banner87
Göbbels, Hitler’in bir numaralı yandaşıydı. Yandaşlıkta o kadar ileri gitti ki, 30 Nisan 1945’de intihar eden Adolf Hitler’den sonra sadece bir günlüğüne faşist Almanya’nın lideri oldu. Hitler’den bir gün sonra, o da faşizmin mutlak sonuna biat etti. Ailesiyle beraber çoluk çocuk intihar etti. Dünyayı perişan ettiler ama geberip gittiler.

Hitler’in hitabet yeteneği ve konuşmalarında ısrarla tekrarlayarak kullandığı söylemler, büyük ölçüde Göbbels tekniklerine dayanıyordu. Göbbels, zamanın ruhuna göre o kadar iyiydi ki, Nazi palavralarına Naziler bile inanıyorlardı.

Yüzyıl başlarında dünyanın en nitelikli üniversitelerine sahip olan Almanya’nın 2. emperyalist savaşta yenilene dek sağladığı geçici Nazi başarılarının iki önemli anahtarı vardı. Birisi tank, diğeri de propaganda ve/veya medya idi. Bütün diğer aygıtları temsil eden bu iki anahtar, gerçekte Alman burjuvazisinin çokça para kazandığı iki temel üründü. Tank, fiziksel savaş kapılarının anahtarı iken propaganda ve medya psikolojik savaş kapılarının anahtarı idi.
Faşistler için demokrasi bir araç bile değildir. Çünkü demokrasinin bir Yahudi kadar kıymeti de yoktu ve ortadan kaldırılmalıydı. Alman demokrasisi, sadece Alman burjuvazisi için bir araçtı. Başta sol fraksiyonlar ve sosyal demokratlar olmak üzere Alman kapitalizminin ne kadar tehlikeli gördüğü varsa hepsini ortadan kaldırma amacı için kullanılacak bir araçtı. Bu nedenle sanılanın aksine, Almanya’yı Naziler teslim almadı. Alman burjuvazisi, iktidarı Nazilere altın tepside sundu.

Göbbels ve Hitler, her ikisi de 1918 yılında ağır bir yenilgiye uğramış Almanya’nın yetiştirdiği kimselerdi. Elbette tamamen şansa, kadere, kısmete dayalı bir yükseliş trendinde olmadılar. Küresel bir sermaye değişimi yaşanması ve ‘yeni dünya düzeni’ kehanetlerinin adım adım gerçekleşebilmesi için türlü projeler de uygulandı.

Göbbels ve Hitler, Almanya’nın uğradığı ağır yenilginin faturasını başta Yahudiler olmak üzere öngördükleri hedeflere ödetmeye kalktılar. Aslına bakılırsa, görece güçsüzleri hedef seçtiler. Güçsüzler karşısında kazandıkları sahte başarıları, yarattıkları medya ve propaganda gücü ile öylesine abarttılar ki Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere gibi güç odaklarını da yenebileceklerini sandılar. “Dünya beşten büyük” demeyi bırakın, dünyanın en büyüğü olduklarını sandılar. Tüm alaylı faşistler gibi şizoid bir iktidar kurdular. Kendi egolarına ve nefislerine tapındılar. Kendilerinden olmayan herkesten nefret ettiler ve öldürdüler.

Geçmişte uğradıkları ağır yenilginin intikamını alabilmek için tanklardan ve medyadan sonuna kadar istifade ettiler. Ürettiler. Tükettiler. İnanılmaz bir savaş ekonomisi yarattılar. Siyasi varlık nedenleri, geçmişte yaşanmış travmatik bir yenilgi olan bu kadroların sözde bile olsa demokrasiye tahammül etmeleri beklenemezdi. Naziler de zamanında öyle yaptılar.

Demokrasiyi lağvedip sadece ülkelerinde değil bütün dünyada intikam uğruna önlerine çıkan her varlığa kötülük ettiler. Bu korkunç kötülüğe Türkiye’nin denk gelmemiş olmasının iki nedeni vardır. İlki, Türkiye’nin olağanüstü coğrafi konumudur. İkincisi AKP bünyesindeki kimi cahil cühela tayfasının çamur atmaya doyamadığı tek partili CHP ve İsmet İnönü döneminin olağanüstü denge oyunlarıdır. O çamur atanlar bu sayede bu gün yaşıyorlar haberleri yok.

Yıllardır "umutsuzluğa yer yok" diye yazıyorum. Yazmaya devam edeceğim. Kıyamet kopsa yarın sabah yine yazacağım. Cumhuriyet tarihinin en alçak faşist saldırısı olan Ankara katliamı bu gezegende ilk büyük acı değil. Elbette çocukluğundan beri iktidarların atlıkarıncasından inmeyen Mehmet Barlas gibi “Aman iktidarımıza laf etmeyin” niyetiyle sırıtarak Irak’ta her gün 100 kişi ölüyor demiyorum.

2. dünya savaşını yaşamamış bir ülke burası. 5 yılda 60 milyon insan öldü o emperyalist savaşta. İnönü dönemine, tek parti rejimine elbette eleştiri yapılabilir ama 20. yüzyılın bu topraklara sunduğu birkaç mucizeden biriydi o. Ne zaman ki NATO'ya girildi. Maalesef bu topraklarda mucizeler gerçekten bitti. Duble yolu, boğaz köprülerini, gökdelenleri, AVM’leri mucize zanneden cehaletin örgütlü gücü mucizeleri katlettiler. En sonunda her ikisi de başarısız olan mercimek beyinli bir yeşil kuşak teorisi ve ardından ılımlı İslam denilen ucube bir NATO projesine kurban edildik. Yitirdiğimiz bütün canlar o yüzden.

Hak, adalet, eşitlik, sosyalizm, barış, demokrasi, emek... Sanki bunlar on bin yıldır hep vardı da bu ülkeye hiç gelmedi gibi yılgınlığa düşerseniz eğer, faşistlerin oyununa gelir, yitirdiğimiz bütün canların sonsuza dek yaşayacak olan umutlarına acı çektirirsiniz. Onların anısı uğruna iyi olacaksınız. Umutlu olacaksınız. "Umutsuzluğa yer yok" deyişi henüz 6 milyon Yahudi katledilmeden 1939'da söylenmiş bir sözdür.

Faşizm, 20. yüzyılda defalarca yenildi. Zafer kazanmış bir faşizm yoktur. Neticede faşizmi uygulayan kadroların tamamı öyle veya böyle gün gelir imha edilir. Nazizm ile siyasal İslam kokteyli olan günümüzün çakma faşizmleri de o mutlak sonu pek yakında tadacaktır.
Her türlü faşizm, emperyalizmin atlıkarıncasında birkaç kez 360 derece döner ve bindiği noktada inmeyi kabul etmez ise bir şekilde indirilir. Tarihsel diyalektiğin gereğidir. Hem de mucizeler dönemi bu topraklarda resmen başlamıştır.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.