On yedi yıl önce…

Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplumları arasında müzakereler sürüyor.

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dış dünyanın bütün baskılarına karşın KKTC’nin uluslararası alanda meşruiyetinin tanınması amacıyla mücadele veriyor.

Derken ilginç bir gelişme oluyor.

Harvard Üniversitesi’nden bazı öğretim üyelerinin Kıbrıs sorununa çözüm aramak amaçlı kurduğu bir düşünce kuruluşunun İngiltere’nin Oxford kenti yakınlarında toplantısı var.

Toplantı dönümlerce genişlikte bir arazi içindeki İngiltere’nin ünlü başbakanlarından Churchill’in hafta sonlarını geçirdiği şatomsu köşkte yapılıyor.

Toplantıya Kıbrıs Türk ve Rum tarafı, Yunanistan ve Türkiye ile BM’den konuşmacılar katılıyor.

Toplantıda BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs İşleri Yardımcısı Gus Feissel, dönemin Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Klerides’in milletvekili kızı Katie Klerides olmak üzere uluslararası çapta tanınmış şahsiyetler var.

Kapalı oturumlar sürerken ilginç bir görüş ortaya atılıyor.

Anında da kabul görüyor:

Kıbrıs yeniden birleşsin ve Kıbrıs Birleşik Devletleri (United States of Cyprus) adını alsın.

O yıllarda Kıbrıs’la çok ilgilendiğim, gerek Türk gerekse Rum tarafında sayısız haber ve söyleşi yaptığım için o toplantıda ben de vardım.

Kıbrıs Birleşik Devletleri fikri ortaya atılıp özellikle de Rumlar ve Türk tarafında da adanın birleşmesini isteyenler tarafından kabul görünce KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın görüşünü almamak olmazdı.

Kıbrıs Birleşik Devletleri fikrinin gerçekten hayata geçmesi olasılığının bulunup bulunmadığını sorduğumda Denktaş çok gülmüş, “Gelecek yıl da bana bu soruyu soracaksın” demişti.

Müthiş öngörüsüyle dediği çıktı.

On yedi yıl sonra Türk ve Rum tarafı hala başlangıç noktasına dönmüş, havanda su dövüyor.

Ama iş bununla bitmiyor, kuşkusuz.

Kıbrıs’ta 1978-79 yıllarında BM gözetiminde toplumlararası müzakereler yeni yeni başladıktan sonra geçen dönem içinde ciddi bir ekonomik sektör oluşuyor.

Örneğin, müzakerelere katılan BM ekibine, Kıbrıs’ta konuşlanmış BM Barış Gücü’ne (UNFICYP) ödenen paralar az buz değil; herkes de halinden memnun.

Bir anımı anlatmak istiyorum.

Yine Kıbrıs Birleşik Devletleri fikrinin ortaya atıldığı günlerde Kıbrıs’tayım.

Ledra Palas sınır kapısından geçip ara bölgede Rum tarafından bir tanıdıkla konuşacağım.

O görüşmede BM Barış Gücü’ne kısa zaman önce atanmış Yeni Zelandalı genç bir kadınla tanışıyorum.

Epeyce sohbet ettikten sonra ona Kıbrıs Birleşik Devletleri fikrine nasıl baktığını soruyorum.

Kadının kaşları birden çatılıyor: “Aman deme.

Bak, Yeni Zelanda gibi dünyanın öbür ucundan bu güzelim adaya henüz dört ay önce atandım.

Aldığım para çok iyi.

Hayatımdan memnunum.

Şimdi Kıbrıs’ta çözüme ulaşılırsa bize burada gerek kalmayacak.

Herkes tası tarağı toplayıp evine dönecek.

Oysa burada çok güzel bir yaşamımız, iyi gelirimiz var.”

Meseleye acaba hiç bu boyuttan bakan olmuş mudur?

İnsanlar kurulmuş bir çarkın içinde gül gibi geçinip gidiyor. Neden çözüm istesinler ki?

Çözümün olamayacağının boyutlarından birisi de Kıbrıs’ın jeopolitik konumu.

Bugün Kıbrıs kıta sahanlığından Rum tarafı İsrail ortaklığıyla doğal gaz çıkarma peşinde.

Ayrıca Kıbrıs Doğu Akdeniz’de enerji koridorlarını kontrol eden sabit bir uçak gemisi görünümünde…

Hal böyleyken kim Kıbrıs’ın birleşmesini ister?

Birleşik bir Kıbrıs’ta İngiltere’nin Kıbrıs’ın gü- neydoğusundaki ünlü Akrotiri ve Dikelya üsleri işlevlerini yitirmez mi?

Eski Kıbrıs Rum Lider Klerides’in Dışişleri Bakanı ve özel doktoru Kasulides’le bir görüşmemizde bana çözüme ulaşmış, birleşmiş bir Kıbrıs düşlerinden söz ediyordu.

Kasulides’e, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını sadece haritaya bakarak bunu anlayabileceğini söylediğimde bana hak vermek zorunda kalmıştı.

Bütün bunlar yararlı anekdotlar…

Birleşmiş bir Kıbrıs hayalinin peşinde koşup düş kırıklığına uğrayanlar bir kaç gün önce Rum tarafından Metehan sınır kapısı yoluyla Magosa’ya gelen tur otobüsünün üzerinde “Türk işgali altındaki Kıbrıs toprakları” yazısını okuyunca ne düşündü acaba?

2004’te BM Genel Sekreteri Annan’ın Kıbrıs’a çözüm diye sunulan planının referandumda Rum tarafınca reddedilmesi üzerine ayakları hala mı suya ermedi?

Ya da KKTC’nin vizyoner Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı bir zamanlar umut bağladığı Rumlarla dostluğa, Rum lider Anastasiadis ile yaptığı sayısız görüşmeden sonra hala inanıyor mu?

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.