banner87
Şimdiki adı CHP, o zamanki adı SHP olan partimiz 26 Mart 1989 yılındaki yerel seçimlerde yüzde 30’a yakın bir oy alarak birinci parti oldu. Ankara, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki belediyelerin çoğunu aldı. Rakiplerini adeta sildi süpürdü.

Ancak, o tarihte öyle belediye başkanları seçildi ki düşman başına. Kendisini kral zanneden, şımarık ve SHP’ye patron olmaya çalışan belediye başkanları vardı. Tıpkı şimdi CHP’de olan bazı belediye başkanları gibi… Ve iki yıl sonra yapılacak olan genel seçimlerde iktidar olacak olan SHP’nin anasını bellediler. İSKİ skandalı üstüne tuzu biberi oldu. İSKİ üzerine dizi filmler, klipler yapıldı. Sonuç, yerel yönetimlerin babası olan ve dürüstlüğü ile tanınan sosyal demokratlar ağır bir darbe yedi. Ve bir daha da toparlanamadılar.

1991 genel seçimlerinde daha önce yerel yönetimlerde yüzde 30’a yakın oy alan SHP’nin ‘yükselişi’ durdu. Tek başına iktidar olması beklenen SHP bu sefer yüzde 22 oy alarak ancak ikinci parti oldu. Aynen 7 Haziran 2015 seçimlerinde olduğu gibi. Bir koalisyonun küçük ortağı olmakla yetinildi.1995 yılına gelindiğinde ise CHP’ye dönüşen partimiz ancak yüzde 10,71 oy alarak barajı zor aştı.

1991 yılında MHP, RP ve IDP ‘kutsal ittifak’ yaparak barajı zar zor geçmişlerdi. Hiç kimsenin ihtimal vermediği Refah Partisi 1994 yerel seçimlerinde SHP’li belediye başkanların partiyi yönetme sevdaları yüzünden ve yanlış belediyeciliklerinden dolayı Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok belediyeyi kaybettik. (Şimdiki belediye başkanlarının yaptığı yanlışlıklar gibi)... 1995 seçimlerinden sonra  Türkiye, ‘sonu belirsizmiş gibi görünen’ ama sonu belli olan bir siyasi sürecin içine sokuldu. Bir yıl sonra yapılan seçimlerde hem belediyelerdeki kötü yönetimlerden hem de parti içindeki çekişmelerden dolayı biz 10,71 ile barajı zar zor aşarken, 1991 yılında ittifaklarla barajı zar zor geçen RP seçimlerden birinci parti olarak çıktı ve Erbakan Başbakan oldu. Bizim partimizi perişan eden belediyeler, Ankara’da Melih Gökçek ile İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan ile bir yıl içerisinde partilerini birinci  yaptı. O tarihten itibaren biz de ne Ankara’yı ne de İstanbul’u alamadık. (Sayın Genel Başkan giden kolayca geri gelmiyor, dikkatinizi çekerim)

1997 yılındaki 28 Şubat Post Modern Darbesi’ni yapanlar ve Abdullah Öcalan’ı paketleyip getirenler, Türkiye siyasetinin sonucu belirsizmiş gibi görürken ama bugün baktığımızda sonucu belli olan bir zemini hazırladılar. Nitekim Doğan Taşdelen’in DSP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da milletvekili aday adayı olduğu DSP paketlenmiş Abdullah Öcalan ile birinci parti oldu. Cumhuriyetin kurucusu CHP baraj altında kaldı.

DSP’li Koalisyon dönemi başladı. Yaşı ilerlemiş olan Ecevit, ekonomik kriz, hastalık ve doğal afet ile sarsıldı. Bahçeli’nin Tekir’de yaptığı bir açıklama ile parçalanmış DSP, yıpranmış bir hükümetle  erken seçime gitti. DSP ancak yüzde 1,5 oy aldı. Koalisyonun diğer ortakları ANAP ve MHP baraj altı kaldı. 6 ay önce partiyi kuran AKP tek başına iktidar oldu.

1999 yılında DSP mağduru olan Kılıçdaroğlu 2001 yılında CHP’ye katılarak Deniz Baykal tarafından inanılmaz bir şeklide korundu ve kollandı. CHP’ye üye olmak için, devreye birçok insanı sokan Kılıçdaroğlu, Deniz  Baykal tarafından önce İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliğine atandı.  Parti Meclisi ve MYK üyeliğinin  ardından da  İstanbul’dan Milletvekili yapıldı. Sonra da TBMM Grup Başkanvekili yapıldı.

Genel Başkanlık yarışında, Baykal’a karşı Haluk Koç ile birlikteliğine rağmen Baykal tarafından tekrar milletvekili yapıldı. Sonra tekrar TBMM Grup Başkanvekili yapıldı. Üstelik CHP’ye gelen bütün dosyalar Kılıçdaroğlu’na verilerek de yıldızı parlatıldı. Ve ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı. Sonra da büyük bir kurtarıcıymış algısı yaratıldı.

Oysa 2014 yerel seçimlerinde daha fazla oy alan Mustafa Sarıgül, siyasetten adeta uzaklaştırıldı.

Malum kaset krizi patladığında tartışmasız bir şekilde genel başkan adayı gösterildi. Hepimiz Genel Başkan olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterdik. Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal ve Önder Sav ile bu satırların yazarı da dâhil olmak üzere tam desteğimizi aldı. Neredeyse oyların tamamına yakınını alarak genel başkan oldu. Siyasette Deniz Baykal ya da Önder Sav birçok insanın önünü kesmiştir. Ancak, Baykal Kılıçdaroğlu’na hiç kimseye olmadığı kadar destek ve yardımcı olmuştur. Deniz Baykal ya da Önder Sav’ın önünü-yolunu kestiği insanlar kendilerine yönelik sert eleştirilerde bulunabilirler. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun özellikle de Deniz Baykal’a söyleyebileceği tek bir gram sözü yoktur.

Şimdi birkaç gündür kaset olayı tartışılıyor. Ne yazık ki, kötü kokular geliyor. CHP içindeki bir takım isimlerin bağlantıları konuşuluyor. Deniz Baykal, Ahmet Hakan’a konuştu. İlk defa isim vererek çağrı yaptı. Dönemin başbakanı Erdoğan suskun kalabilir. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun bildiği bir şey varsa savcılardan önce bunu açıklaması gerekiyor. Merakla bekliyoruz!



Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.