Mustafa Kemal Atatürk’ün büyüklüğünü her geçen gün biraz daha anlıyoruz. Mustafa Kemal Atatürk en büyük eserim dediği cumhuriyeti iki temel üzerinde yüceltmiştir. Türk Ordusunun kahramanlığı ve ileri Türk Kültürü… 

 

Atatürk takım subaylığından kademe kademe yükselerek Mareşal olmuştu. Değişik coğrafyalarda savaşarak ulusunun öz cevherini tanıdı.  Güçlüklere tahammül, zorluklara karşı direnme gücünün ne olduğunu Mehmetçik’ten yaşayarak öğrendi. Çanakkale Savaşlarında ölüm karşısında Türk askerinin akıl almaz soğukkanlılığı, inanç teslimiyeti karşısında Atatürk, “Ben Milletimi Çanakkale’de tanıdım” diyordu.


Ömrünü ulusunun kültür değerlerini tanımaya ve tanıtmaya adayan Atatürk, 12 Temmuz  1936’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, 12 Temmuz 1932’deTürk Dil Kurumu, 12,Nisan 1931’deTürk Tarih Kurumu’nu oluşturdu.  Tarih kongreleri, dünya çapında değerleri ve bilimsel tezleri, bilim dünyasına duyurdukları forumlar oldu. Bakın Prof. Dr. Sina Akşin 1997 yılında düzenlenen Çağdaş Türk Diplomasisi sempozyumunda ne diyor Atatürk’ün dehası ile ilgili. Türkiye’mizi, Batılılaştırmak, muasırlaşmak Osmanlı aydınlarının çok uzun zamandır tartıştıkları tezlerdi.   Atatürk bu konuda tam bir kararlılık gösterdi. “Çağdaş Medeniyet” dedi.  


Yılarca sürmüş savaşlar memleketimizi yangın yerine çevirmişti. Yetişmiş kadrolar Yemen’den Galiçya ve Libya’ya uzanan savaşlarda şehit olmuş veya sakat kalmıştı. Sağlam, sağlıklı nüfus çok azdı. Bir milyon kişi frengiliydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu. Verem, tifo, tifüs salgın haldeydi. 1923’te nüfusumuz 13 milyondu. Bunun 11 milyonu köyde yaşıyordu. 40 bin köyün 37 bininde okul yoktu, dükkân yoktu. Her dört köyün üçünde cami yoktu. Beş bini aşkın köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyordu. Şeker, pirinç, ekmeklik un hepsi ithal ediliyordu. 

Cumhuriyetin temelindeki Bağımsızlık Savaşı, değerli bir subay kadrosu ve Mehmetçiğin eşsiz fedakârlığı ile başarılmıştı. Şimdi yeni devletimizi eğitim, kültür, sağlık kurumlarıyla ayağa kaldırmak gerekiyordu. Bu arada çağdaş kültür kurumlarının hepsi alındı. Opera, bale, tiyatro en gelişmiş şekliyle, devlet eliyle kuruldu. Avrupa’ya hem kültür, hem sanat, hem de teknik sahada öğrenci gönderildi.  Atatürk bu gençlerin eğitimiyle bizzat meşgul oldu. Atatürk döneminde ekonomideki yatırım ölçüsü ‘ne kadar paramız var, o kadar yatırım’ şeklindeydi. Her türlü savurganlığa şiddetle karşıydı. Dış politikada barışçılığı esas almıştı. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini özdeyiş haline getirmeden 21 Mart 1923’te söylediği şu sözleri de aynı düşüncenin ifadesidir: “Savaş zorunlu ve hayati olmalı. ‘Öldüreceğiz’ diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’ diye savaşa girebiliriz. Lakin ulus hayatı tehlikeye maruz kalmayınca savaş bir cinayettir…” 

 

Atatürk’ün dış politikasının diğer bir önemli özelliği de gerçekçiliği ve maceradan uzak kalma isteğidir. Bu özelliği 1921’deki şu sözler dile getirmektedir; Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlar değiliz. Efendiler, büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu ulusumuzun üzerine çekmektir. Haddimizi bilelim. Bundan dolayı efendiler, biz hayat ve bağımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı devam ederiz. Evet, çok doğru tespitler… Bugün bazılarının Atatürk’e saldırdığını görüyoruz. Atatürk en doğru olanı yapmıştır. Allah ve din tüccarlarının aksine tertemiz bir inanç sahibidir. Hacı Bektaş-ı Veli’ye âşık, Hz. Mevlana’yı 17 kere ziyaret edecek kadar saygılıdır. Atatürk ulusumuzun ebedi lideri ve güneşidir.  Gönlümüzün en sıcak duygularıyla Atatürk’ü hürmet ve sonsuz minnetle yâd ediyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Ulus devletin kurucuları tarihin tozlu sayfalarında yerini çoktan aldı bile. Adları sanları bile yok. Ama Atatürk hala yaşıyor. Dün de gördük. Anma törenlerinde duygulanarak ağlayanların çoğu kadın ve genç. Hep söylüyorum. Atatürk’ü aslında yaşatan karşıtlarıdır, düşmanlarıdır.  Kadir Mısırlıoğlu gibilere bu konuda teşekkür etme noktasına geleceğimi kırk yıl düşünsem inanmazdım. 

 

Onların gerekli gereksiz saldırıları Atatürk’ü özellikle genç nesillerin yakından incelenmesine sebep oldu. Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler Atatürk’ün bu ülke için, kendileri için yaptığı hizmetlerin büyüklüğünü bir kez daha gördü. Dokundu. Suudi Arabistan, Irak, Suriye’yi görünce gerçek İslamın Türkiye’de yaşandığını da gördü. Atatürk’ün din düşmanı olmadığını anladı. Tam tersi olduğuna bizzat şahit oldu. Allah lâfzını ağzına dolayarak, kafa kesenleri gördü, gözleriyle... Anadolu İslamı’nın farkını da...

 

Yaşadığımız günlerde Atatürk’ün tam bağımsızlık konusundaki haklılığını tarih bir kez daha teslim etti. “Var ise hürriyetin vardır dinin imanın, namusun. Yok ise Hürriyet’in ne vardır dinin, imanın na de namusun.”  Yeni Osmanlı hayallerine dalan, 12 ada ve Lozan hezimet mi zafer mi diye dış tartışmaları ağızlarında sakız edenlerin Süleyman Şah ‘ın sandukasını kimlerin desteği ile sınırımıza getirdiği ilahi adalettir. 15 yıl ülkeyi yönet. Sonuç Misak-ı Milli sınırı dışındaki tek vatan toprağından çekil. Sonra da Musul’a gireceğim diye bağır çağır. Adama derler ki, kaldıracağın taşa sarıl!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.