Öncelikle okurlarımın ilgisine çok teşekkür ederim... ‘Yazman, seni gazete patronu olarak sadece köşen ile sınırlar. Gazetenin tamamını yazdıran değil, yazan ol’ diye siyasetçi gözü ve kimliği ile yazı yazmam konusunda şahsımı cesaretlendiren dostlara da.

Eleştirenler olduğu gibi ‘destekçim’ de çoktu. Beni rahmetli başbakanım Bülent Ecevit’in varlığı, ve izlediği yolu da cesaretlendirdi. Bülent Ecevit bir gazeteciydi.  Altan Öymen de. Orhan Birgit de. Üstelik ben gazeteci değil, ‘siyasetçi kimliğim’ ile yazıyorum. 

CHP geleneğinde gazeteci siyasetçi çoktur. 

CHP içinde çok başarılı yayın yönetmenleri var. Enis Berberoğlu, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Utku Çakırözer’in yansıra Barış Yarkadaş, Eren Erdem gibi gazeteciler de milletvekili olarak görev yapıyorlar. CHP gibi sosyal demokrat bir partide gazeteci milletvekillerinin olmasından doğal ne olabilir ki?

Üstelik yazarlık, gazetecilik de değil.

İnsanın bildiklerini yazması, paylaşması ve bilgilendirmesi bana göre topluma karşı bir görevdir. Siyasal hayatta bildiklerim, yaşadıklarım ve tecrübelerim öyle mezara götürülecek bilgiler değil. Bunları paylaşmam lazım. Kamuoyunun bilmesi  lazım. Görev başındayken tanıdığınız, bildiğiniz, meydanlarda mangalda kül bırakmayan bir takım siyasetçilerin nasıl kirli ilişkiler içinde olduğunu, hangi karanlık güç odaklarıyla ortak çalıştıklarını bir göreve gelmek için nasıl pazarlıklar yaptıklarını  bilmeniz lazım.

Öyle sanıyorum ki; bunların gerçek yüzünü gördüğünüzde benim feryadımın ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız. 

Bir göreve gelmek için, babasını bile satacak olanlardan, parti ve ülkeyi kurtarmamız lazım. Adam satmayı meslek haline getirenler ne parti ne de ülke yönetebilir. Şovmenlere de dikkat etmeliyiz. Bir tiyatrocu gibi rol kesenler, siyasetin merkezindeymiş gibi ilgi görünce sapıtmaya başlıyorlar.

Sizden ricam, bu artistlerin ve aktrislerin samimiyetini, test etmek için isterseniz küçücük bir istekte bulunun. Eminim ki o zaman bunların sadece şov yaptıklarını zaten anlayacaksınız. Siyaset ciddi bir iştir. Ne kadar kirlenirse kirlensin, bu ülkeyi aydınlık günlere taşıyacak olan da siyaset kurumudur.

Ama hangi siyasetçi?

Sahtekar, yalancı, yalaka, yavşak, şovmen, adam  satan siyasetçiler değil.

Dürüst, namuslu, cesaretli, doğru bildiği için ölümü göze alan siyasetçilere ihtiyaç var.

Türkiye’nin ve partimizin de içinde bulunduğu bu durum ancak böyle düzelir.

Eğer düzelmesini istiyorsanız.

Yoksa  fincancı katırlarını ürkütmeyelim, bize de bir şey düşer diyorsanız yapacağınız tek şey uzaydan bir kurtarıcı beklemektir.
2002 yılında AKP iş başına geldiğinde, 2023 hedefini koyduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP ile dalga geçenler, gözünüz aydın.
Ne kadar yazık.


Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerini sızlatmaya devam edecekler.

Laik cumhuriyetin ve demokrasinin tehlike altında olduğunu söyleyerek, meydan meydan dolaşanlar eğer samimi iseler bu tehdidi ortadan kaldıracak söylevlere, kadrolara ve stratejilere baksınlar.

Nasılsa CHP’nin baraj sorunu yok.


Başta İş Bankası olmak üzere belediyeler gibi epey arpalıklar da var.
Kadrolu Ana Muhalefet olarak da bir konumu var
.
Bizden ancak bu kadar diyerek, vaziyeti kurtarmaya çalışanlardan bir an önce kurtulmalıyız. Çok partili sisteme geçtiğimiz 1946 yılından bugüne kadar  tek başına iktidar olmadığı halde bıkmadan usanmadan bu partiye oy veren dede-baba-torun seçmenlere eğer biraz saygınız varsa, dürüst olun ve kendinize gelin.
Gelmezseniz birileri sizi kendinize getirir…
 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.