Mutsuzsun. Keyifsizsin. Şu yazıyı bile okuman yasak. Belki akşam okuyacaksın. Belki kaçamak yapacak, müdürlerinin, patronunun ve kuyu kazıcı mesai arkadaşlarının ense haritanı çıkarmadıkları incecik ve şeffaf zaman kesitleri bekleyeceksin. Seni herkes tanıyor. Sen çağdaş bir kölesin. Oysa pek muhtemel, işverenin ya da bir müdürün sana sürekli “biz bir aileyiz!” diyor. Sen ise yaşadığın üvey evlat zulmüne isyan ediyorsun. Ama bir gün olsun her derdine devaymış gibi bir köşede duran internetten yüklü bir cesaret dosyası indiremiyorsun. Soramıyorsun. “Bu ne biçim bir aile, her an sokağa atılabilirim!” diye.

            Yakında bütün dünya ve Türkiye seni tanıyacak. Sıradan bir çağdaş köle olmadığını anlayacak. Ne var ki, o vakit bir türlü gelmiyor. Çünkü emekliliğine daha epey zaman var. İkide bir SGK sitesine girip emeklilik primlerine bakıp durmaktan vazgeç. Astroloji sitelerine bakmadığın kadar baktığın bu internet sitesi seni bir gün olsun vaktinden erken emekli etmeyecek. Her gece aynı bereketsiz uykuya sırtını dayadığını unutma. “Bir gün ve bir gece daha geçti işte” diye boşuna sevinme. Ömrün geçiyor dostum. Sen bu dünyaya emekli olmak için mi geldin kardeşim?

            İşin enteresan yanı bu kaderi sen seçmiş gibisin. Elinden ne geldiyse yaptın. Belki birtakım sınavlardan süzüldün geldin. Şanslıysan masa sandalye sahibi oldun. Fakat onlar sana pranga oldu şimdi. Kimisine bir masa sandalye bile çok görüldü. Oysa tıpkı senin gibi onlar da çok daha güzel bir hayata layık olduklarını düşündüler. Ne oldu peki? Altı üstü her gün sadece yıllık izin, hafta sonu, bayram tatili, emeklilik bekleyen, 30 yıllık cezasının tükenmesini bekleyen bir tutsağa döndün. Açık hava hapishanesinde yaşıyorsun. Evinden işine, işinden evine gidip geliyorsun. Evinde dolaşmadığın kadar işyerinde dolaşıyorsun. Oğlunu, kızını, eşini görmediğin kadar müdürlerini, patronlarını, iş arkadaşlarını, müşterilerini görüyorsun.

Şunun şurasında 35 sene önce var olmayan kocaman ekranların tam karşısında hipnotize olmuş bir şekilde bir asır gibi geçen mesai saatlerinin nasıl geçtiğini bile anlamıyorsun. Hayatının ellerinden bir yağ gibi akıp gittiğini hissetmiyorsun bile.

            Bu gezegene, her sabah sana ait olmayan bir dünyaya teslim olmak için mi geldin? Gittiğin yer sana ait değil. İstersen oranın sahibi ol. İstersen ortağı, çalışanı, bekçisi ol. Ne olursan ol. Bütün bu nefes nefese koşturmanın ve şanlıysan oturmanın karşılığını alıyor olsan, çalıştığın işyerine tatile gider gibi gitmez miydin hiç?

            Hani istatistiklerde anlatılırdı ya. “Her doğan bebek şu kadar lira borçlu doğar” diyorlardı ya. Ama sen bir vakit sonra tuttun “Allah’a şükür, benim o kadar borcum yok.” dedin. Altı üstü 3-5-10 bin liralık kredi kartı borcu edindin sonra. Fakat bu korkutmuyor seni. Bu denli kesif bir işsizlik ortamında ne de olsa bütün mutsuzluğuna rağmen bir işin var. Bileğinde bilezik, mesleğin var. Sistem, sana “en azından bir işin var” madalyası takmış ne de olsa. Her an geri alabilecek dahi olsa bu madalyayı gururla taşıyorsun. Belki sevmiyorsun işini, belki nefret bile ediyorsun ama sistemin sana verdiği madalyonun bir yüzü ile işsizlere, iki yakasını bir araya getiremeyenlere karşı ibret anıtı gibi oturuyorsun sana ait olmayan bir elektrikli sandalyede.

Oysa borçlusun dostum. Sen o bebeklerden çok daha büyük bir borç altındasın. Bu borç, vatan borcu değil. Bu borç kredi borcu değil. Bu borç sistemin grafik manyağı ettiği ekonomistlerin, CEO’ların, müdürlerin, işçi temsilcilerinin, işverenlerin, hükümetlerin bilmediği, görmediği, haberdar olmadığı, gizledikleri ve bu yüzden senin de haberinin olmadığı bir borç. Doğuştan sahip olunan 10 bin liralık borç aslında bir palavra. Senin borcun çok daha büyük. Borçlusun kardeşim.

Bir ömür boyu olmayan bir metanın karşılığını yaratma cezasına çarptırılmış bir kölesin sen dostum. Aldığın üç otuz maaş, aslında senin ödemek zorunda olduğun ana borcun ufak bir faizi. Bu sistem o kadar uyanık ki, emekliliğine kadar çalışarak ödemek zorunda olduğun ana borcuna bir de faiz bindiriyor. ‘Maaşım’ diye sevindiğin para da o büyük borcun ufak faizi oluyor. Harcaman ya da harcamaman onlar için fark etmiyor. Bankaya yatırıp tasarruf yapman da onlar için bir ödeme, her sene gereksiz yere cep telefonu değiştirmen de. Uluslararası kapitalist sistem sana o maaşını harcaman veya sisteme tekrar iade etmen için veriyor. Sen ise hakkını aldığını sanıyor, haline şükrediyorsun.
Borcunun anaparası olan bir ömür boyu ücretli köleliğinin faizidir senin o şükrettiğin ve ‘rızık’ diye sana yutturulan. Uluslararası kapitalizmin boynuna taktığı ‘çalışan’ madalyonunun arka yüzüne bakarsan o madalyonun aslında bir kölelik tasması olduğunu göreceksin bir gün. Sen o ailenin üvey evladı bile değilsin. İşte bir türlü giremediğin mutsuzluk programına ait şifreyi öğrendin şimdi. Kullanıcı adı: Senin adın… Şifre: 2017…
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.