Mustafa Sarıgül’ün babası Hakkı Sarıgül, iş bulmak için ailesini memlekette bırakıp İstanbul Şişli’ye gelmişti. Sarıgül’ün o günleri, Ömer İnanç tarafından kaleme alınan 'Düğün Evinin Defçisi Ölü evinin Yasçısı' adlı kitap da şöyle yer alıyordu:

“…Köyde kalan Sarıgül ailesi ise, babalarından uzak çok zorlu koşullarda yaşam mücadelesi veriyordu. Babanın aileyi İstanbul'a aldırma işi uzadıkça uzamıştı. Ailenin 3 çocuğu da büyümüş, hatta ilkokula bile başlamışlardı. 4 yıldır babasını göremeyen Mustafa ayağında kara lastiklerle köyden merkez okula kadar bitmek bilmeyen yolda bata çıka gidip geliyordu. Beş sınıfa bir öğretmenin baktığı, bütün sınıfların da aynı salon içinde bulunduğu bir yerde okumuştu.

Baba Sarıgül de çok büyük yoksulluk içinde yaşayan ailesini geçindirmek için İstanbul'da işten işe koşuşturuyor, eşya taşıyor, mal indiriyordu. Bu durum yıllar sonra aldığı ehliyet ile şoförlük yapmaya başlayıncaya kadar sürdü.

Sonunda aile, akrabaların yanında kalmak üzere İstanbul'a geldi. Gecekonduya çıkmadan önce bir süre memleketlilerinin yanında kaldılar. İstanbul olanaklar kentiydi ama onlar yaşadıkları sefalet ve gördükleri muamele yüzünden kendilerini hiçbir zaman İstanbullu olarak hissetmediler. Onlar Erzincanlıydı.

Bu sıkıntılı günlerde İstanbul'a getirilen Mustafa, Şişli Talatpaşa İlkokulu'nun dördüncü sınıfına nakledildi. Uyumu çok zor oldu. Hali vakti yerinde çocuklara özendi, ancak kısa bir süre içinde onlar gibi olmadığını anladı. Onu en arka sıraya atmışlardı. Aralarına giremeyince içi öfke doldu. Bu şartlar kafasındaki mesleği de belirledi; Mustafa polis olmak istiyordu. Sadece erkek arkadaşlardan oluşan bir grup kurmuşlardı. Hepsi de fakir aile çocuklarıydı. Gruptaki çocukların hiçbirinin de dersleri iyi değildi. Durumu iyi aileler çocuklarının onlarla arkadaşlık etmelerine izin vermiyordu. Hep o günlerin ezikliği, kırgınlığı ile büyüdü. Dışlanınca da iyice haylaz olmuştu. Öğretmenler, kızlar, çalışkanlar, zenginler hepsi dışlamıştı. Dışlanan biri olarak iyice agresifleşip gücünü fiziki yollardan göstermeye başlamıştı.

İlkokulun ardından gittiği Şişli Ortaokulu'nu bitirir bitirmez ailesi tarafından iş derdi yaşamasın diye Zincirlikuyu Yapı Teknik Lisesi'ne yazdırıldı. Geceleri bir matbaada çalışıyor, gündüzleri okula gidiyordu. Ama Mustafa’nın gözü siyasetteydi. Karnını doyurmak için arabada yıkayan Sarıgül’ün lisede düzenledikleri bir boykot eylemiyle ilgili olarak arkadaşlarıyla destek almak üzere ilk defa gittiği CHP‘de gördüğü yakın ilgi ve alaka, gönlünü fethetti.

Siyasete 1974 yılında meslek lisesini bitirir bitirmez Şişli Gençlik Kolları ile giren Mustafa Sarıgül, CHP içinde gücün bir parçasını elinde bulunduran İstanbul Milletvekili Ali Topuz’un ekibinde yer aldı. Aslında bu ekip, kendisini CHP gençlik kollarına üye yapıp ardından Mersin’deki Parti Eğitim Kampına götürmüştü. Gençlik kollarına üye olması önce yaşının küçüklüğü ve okulunun bitmemesi gibi gerekçelerle engellenmişti. O da uygun zamanı kollamış, CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Zeki Alçin ile yönetim kurulu üyesi Halit Toraman’ın İstanbul’da katıldıkları bir toplantıda öne fırlamış ve üyeliği kapmıştı. Kavgacı ve atak kişiliği sayesinde kısa bir süre içinde sivrilerek CHP Gençlik Kolları Şişli İlçe Başkanı oldu.

