Uzan Grubu’nun daha doğrusu Cem Uzan’ın yürüttüğü hukuk savaşında dün bir dönemeç daha alındı. Odatv.com sitesinde yer alan habere göre, Cem Uzan’ın Uluslarası Tahkim Mahkemesi’nde açtığı ÇEAŞ-Kepez davasında mahkeme, Uzan’ın taleplerini yerinde bularak lehine yeni bir karar verdi.

Habere göre mahkeme, Türkiye’den 7 gün içinde “4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun TBMM’de görüşülmesi sırasındaki bütün meclis tutanaklarını, değişiklik önergelerini, kanun taslağını ve bu yasayla ilgili yapılan tüm komisyon görüşmelerinin tutanaklarını mahkemeye sunmasını istedi. ÇEAŞ ve Kepez’e ait olan tüm barajlarının devir ve tesliminin yapılıp yapılmadığı, devir ve teslimin kanuna uygun yapılıp yapılmadığı ve hala bunların sahiplerinin ÇEAŞ ve Kepez olup olmadığının belgelerinin de verilmesi gerekiyor.

Mahkemenin bu talebi, “Cem Uzan’ın lehine karar çıkacak” şeklinde yorumlansa da bu yargıya varmak için henüz erken. Ancak sonuçta Tahkim Mahkemesi, Uzan’ın iddialarının araştırılmaya değer olduğunu kabul etti. Mahkemeyi Uzan kazanırsa arkasından yaşanacaklar malum, Türkiye ya oldukça ciddi miktarda tazminat ödemek zorunda kalacak ya da varlıklar Uzan’a devredilecek.

Bir servet aktarma aracı olarak TMSF
Anımsayacaksınız, TMSF’nin banka ve diğer mal varlıklarına el koyduğu iki ayrı grup Kentbank ve Demirbank’ın sahipleri de uluslararası mahkemelerde açtıkları davaları kazandılar. Kentbank, ‘bazı anlaşmalar’ yaparak tazminat talebinden vazgeçti, Demirbank’a ödenecek tazminat tutarı ise henüz netleşmedi. Şimdi biraz geçmişe dönelim, TMSF’nin “İstediğim gruba el koyarım, şirketlerinizi istediğim fiyata, istediğim kişiye satarım” dönemine yani…Pamukbank, Egebank, Kentbank, Toprakbank, Demirbank, Yurtbank, Esbank, İktisat Bankası, Etibank, İmarbank, Sümerbank… TMSF ve BDDK, bilançoların zayıflaması, yasalara aykırı biçimde kredi kullandırmaları gibi çeşitli nedenlerle onlarca bankaya el koydu. Haklılardı, yapılan incelemeler çok sayıda usulsüzlük olduğu ortaya çıktı. Asıl sorun izlenen yöntem doğru muydu? Birçok bankaya durumlarını düzeltmek için süre tanınmadan, sahiplerinin tüm varlıklarına el konuldu, bazılarına ise birkaç kez süre tanındı.

Banka sahipleri ve TMSF arasında yapılan anlaşmalarda ise bir başka usulsüzlük yaşandı. Kurum, işadamlarıyla “dava açmama” şartıyla anlaşma imzaladı. Kısaca, temel bir hukuk hakkı ellerinden alınmış oldu. Bu nedenle birçok grup, iç hukuk yollarını kullanamadığı için uluslararası mahkemelere başvuramadı. Başvuranların aldığı sonuç ortada. Hükümet, TMSF’yi bir “servet aktarma” aracı olarak kullanarak milyarlarca dolarlık şirketleri, gayrimenkulleri son yıllarda yıldızları parlayan gruplara sattı.
Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin, ‘TMSF mağduru” olan işadamlarının yasal haklarını kullanmalarını yani dava açmalarını sağlayacak düzenlemeleri yapması gerekiyor. Elbette bu bankalarda çok sayıda yasadışı işlem yapıldı, sahipleri haksız kazanç elde etti. Kamu, uğratılan zararın tazminini istemek ve almak zorunda ama bunu ‘yangından mal kaçırır’ gibi yapmak yanlış. En büyük yanlış ise anayasal bir hak olan yargıya başvurma haklarının elinden alınmasıydı. O dönemin aktörleri (bürokratlar, işadamları ve siyasetçiler) yaşananları çok yakından biliyor, bir gün konuşmayakarar verirlerse gerçekler de gün ışığına çıkar.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.