Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (TÜRKSAM) adlı kuruluşun portalında ilginç bir yazı yayımlandı. Kıbrıs kıta sahanlığında bulunduğu var sayılan doğal gaz rezervlerinin Kıbrıs Rum kesimi eliyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye’ye karşı nasıl baskı unsuru olarak kullanılmaya çalışıldığı anlatılıyor yazıda. TÜRKSAM’ın akademik danışmanı Gökhan Güler’in kaleme aldığı yazının başlığı “Kıbrıs’ta Gaz Diplomasisi”. Çok ilginç bilgiler içeren yazıyı özetleyerek sizlerle paylaşmak istedim:

“BM Genel Sekreteri Guterres bir kaç gün önce ABD’li diplomat Jane Holl Lute’yi üst düzey BM temsilcisi olarak Kıbrıs’a atamış. Jane Holl Lute geçmişte ABD ve BM’de çok özel kritik görevlerde bulunmuş, Beyaz Saray ve BM’ye çok yakın biri olarak tanınıyor. Jane Holl ve eşi General Douglas Lute pek çok uluslararası kritik görevler üstlenmişler. Şu işe bakın ki karı koca her ikisi de ‘şahin’ olarak nitelendirilmekte. Bir konuyu uzlaşı yoluyla çözmek isteyenler nasıl olur da şahin olarak nitelendirilen birini böyle bir göreve atayabilir? Bu nasıl bir çelişki? BM ne yapmaya çalışıyor?

“ABD’li diplomatın Temmuz ayı içinde Lefkoşa, Ankara ve Atina’da yapacağı temaslarda Guterres çerçevesi konusundatarafların hangi noktada olduğunu öğrenmeye çalışacağı bildiriliyor. BM Genel Sekreteri Guterres’e ABD’li diplomat Lute’yi ne zaman Kıbrıs’a atamayı düşündüğü sorulduğunda ‘Kıbrıs’ta ne zaman umut görürsem o zaman’demişti. Öyle anlaşılıyor ki Guterres Kıbrıs konusunda kimlerden bilgi alıyorsa son derece umutlu ve iyimser.

“Bir taraftan bu gelişmeler yaşanırken diğer yanda ise Strazburg’da geçen gün AP Genel Kurulu’nda alınan bir kararda AP kişisel bilgilerin paylaşımı konusunda AB ile Türkiye arasında müzakerelerin başlatılabilmesi için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle tam, geçerli ve ayrım yapmadan işbirliği şartını öne sürdü. TC vatandaşlarının vizesiz seyahati için büyük önem taşıyan kişisel bilgi paylaşımı anlaşması konusu böylece Kıbrıs koşuluna bağlanmış oldu. AB’nin bu girişimini caba nasıl değerlendirmeliyiz?

“Rum Yönetimi AB’yi Türkiye ve KKTC üzerine sürerek sonuç elde etmek için elinden geleni yapıyor. AB böyle bir şeye neden müsaade ediyor? Rum Yönetimi’nin Türk tarafı aleyhine istekleri AB bürokrasisi içine yerleştirilerek karşımıza çıkartılsa da sırıtıyor. AB bu konuda kendi yaklaşım, tavır, tutum ve davranışlarını gözden geçirmelidir. AB’nin Kıbrıs konusundaki tarafsızlığını yitirmesiyle birlikte ilişkiler de haliyle gerildikçe gerilmeye devam ediyor.

“Doğu Akdeniz çanağında hidrokarbon rezervlerinin varlığının ortaya çıkmasıyla birlikte Kıbrıs konusunun seyri de önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu süreçte Rum Yönetimi Annan Planı’nı reddetmiş, sonrasında da AB üyeliğine kabul edilmiştir. AB, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinde yer alan hidrokarbon rezervlerine duyduğu ilgi nedeniyle mi Güney Kıbrıs’ı üye yapmıştır?

“Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerinin dünya gaz piyasasını ellerinde bulunduran Rusya, İran ve Katar hidrokarbon piyasasıyla rekabet edebilmesi mümkün mü? Doğu Akdeniz çanağında bulunan, dolayısıyla Kıbrıs’ı da içine alan bu bölgedeki hidrokarbon rezervlerinin çok derinde yer aldığı ve rezerv açısından çıkartılsa bile Rusya, İran ve Katar gazlarıyla rekabet etmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir.

“Peki, öyleyse Kıbrıs ve etrafında olup biten nedir? Rum Yönetimi ve destekçileri Kıbrıs’ta hem karada hem de denizdeki alanları bir şekilde kitabına uydurarak gasp edebilmenin peşine düşmüşlerdir.

“Pokerde elinde bir şey yokken blöf yaparak oyun kazanılabiliyor. Bu, poker oyununa has bir özelliktir. Anlaşılan o ki, Rum Yönetimi ve destekçileri de poker oynar gibi hidrokarbon ve diplomasi konusunda blöfler yaparak Kıbrıs konusunda belli kazanımlar elde etmeye çalışmaktadırlar.

Türk tarafı dün olduğu gibi içinde bulunduğumuz süreçte de uluslararası hukuk zemininde sürdürdüğü mücadelesinden asla taviz vermeden Rum Yönetimi ve destekçilerinin ‘tehdit, gaza getirme ve kışkırtma’ girişimlerini soğukkanlılıkla bertaraf etmelidir. Bu bağlamda Rum Yönetimi ve destekçilerinin medyaya servis ettikleri tüm haberleri büyük bir dikkatle değerlendirmemiz gerektiğinin özellikle altını çizmek isterim. Blöf yapabilmek için medyayı kullanmaya çalışanların oyunları karşısında çok dikkatli olmak gerek.”

Anlaşılan o ki Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Schengen bölgesinde serbest dolaşımı kozunu kullanarak AB eliyle Türkiye ve KKTC’ye baskı uygulamaya çalışırken BM hazretleri de Kıbrıs’ta hakem rolünü unutmuşa benziyor. BM adadaki taraflar arasında onlarca yıldır sürüp giden anlaşmazlıkta tarafsızlığını koruyacak yerde alnında “şahin” damgası bulunan Amerikalı bir diplomatı Kıbrıs’a özel temsilci atayabiliyor. Vallahi bravo.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.