğu görülmektedir. Bu var olma çabasını, hukuk ve vicdan gibi soyut ve tali ihtiyaçlara göre çok daha yaşamsal gördükleri ortadadır. Aynı temel var olma dürtüsünün YSK üyelerini de kişisel olarak etkisi altına almamış olması umuluyor ve İmamoğlu’na mazbatasının teslim edilmesi ülkece bekleniyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.