Ailesinin içinde bulunduğu yoksulluk ve büyük kentin sorunları Mustafa’yı hırçın, kavgacı bir genç yapmıştı. Daha öğrenci iken iş yaşamına atılmak zorunda kaldığı için, tepkili ve çabuk parlayan bir kişiliğe bürünmüştü. 1973 Yılında Gökbakan Triko’da çalışmaya başladı. Kendi tabiriyle ‘muhasebe kayıt kuyut işine’ bakıyordu.

Meslek lisesinden mezun olduktan sonra puanının yetebildiği tek yer olan Konya Devlet Mimarlık Akademisi’ni kazandı. Ancak siyasi görüşleri nedeni ile Konya’da öğrenimini sürdüremeyince kaydını İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İİTA’ya bağlı Eğitim Enstitüsü'ne aldırdı. Bir yandan okuyor, bir yandan da çalışıyordu. Sonuçta Mustafa 1976 yılında tüberküloza yakalandı. Süreyya Paşa Sanatoryumu'nda 6 ay süreyle gördüğü verem tedavisinin ardından 1977 yılında taburcu edildi.

1977 seçimleri öncesinde AP’nin Belediye Başkan Adayı Aziz Gümüş basın toplantıları ve açık hava mitinglerinde İstanbul’un CHP’li Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ı, belediye kadrolarına CHP’li partizanları yerleştirmekle suçluyordu. Sarıgül de bu anılan dönemde Kâğıthane Belediyesi Harita Müdürlüğü’nde işe başlamıştı. Belediyeden aldığı memur maaşıyla geçinmesi zordu, çektiği yokluk da canına tak etmişti. Tek umudu partiydi. CHP İl Başkanlığı’nda uzun yıllar görev yapan, hali vakti yerinde CHP İstanbul Milletvekili ve Erhamili hemşehrisi Abdurrahman Köksaloğlu’nun özel işlerine yardımcı olmaya başlamıştı. Milletvekili Köksaloğlu, kendisini oğlu gibi seviyor, kızı Hülya ile evlendirmek istiyordu. Sarıgül de bu evliliğe hayır demedi. Kalabalık bir Erhamili heyetle kız istemeye gidildi. Mustafa bu evlilikten doğan çocuğuna kayınpederinin adı olan Abdurrahman Emir adını verdi.

Partililerden İstanbul Belediyesi’nin daha iyi olanakları olduğunu duyuyordu, büyüklerinden ricacı oldu, ricasını kırmadılar; İstanbul’un yeni Belediye Başkanı CHP’li Aytekin Kotil’den randevu alındı. Kotil, Sarıgül’ün işini çözdü, İstanbul Belediyesi'ne nakli için söz verdi. (Mustafa Sarıgül, eşi Hülya öldükten sonra Aytekin Kotil’in yeğeni Necdet Kotil’in kızı Aylin ile evlendi) Kısa bir süre sonra İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmelerinde (İETT) boş kadro haberi gelince hemen başvuruda bulundu. Vasat bir öğrenci olan Mustafa’nın sınavda sorulan soruların hepsine doğru cevap vererek 100 tam puanla birinci olması herkesi şaşırttı. Sözlü sınavda yazılıya oranla tutuk kalsa da 7 Şubat 1979 tarihinde İETT Müşteriler Dairesi Tahsilat Müdürlüğü’nde 9494 numaralı üniformasıyla Tahsilat Memuru olarak göreve başladı. Mustafa’nın genç bir memur olarak faturalarla boğuştuğu kurum koridorlarında, şimdilerde koltuğuna göz diktiği Deniz Baykal’ın Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı sıfatıyla İETT Genel Müdürü Suat Kumbasar arasında elektrikten kuruma kesilecek pay konusundaki münakaşaları konuşulurdu.

