banner54

Takılara aşkla hayat veriyor...

26 Şubat 2013 Salı 16:43

Eski medeniyetlere ait takıları el emeği, göz nuruyla yeniden canlandıran Nurhan Acun, bugün 80 yaşında ve yaptığı işi aşkla sürdürecek yeni öğrencilerinin olmamasından yakınıyor... Acun, Musa'nın Teybi'ne konuştu...

Takılara aşkla hayat veriyor...
MUSA AĞACIK- Nurhan Acun, Tunç Çağı’ndan Osmanlı’ya değin uygarlıkların takı, kolye ve bileziklerinden hareketle Tünel Postacılar Sokağındaki Eller Sanat Galerisi’nde ürettiği eserleriyle, bugüne değin yurtdışı ve yurt içinde pek çok sergiye davet edildi. Karagöz-Hacivat, Galata Kulesi ve İstanbul Laleleri ve Frig uygarlığıyla ilgili kompozisyonlarıyla Kültür Bakanlığı ve ilgili belediyelerin yarışmalarında ödüller aldı. Takı sanatına 1969’da el işi bakır takılar yaparak başlayan 80 yaşındaki Nurhan Acun, 1957’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari Bölümü’nden mezun oldu. Acun’a, bunca güzelliklerin yaratılmasına neden olan büyüyü sordum, güzelliklere hasret bir kısım sevgili okurlar:

-Nurhan Baba, hangi aşk sizi buraya sürükledi?
Tesadüfler efendim. İç mimarlık yaptığım dönemlerde ben tesadüfen elişi aksesuarları da imal ediyordum. El işi, kapı tokmağı, dolap kulpları gibi. Artan bakırlarla da takılar yapmaya başladım. Sonra onları mağazamdaki halının üzerine koydum. Çok ilgi gördü. O dönemde çok popüler olan Nepa mağazasına götürdüm. Sahibi beğendi, bundan 10 tane, bundan 20 tane derken biz böyle bulaştık. Ama zaten akademi yıllarında da ben projelerimi daima antik temellere dayandırırdım.

-Neler yaptınız?
Tunç Çağından güzel şeyler var. Genellikle gümüş çalışıyorum ben. Asılları altın, müzelerde. Hiçbir zaman bir yüzüğü altın kaplamıyorum çünkü el yıkamada, sürtünmede çıkıyor.  Çok pahalı olduğundan, istediklerinde yaptığım oluyor.

-En çok hangi motiflere rağbet var?
Sadece bir sanatçı kesimimiz olduğunu söyleyebilirim. Bir de yabancılar geliyor, özellikle de Japonlar. Bu sanatın böyle tek tek yaparak seri üreticilerle başa çıkmanın olanağı yok şimdi.
-Şu anda Osmanlı desenleri, takıları moda ama Luvi, Hitit, Frig, Roma, Likya, Lidya, Bizans ve Selçuklu’ya ilişkin de çok motif var.
Evet, çok var..
-En çok sizi ne ateşledi ve hangi imitasyonlarınız beğeniliyor?
Efendim 1983’te Anadolu Medeniyetleri sergisi oldu. O sergide Arkeoloji Müzesi Müdiresi Nurşin Asgari, beni davet etti. Müzede gösterdiği parçaların imitasyonlarını, yap dedi. Bu içimdeki kıvılcımı ateşleyen şey oldu. 83 senesinden beri ben bunlara devam ediyorum. Ama tabii genişledi.  Bay Vitali Hakko’nun Anadolu Güneşi diye müthiş bir defilesi oldu. O defiledeki takıları ben hazırladım. Bu ikinci kamçıydı. Mesela Anadolu Güneşi’nde Tunç Çağı’ndan başlayan, Osmanlıya kadar gelen motifleriyle ilgili takılar. Bunların tasarımlarını aslında Necla Seyhun Hanım tasarladı ben gerçekleştirdim. Ve çok beğenildi, çok onur verici oldu tabii benim için de. Böyle başladık şimdi ben bunlara devam etmekten zevk alıyorum. Ama yaşım 80’e geldi. Benim yerime merakla araştıracak, devam ettirecek kişiler vardır da, bana rast gelmiyor.
-Öğrencileriniz arasında merakınızı sürdürecek denli sevdalı olanı yok mu?
Pek çok öğrenci geldi geçti ama pek öğrenmek değil de zaman geçirmek, daha doğrusu para kazanmak için ama bu işte pek para kazanılacağını zannetmiyorum. Ancak kuyumcu gibi altınla çalışır ve seri yaparsanız para kazanabilirsiniz. Tek tek uğraşmak geçindirir. Ama zevkli, dürüst, namuslu bir iş.

-Şu anda en çok ilgi çeken hangisi?
Yabancılar için Tunç Çağı modelleri ilgi çekiyor, çünkü çok güzeller.

