Çocukluğumdan aklımda kalmış. Bizim İstanbullu Rumlar’ın kullandığı Rumca bir özdeyiş vardı: Na to kefali na to mermeri. Türkler arasında bu özdeyiş biraz değiştirilerek sıklıkla söylenirdi: Nato kafa, nato mermer. Yani ha bu kafa ha bu mermer. Ya da kısacası taş kafa!

Bu mermer meselesi yıllar sonra Atina’da karşıma çıktı. Yolda yürürken gözüme bir afiş çarptı. Afişin üzerinde “Enosi Marmaradon” yazılıydı. Yanımdaki gazeteci arkadaş heyecanlandı: “Gördün mü bak, bunlar şimdi de Marmara denizine kafayı taktılar. Marmara’ya ENOSİS istiyorlar! Bunu hemen gazeteye haber yapmalıyım.”

Arkadaşıma, dur, anlayıp dinlemeden hiç bir şey yapma, dediysem de fayda etmedi. Haberi gazeteye gönderdi. Hem de “Yunanistan Şimdi de Marmara Denizi’nde Hak İddia Ediyor” başlığıyla. Bu arada ben de harıl harıl benim Yunan arkadaşları arayıp Enosi Marmaradon’un ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Sonunda ortaya çıktı. Meğer birkaç gün sonra Mermerciler Birliği’nin bir toplantısı varmış. Afiş onun duyurusuymuş.

2004 yılında AB’nin genişleme sürecinin en önemli aşamasına gelinmişti. AB dönem başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis “AB genişlemesi başarıyla gerçekleşti” açıklamasını yapmış, AB’nin Yunancası olan Evropaiki Enosis sözcüklerini telaffuz etmişti. Bizim necip Türk basını Enosis’i görünce mal bulmuş mağribi gibi üzerine atlamış ve “Simitis yine ENOSİS istiyor” diye manşetler atmıştı.

Geçenlerde Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu Yunanistan’da yayımlanan Ethnos gazetesinin 31 Mart yerel seçimleriyle ilgili haberinde “Pontuslu seçimi kazandı” başlığına dikkat çekti ve Trabzonlu Ekrem İmamoğlu’nun Pontuslu Rum olduğunu ima etti. İmamoğlu Rum, Ermen, Yahudi, Süryani vs olabilir. Genetik kökeni kimseyi ilgilendirmez. Hatta bir suçlama vesilesi yapılamaz. Çünkü evrensel hukuka göre nefret suçuna girer.

Ancak, bu bizim siyasilerin kasaba işi siyaset yapmaları beni çok güldürüyor. Yahu insan bir sorar, dinler, sonra da saldırıya geçer, eğer saldıracaksa... Ama sonunda, Yunanca’da kullanılan “pontius” sözcüğün Karadenizli demek olduğunu görünce de şapadanak ortada kalmak da var.

Bizimkiler böyle de Yunanistan’da farklı mı, diye sorarsanız, değil, derim. Yine geçmişten bir anekdot:

Zamanın Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos o dönemler çok revaçta olan Taksim Toplantıları’na konuşmacı olarak davet edilmişti. Herkes Pangalos’un yapacağı konuşmayı merakla beklerken Atina’dan bir haber geldi. Pangalos Taksim Toplantısı’nda konuşmacı olmaktan vazgeçmişti. Neden? Çünkü Taksim Toplantısı Ankara’nın Kıbrıs için kullandığı “Ya taksim ya ölüm” sloganını çağrıştırıyordu. Acaba o toplantıda Pangalos’a Kıbrıs’ın taksimiyle ilgili sıkıştırıcı sorular mı sorulacaktı.

Bunu bana anlatan Pangalos’un ofisinden arkadaşıma kahkahalarla cevap verdim: “Yahu, lütfen önce bir öğrenin. Sonra konuşun. Taksim İstanbul’da semt adı. Bölme, ayırma demek. Yani İstanbul’un suları Taksim’de bölünüp borularla başka semtlere sevk ediliyor. O nedenle Taksim’e bu ad verilmiş.”

Yani neymiş? Doğru dürüst anlayıp öğrenmeden hiç bir haberin, yazının, sözün üzerine sazan gibi atlamamak lazımmış. Aksi halde insan fena halde madara olabilirmiş!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.