banner87
Ülkemizde köylü/çiftçi düşmanlığı çok yoğun. Tüketiciler korunuyor gibi görünürken her geçen gün köşeye sıkıştırılıyor. Üstelik bazı uygulamalar herkesin çıkarını savunuyormuş gibi gerçekleşiyor. O kadar ki yetkililer ve halkın bir kesimi buna içten inanabiliyor. Bu da zaten hegemonyanın tanımına giriyor. Hegemonya tabi olanların bile sorgulamadığı bir güç demek.

Örnekler verelim:

* Kuş gribi var diye köy tavukları kısmen katledildi. Köylü önemli bir protein kaynağını kaybetti. Hâlbuki bu sorun büyük dev çiftçiliklerden dünyaya yayılmıştı.

* 2006 yılında “Tohumculuk Kanunu” tohum işine kalite getirmek adına yasalaştı. Ancak biyoçeşitliliği sağlayan, besin değeri yüksek, hastalıklara dayanıklı yerel tohumların satışı bu kanunla yasaklanmıştı.

* Toprak Kanunu tarım işletmelerinin küçülmesi ve aşırı parselasyonu önlemek adına değiştirildi. Aslında küçük çiftçileri kırdan sürmeye yönelikti.

* Kasapların sucuk yapması hijyen adına yasaklandı. Aslında büyük et sanayisine yardımcı oluyordu. Elbette kasaplar da denetlenmeliydi, ama yasaklamak ne demek oluyor? Bu arada et sanayiinde kanserojen nitrat ve nitrit kullanımı sürüyor.

* Kentlerde çiğ süt satışı (onlar sokak sütü diyorlar) hijyen adına her geçen gün baskılanıyor. Aslında büyük süt endüstrisine yardımcı oluyor. Hijyen adına kural getirmek elbette gerekli, ama neden hâlâ bazı sanayi kuruluşları yoğurtta kanserojen plastik kapları kullanıyor.

* Kanserojen mavi plastik su bidonlarının kullanılmasına bir kısıtlama getirilmiyor. Bunun yerine belediyelere çeşmeden sağlıklı içilebilir su sağlamaları için destek olunsa daha iyi değil mi? 

* Tekelleri önleyeceğiz, serbest piyasa oluşturulacak diye Tekel Sigara fabrikaları, Süt Endüstrisi Kurumu özelleştirildi. Boşalan yeri monopolleşmiş (yani gene Tekel) yabancı şirketler doldurdu.

* Zehirlerle üretilen sebzeleri önlemek için doğru dürüst bir şey yapılmıyor. Antalya Üniversitesi araştırması vahim durumu ortaya koydu. Sağlık Bakanlığı da kansere karşı sebze yiyin diyor. Hangi sebze? Zehirliler mi?

Çok uzatmayalım. Bu değişiklikler yapılırken hem halkımızın hem de yetkililerin, uzmanların önemli bir kısmı çok iyi şeyler yaptıklarına, yapıldığına gerçekten inanıyorlardı. Bu bana Orhan Kemal’in romanı Murtaza’yı hatırlattı. Bu eser “Bekçi Murtaza” adı altında film ve tiyatro oyunu da oldu. Bekçi Murtaza sömürülür, ama otoriteye boyun eğdiği için sömürüye katlanır hatta sömürüldüğünü anlamaz. Oyunun sonunda ona şöyle hitap edilir: Uyan bre Murtaza
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.