-Neler var örneğin?
Tunç Çağı’nda kolyeler var, bilezikler var. Roma, Bizans. Tabii, her şeyi, bire bir yapmak mümkün değil. Teknik hatalar olabilir.  

-‘İlkel’’ denilen insanlar o kısıtlı olanaklarıyla o güzellikleri yaratırken, günümüzün gelişkin insanı o modern teknolojiyle o şaheserleri yapamamasını nasıl açıklıyorsunuz?
Onlar efendim uzaylılarmış. (Gülüşmeler) Uzaydan gelmişler, müstesna yaratıklar.. Bu güzel şeyleri bir deha olarak yapmışlar diye düşünüyorum. O şaheser modelleri gel ki krallar için, kraliçeler için, zenginler için çalışmışlar ama yüreklerinde duyumsayarak yapmışlar. Başka türlü olmaz bu işler.. Çok güzel işçilikle yapılmış...

Takılara aşkla hayat veriyor...


1969’dan bu yana el sanatlarına gönül veren Nurhan Acun, Beyoğlu’ndaki Eller Sanat Atölyesi’nde Anadolu Medeniyetleri ile ilgili takı tasarımlarına ve özgün çalışmalarını sürdürüyor. 1957’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari Bölümü’nden mezun olan sanatçı, kariyerine, 1962-69 arası değişik konularda iç mimari projeleri yaparak başladı. Takı sanatıyla 1969’da el işi bakır takılar yaparak tanıştı. Ünlü firmalara bakır takılar imal etti. Yurt içinde ve dışında fuarlara katıldı. Acun, sürdürdüğü çalışmalarının amacını Tunç Çağı’ndan beri birbirini etkileyen, kendine özgü bir dokuyu içeren motifleriyle Anadolu Medeniyetleri’nin eşsiz, kalıcı değerlerini tanıtmak ve çağdaş kreasyonlarına da katarak yaşatmak.

İMİTASYON DA HAZIRLIYOR
1983’de Avrupa Konseyi’nin XVIII. Anadolu Medeniyetleri Sergisi’ne, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin isteği üzerine müze koleksiyonundaki takıların bazılarının imitasyonlarını hazırladı ve büyük beğeni topladı. 1985’de Wichita, Kansas, USA’daki Book and Art Fair’in karma sergisine davet edildi.  2001’de Kültür Bakanlığı Takı Yarışması’nda Karagöz, Hacıvat Kompoziyonu Özel Ödülü; 2006’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ulusal Takı Yarışması’nda “Galata Kulesi ve İstanbul Laleleri” isimli kompozisyonu, özel takı ödülü aldı. Yine 2006’da, Polatlı Belediyesi Frig Medeniyetler’yle ilgili takı yarışmasında, “Frig Kralı’nın Keçileri Hayat Ağacında” isimli kemer tokası eseri mansiyona layık görüldü. Acun, 44 yıllık sanat yaşamını, sanatla olan aşkını yıllara tanıklık eden Eller Sanat Atölyesi’nde sürdürdü.

En büyük aşk...

-Siz aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?
Aşkı mı? En büyük aşkı ben sanat aşkı olarak görüyorum. Çünkü o bürü geçiyor zamanla. İnciniyor insanlar, ondan sonra kopukluklar başlıyor.  Ama sanatla olan ilişkiniz, kavganız o sürüyor. Bu aşk bitmiyor.

-Peki, gelen insanlar arasında sizi en çok ne etkiliyor?
Onların hayranlıkları ve dostlukları... Bir gelen mutlaka dünyanın diğer ucundan da olsa Türkiye’ye tekrar gelirse uğrar, bir çayımı, kahvemi içer, biraz sohbet ederiz. Kartvizit verirler, kart atarlar ama ben onlara cevap yazamıyorum maalesef. Bu galiba Türklüğün vermiş olduğu bir eksiklik...

-Bu arada sizi en çok mutlu eden ya da üzen ne oldu?
Şimdi belediye ‘sanata değer verdiğini’ söylüyor. Ama sanatla ilgili Postacılar Sokağı’nın başına Eller Sanat Galerisine ait güzel bir vitrin koydum, zabıtalar defalarca alıp götürdüler. Bir seferinde Galatasaray’a kadar arkalarından koşup arabadan aldım. 

-Belediye sanatı koruyor mu gerçekten?
Bilmem, öyle çok davetiyeler geliyor ki bana, çok enteresan. Burası belediye tarafından biliniyor ama belediyenin galerilerle ve İstanbul’la ilgili yayınladığı haber ve tanıtım dergilerinde benim burasını görmüyorlar...

KİMDİR?
Nurhan Acun 80 yaşında olmasına rağmen dostları, ‘’dükkanı kapattı, gitti’’ demesinler diye aksatmadan o güzelim büyüleyici takılarını büyük bir özenle yapmaya devam ediyor.
banner89

Yorum Gönder

@name x
Nevsehir Haber