Anarşi ve terörün doruklarda olduğu, her gün sokak ortasında insanların öldürüldüğü günlerdi. Kayınpederi CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu da 15 Temmuz 1980 günü saat 18:00 de Şişli’deki yazıhanesine gelen 2 kişi tarafından kalbine sıkılan 2 kurşunla öldürüldü. Olay bütün yurtta infiale yol açtı. Fiilen tatile girmiş olan Cumhuriyet Senatosu ve TBMM Başkanlık Divanı olağanüstü toplanarak yayınladıkları bildiride; ‘Köksaloğlu’nun vatanın bütünlüğünü, milli birliği ve parlamenter rejimi yok etmek isteyenlerin amaçları doğrultusunda bu aşamada seçtikleri bir hedef olduğunu’ belirttiler.
 

Öldürülen kayınpederinden yüklü bir miras kalmıştı. Devlet memurluğu ile bir yerlere varamayacağını da görmüştü. Askerliğini yapıp ticaret hayatına atılmak üzere 16 Eylül 1982 tarihinde görevinden ayrıldı. İşten ayrılma varakasına Mustafa Sarıgül ile ilgili şu kayıt düşüldü: 'İlgili askere gideceğinden 1475 sayılı iş yasasının 14’üncü maddesi ve makamın 16.9.1982 tarihli onaylarına göre mumaileyhin aşağıda yazılı hesabın tasfiyesi rica olunur. Kıdem tazminatı verilerek iş akdi feshedilmiştir.’

Sarıgül eşi üzerinden mirasa konmuş, ne olduysa birden bire eşine kanser teşhisi konulduğu duyuldu. İnsanlar daha ne oluyor bile diyemeden eşi ani bir şekilde vefat ediyordu… Yine dedikodular arasında tüpü açarak intihar ettiği de iddialar ve bilinmezler arasındaki yerini aldı. Tıpkı tüpü başkasının açtığı söylentilerinin yanında… Böylece Sarıgül kayınpederinin mirasına tek başına kondu. Anlayacağınız bu evliliğinden geriye oğlu Emir ve bol sıfırlı bir miras kaldı.

Haziran 1992’de SHP Şişli İlçe Başkanı seçildi. SHP İstanbul İl Başkanı olmak istiyordu. İlçe kongreleri kıran kırana geçiyordu. Fahrettin Kaynar, Hüseyin Kartal, Celal Dal gibi isimlerle Şişli SHP ilçe kongresinin yapıldığı Gazi Sinemasına gitti. Sarıgül, delegenin dışındaki partilileri içeri aldırmıyordu. Arbede çıktı. Kavga tekme tokat boyutunu aştı. Sopa kullanılmaya dönüştü. İbrahim Atmaca isimli partili, gözünden ağır darbe aldı. Bir gözünü kaybetti. Arbede sırasında Mustafa Sarıgül de yumruk ve sopa atanlar arasındaydı. Mustafa Sarıgül’ün bu davranışı üzerine soruşturma başlatan SHP İstanbul İl Örgütü, verdikleri kararı il başkanı Yüksel Çengel imzalı 6 Temmuz 1992 tarih 32/226 sayılı yazı ile SHP genel Sekreterliğine bildirdi: 21.06.1992 günü yapılan Olağanüstü Şişli İlçe Kongresi sırasında ve sonrasında meydana gelen olayları, olaylar ile ilgili bilgi ve belgeleri 29.06.1992 gün ve 9 sayılı toplantısında görüşen İl Yönetim Kurulumuz, olaylar sırasında azmettirici rol oynadığı kanaatine vardığı Şişli İlçe Başkanı Mustafa Sarıgül’ün tüzüğümüzün 79/A,C,H ve 1 maddeleri gereğince Tedbirli olarak ve partiden kesin ihraç talebi ile İl Disiplin Kuruluna sevk edilmesine oy birliği ile karar vermiştir.''

Parti üst yönetimindeki abileri dönüşünü olanaklı kılmak için ihraç kararının çıkmasını önlemek istemişler, ama başaramamışlardı. SHP’den kovulunca kendi anlatımlarına göre Romanya yolunu tuttu ve fırıncılığa başladı. Orada iki fırın açtı. Yine servetinden bahsettiğinde, “Romanya’da iki fırın açtım. Bir sene sonra onları sattım. Şişli’de beş benzinlik aldım” diyordu. Ne güzel değil mi? İki kasa domates sattım, beş tane sarraf dükkânı açtım gibi.

Sarıgül’ün servetinden bahsettik ya, gelin şimdi bazı olayları hatırlayalım...

