banner87

Son dönemde vergi oranlarında ciddi artışlar yapıldığı herkesin malumudur.
Özellikle 7061 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte motorlu taşıtlar vergisinden veraset ve intikal vergisine kadar hemen her vergi türünde vergi oranları üzerinde artış yapılmıştır.
Öyle ki vergilendirilmeyen bazı hususlar bile (ortaklara dağıtılmayan kâr payları gibi) vergilendirilmeye başlandı.
İktidarın tasarrufları ve Meclis’in icazeti ile ekonomideki kötü gidişatın faturası her zaman olduğu gibi vergi sopası kullanılarak vatandaşa çıkarıldı.
Bu artışlardan nasibini alan bir diğer vergi kalemi ise kurumlar vergisi oldu.
7061 sayılı Kanunla 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 10. madde ile 2018 ila 2020 yılları arasında kurum kazançlarından alınacak kurumlar vergisi oranı, üç yıl için yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkarıldı.
Maliye Bakanlığı yapılan bu artışla birlikte önümüzdeki yıl 5 milyar TL ilave vergi alınmasının beklendiğini duyurdu.
Yapılan bu değişiklik üç yılla sınırlandırılmışsa da üçüncü yılın sonunda bu değişikliğin tekrar uzatılmayacağının yahut kalıcı hâle getirilmeyeceğinin garantisi elbette yok.
Örneğin; 1999’da İstanbul ve Düzce’de yaşanan depremler sebebiyle çıkarılan Özel İşlem Vergisi sınırlı bir süre için çıkarıldığı hâlde sonraki dönemde süreklilik kazanmış bir vergi türüdür ki bugüne kadar 50 milyar TL’nin üzerinde özel işlem vergisi tahsilatı yapılmıştır.
Artan kurumlar vergisi oranı ekonomideki kötü gidişatı durdurur mu bilinmez.
Ancak Türkiye’deki şirketlerin vergisel yükünün arttırılması, teşviklerin adil ve eşit dağıtılmaması, kazanç sağlanmayan kalemlerin dahi vergilendirilmeye başlanması gibi etmenlerin şirketlerin ticari geleceklerini kötü etkileyeceği tartışmasızdır.
Üstelik işverenlerin, artan vergi yükünün olumsuz sonuçlarını lehlerine çevirmek için işçi ücretlerinde (özellikle prim ve fazla mesai ücretlerinde) kesinti yapma yoluna gittikleri de göz önüne alınınca bu artışın sonuçlarını hep beraber çektiğimizi pekâlâ söyleyebiliriz.
Hâlbuki Anayasamızın 73. maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda artan vergi oranlarının “mali güce göre” vergilendirme ilkesini bertaraf ettiği aşikârdır.
Maaş artış oranlarında ihtiyatlı davranan hükümet, sıra vergi tahsilatlarına geldiği zaman aynı ihtiyatı ne yazık ki sergilememektedir.
Bu da vatandaşın alım gücünü dolaylı olarak da olsa olumsuz etkilemektedir.
Hazine’ye ilave irat yaratma gayretinin ileriki dönemde olumsuz sonuçlar doğuracağını ve bu yolla batık şirketlerin sayısının arttırılacağını, ilave kurumlar vergisi tahsil edeyim derken şirketlerin ticari hayatlarına ciddi darbe vurulacağını ve mevcut tahsilatların bile bir zaman sonra mumla aranacağını ne yazık ki hep birlikte göreceğiz.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.