Filistin’de İngiltere’nin manda rejiminin sona ermesinin hemen ardından 14 Mayıs 1948’de Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi İsrail Devleti’nin kurulduğunu açıkladı.

İsrail Devleti’nin kurulmasına karşı çıkan Arap ülkelerinin (Mısır-Suriye-Lübnan-IrakSuudi Arabistan-Ürdün) İsrail’e savaş ilan etmeleri ile Birinci Arap İsrail Savaşı başladı.

Sekiz ay kadar devam eden bu savaş 7 Ocak 1949’da Rodos Adası’nda tarafların ateşkes için bir araya gelmesi ile son buldu.

İsrail- Mısır 24 Şubat 1949’da, İsrailLübnan 23 Mart 1949’da, İsrail-Ürdün 3 Nisan 1949’da, İsrail- Suriye 20 Temmuz 1949’da ateşkes antlaşmalarını imzaladılar.

Savaş sırasında İsrail’e en büyük desteği ABD, Avrupa ülkeleri ve Sovyetler Birliği sağladı.

Savaş sonrası İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesi ile 750 bin Filistinli yaşam yerlerinden göç etmek zorunda kaldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın 1945 yılında bitmesi ile birlikte Ortadoğu emperyalist ülkelerin sürekli silah sattığı, petrol ve doğalgaz zenginliklerini sömürmek için birbirleri ile savaştırdığı bir arena haline geldi.

Emperyalizm hedeflerine ulaşabilmek için farklı gerekçelerle Ortadoğu’da savaş çıkartılmasının öncüsü oldu.

İsrail; Arap ülkelerinin şiddetle karşı çıkmalarına rağmen 23 Ocak 1950’de Kudüs’ü başkent olarak ilan etti.

Bu karar Arap ülkelerinin yeniden bir araya gelme girişimlerini hızlandırdı.

İlk savaşta kaybettikleri toprakları geri alabilmek amacıyla, bir araya gelen Arap ülkelerinin İsrail’e savaş açmasını önlemek için ABD-Fransa-İngiltere bir araya gelerek bir bildiri yayınladılar.

ABD-İngiltere-Fransa’nın 25 Mayıs 1950’de Üçlü Bildiri olarak anılan bu bildiriyle, üç emperyalist ülkede İsrail Devleti’nin yapacağı tüm eylemlerin arkasında olduklarını ve İsrail’i desteklediklerini açıkladılar.

Bildiğiniz gibi Ortadoğu’da 20 yıl sonra 1967 yılında birden patlak veren 6 gün savaşları haritaların yeniden çizilmesine neden oldu.

Savaşın bitiminde; İsrail topraklarını genişletmesinin yanında Tiran Boğazı’nı da alarak Süveyş Kanalı’na ulaştı. ABD ve Sovyetler Birliği, Arap ülkelerinde askeri üsler kurarak bölgedeki güçlerini arttırdılar.

Arap-İsrail savaşları günümüze kadar farklı alanlarda devam etti.

Ortadoğu’da yalnız Arap ülkeleri ile İsrail arasında değil Arap ülkeleri kendi aralarında da savaşarak emperyalizmin oyunlarına geldiler.

Irak - Kuveyt savaşı, İran- Irak savaşı yakın tarihimizin acı örneklerinden.

Bu savaşlar kime yaradı?

ABD, Rusya, İngiltere, Fransa bir yandan silah satarak kendi ekonomilerini geliştirdiler diğer yandan barış elçisi gibi görünüp, askeri üsler kurdular.

Arap ülkelerine ait petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarının işlenmesi ve pazarlanmasında belirleyici oldular.

Arap ülkeleri savaşlarda birçok insanlarını yitirmelerinin yanında, toprak kaybına da uğradılar.

Ekonomik birikimlerini savaşlar için harcadılar.

Savaşlarda bombalanan ülkelerini yeniden imar etmek zorunda kaldılar.

İsrail’e karşı kaybettikleri topraklarda ya- şayan yüz binlerce Arap başka bir ülkenin himayesinde bayrağı altında yaşamak zorunda kaldı.

Bugün Kudüs’e gitmek için İsrail’den izin almak zorunda kalan Araplar “Manda ve Himaye”nin ne kadar acı olduğunu yaşayarak görüyorlar.

Şimdi Katar’da hızla ateşi yükseltilen gerginlik var.

Haftalar önce Suudi Arabistan ile milyarlarca dolarlık savaş ekipmanı imzalayan ABD Katar’ı terör başı ülke olarak ilan etti.

Amerika’nın baskısı ile Bazı Arap ülkeleri de bu koroya katıldılar.

Monarşi ile yönetilen bu ülkelerde kendi saltanatlarını koruyabilmek için Amerika’nın her dediğine onay veren bu coğrafyada yeni bir savaş çıkmaması dileğimiz.

Savaşın kışkırtıcılığını yapan ABD bugün arabuluculuk yapayım, barış elçisi olayım diye teklifte bulunanda yine ABD.

Arap-İsrail savaşlarının bir bölümünü özetlemeye çalıştım.

Mağdur Arap ülkeleri ve Arap halkı..

Bugün manda ve himayeye giren Arap halkının dil, din gibi özgürlüklerini başka ülkelerin izinlerine bıraktıkları acı gerçeği ortada.

Tüm bunları görünce Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.

“Bağımsızlık Benim Karakterimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyet’in de dilini, dini vecibelerini özgürce yerine getirdikleri halde, dün manda ve himayeyi savunanların bugün onu fütursuzca eleştirmelerinin ne kadar mantık dışı, kabul edilemez olduğu ortada.

Arap-İsrail savaşlarında görüldüğü gibi, diplomasiyi bilmiyorsanız stratejik derinliğiniz yoksa sayıca fazla olmanız size savaş kazandırmıyor.

Bu tarihi gerçekler ışığında Katar olayının sağlıklı değerlendirilmesi ülkemiz için en yararlı yoldur.

Son bir söz “Katar, Türkiye’ye ne katar” olumlu-olumsuz tüm yönleri ile değerlendirilmeli, kararlar buna göre verilmelidir.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.