banner87
Denizli’de yaşanan enteresan bir olay var ki yeni Türkiye’nin düşünce yapısını, zihniyetini gözler önüne sermesi bakımından üzerinde konuşulması gereken bir örnek…

Denizli’de bir kadın gazeteciyi yaptığı haberden dolayı ifadesine başvurmak üzere karakola çağırmışlar. Hadi diyelim buraya kadar normal, gazetecilerin yaptıkları haber, yazdıkları yorum nedeniyle ifade vermeleri sıradanlaştı, her gün gördüğümüz vakalardan biri haline geldi. Peki kadın gazeteciyi ahlak masasında ifade vermeye çağırmak da ne demek oluyor?

Gazeteciler hiçbir dönemde bu kadar itibarsızlaştırılmadı. Meslektaşımız kendisi de sormuş zaten, ‘Hayırdır, beni fuhuş yaparken mi yakaladınız da ahlak masasında ifademi alıyorsunuz?’ demiş. Bir gazetecinin Ahlak Şube’de ifade vermesinin çok onur kırıcı olduğunu söylemiş. Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı da bu uygulamayı yazılı bir açıklama yaparak kınamış, o kadar…

İşte yeni Türkiye böyle bir ülke artık… Haber yap, Ahlak Bürosu'nda ifade ver…

Son yıllarda öylesine ağır insan hakları ihlalleri gördük ki alıştık demeyelim ama tepkisiz hale geldik.

Öylesine ağır suçlar işlendi ve bunlar öylesine cezasız kaldı ki… Adaletin yerine gelmesini bırakın, adalet istemek bile giderek zorlaştı. Toplum haksızlıklar karşısında tepki veremez hale geldi.

Öyle şeyler gördük ki biliyoruz artık adalet istemek bile boşuna bir çaba, istesek ne olacak? Yapılan haksızlıklar nasılsa bir ceza görmüyor, yapanın yanına kar kalıyor…

Belki de bu yüzden gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül’e yapılan haksızlık büyük bir infiale neden olmuyor. Aslında toplumda var olan tepki ve öfke bilinçli bir hamleye dönüşemiyor.

Gazeteciler tepkilerini bireysel olarak, cezaevi kapısının önüne bir sandalye atıp oturarak gösteriyor. Adalet Nöbeti adı altında vicdanlar rahatlatılmaya çalışılıyor…Ki bu bile neredeyse direniş eylemi sayılıyor…

Herkes biliyor ki Türkiye’de gazetecilik yapmak giderek zorlaşıyor, cesaret isteyen bir iş haline geliyor.

Çünkü en basit haberciliğe bile tahammül yok. Muhalefet partisi başkanlarının yaptıkları açıklamalar, kamuoyuna verdikleri demeçler bile yargılama sebebi olabiliyor. Örneğin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren konuşması, bir gazetecinin savcıya ifade vermek üzere adliyeye çağrılmasına sebep olabiliyor. Hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yaptığı bir konuşma nedeniyle… Meclis kürsüsünün dokunulmazlığı bulunuyor ama bu konuşmayı yazan gazetecinin dokunulmazlığı yok ne yazık ki. Bu konuşmanın yazılması basın savcılarının yayın yönetmenlerini ifadeye çağırmasına neden olabiliyor. Bu sabah Yurt Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Veysi Şahin’in başına geldiği gibi…

Gerçeklerin değil, izin verilenin yazılmasını istiyorlar.

Aksi halde çok yüksek rakamlı tazminat davaları açılıyor, para cezaları ve hapis tehdidiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. 

Bugün yine gazetecilerin yargılandığı davalar var… Birgün Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla mahkemeye çıkacak.

Memlekette hukukçular bile adalete olan inancını yitirmiş. İzmirli bir hakim Can Dündar’a mektup yazmış; “Tüm bu yaşananların hukuk, adalet, yargı adına yapıldığı söylendiğinde içim eziliyor. Benim inandığım, içinde olduğum, yaşaması için her gün çırpındığım hukuk bu mu? İçinde bulunduğum mesleğe, 30 yıla yakındır eğitimini alıp uygulamasını yaptığım hukuk bilimine olan aidiyet duygumu yitiriyorum” demiş. Son 10 yılda yaşanan pek çok olayda, davada, hukukun değil hukuk dışı olmanın, intikamın, hukuku araç haline getirmenin egemen olduğunu hatırlatmış. Mektubun sonunu da “Yalnız değilsiniz” diyerek bağlamış.

Adalet Bakanlığı da Can Dündar ve Erdem Gül’ün tecritte tutulduğu yönünde yapılan eleştirilere istatistiki bilgilerle cevap vermiş. 26 Kasım tarihinde tutuklanan Can Dündar’ın o tarihten bu yana avukatlarıyla 34 kez açık ziyaret şeklinde görüş yaptığını, milletvekilleriyle 23 kez, ailesiyle 2 kez olmak üzere toplam 59 kez, 36 saat 23 dakika açık görüşme gerçekleştirdiğini söylemiş. Erdem Gül ise avukatlarıyla 27 kez açık ziyaret şeklinde, milletvekilleriyle 24 kez, ailesiyle 6 kez kapalı ziyaret olmak üzere toplam 57 kez ziyaretçileriyle 33 saat 23 dakika görüşmüş.

Bu rakamlarla belli ki bakanlık ‘Ne biçim hapis yatıyor bunlar, bu kadar görüşme mi olur?’ dedirtmeye çalışmış.

Deniz Seki’ye hapishanede televizyon dizisi çekme izni veren Adalet Bakanlığı’ndan aynı hassasiyeti Can Dündar ve Erdem Gül için de göstermesini bekliyoruz…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.