26 Ekim 2013 tarihinde, yazılı ve görsel basının gündeminde 'Firari baron için film gibi operasyon' vardı. Türkiye'nin en büyük uyuşturucu baronlarından olan Erhan Yakut, 17 ay süren firarın ardından, Selimpaşa’da faaliyet gösteren bir restorana düzenlenen nefes kesen bir operasyonla yakalanıyordu. 2012 yılında İstanbul’da ele geçirilen 851 kiloluk rekor eroinin 5 sahibinden biri olan Erhan Yakut, ünlü uyuşturucu baronları Cumhur Yakut’un yeğeni ve İslam Yakut’un da kardeşiydi…

Gelin şimdi, 21 Haziran 2009 tarihindeki bir başka operasyonu hatırlayalım. Yine uyuşturucu baronlarından biri olan İslam Yakut’a 5 yıldızlı otelde operasyon yapılıyor ve İslam Yakut burada kıskıvrak yakalanıyordu. Ailenin diğer ismi, eski Van Milletvekili Mustafa Bayram'ın damadı olan Cumhur Yakut'un, arandığı için uzun yıllar Dubai'de kaldığı ve yıllardır İran'da olduğu söyleniyordu…

Tarih 27 Nisan 2013: İstanbul’da 'Nefes kesen operasyon!' başlıyordu. İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, yapılan bir araştırmada 13 yıldır aranan Cumhur Yakut’un Türkiye’ye giriş çıkış yaptığını belirledi. Yapılan çalışmalarda, Yakut’un Sarıyer’deki ailesinin villasında olabileceği belirledi. Bunun üzerine dün operasyon kararı alındı. Özel harekât ekipleri ve diğer şubelerden de destek alan Narkotik Şube Müdürlüğü ekipleri, saat 18.00 sıralarında helikopter destekli operasyon düzenledi. Villa alanın geniş olması nedeniyle çok sayıda polisin katıldığı operasyonda, polis önce çevre güvenliğini aldı. Helikopterle alan taraması yapıldı. Ardından operasyonun startı verildi. Bu sırada çay içen Yakut polisi fark edince 5 metre yükseklikteki çay içtiği avlunun duvarından atladı. 2 bacağını kıran Cumhur Yakut, boş bir alana kadar kaçabildi. Daha sonra yere yığılan 63 yaşındaki Cumhur Yakut, polis tarafından gözaltına alındı. Adliyeye sevk edildi ve tutuklandı.
 

Mustafa Sarıgül, adı MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu raporlarında geçen Ahmet Vefa Küçük ile 7 Eylül 1995 tarihinde ortaklaşa VEFA PETROL ve TURİZM İŞLETMELERİ SANAYİ ve TİCARET ANONİM ŞİRKETİ’ni kurmuşlardı.

20 Eylül 1995 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi, sayı 3875, sayfa 243’de yer alan ve Sarıgül’ün kurucusu olduğu 335027sicil no’lu Vefa Petrol’ün ilginçliğini sadece Küçük’ün ilişkileri oluşturmuyordu. İstanbul Kasımpaşa ve Fulya’da Shell benzin istasyonları işleten Yönetim Kurulu üyeleri İslam Yakut ve yeğeni Erhan Yakut yukarıda da belirttiğim gibi Narkotik polisinin çok yakından tanıdığı isimlerdi. Yakut ailesinin en önemli ismi Cumhur Yakut ise Van eski Milletvekili Mustafa Bayram’ın damadıydı. Cumhur Yakut PKK bağlantılı uyuşturucu kaçakçılığı yapıyordu.

Sarıgül’ün fırıncılık olarak gösterdiği serveti hep şaibeliydi. 

Mustafa Sarıgül’ün de adının karıştığı, kaçak inşaat, rüşvet, mafya ilişkilerinin medya da patlak vermesinin ardından CHP bir araştırma komisyonu kurdu. İstanbul milletvekilleri Mehmet Ali Özpolat, İsmail Atalay ve Sırrı Özbek’ten oluşan komisyonun olaylarla ilgili hazırladığı rapor dehşet verici değerlendirmeler içeriyor, Sarıgül’ün servetine de ışık tutuyor, kaçak inşaat, rüşvet, mafya ilişkileri ile servet artışına dikkat çekiyordu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.