Başbakan Binali Yıldırım, muhalefet kulisine ‘çay içmeye’ gitti ya, AKP içinde, ‘gerginlikten beslenen’ derin AKP rahatsız oldu anlaşılan. CHP de, ‘çay fotoğrafını’ tartıştı. Ama edebiyle.


Oysa ‘omuzdan ateş etmeye alışan’ derin AKP, başta Başbakan Binali Yıldırım olmak üzere hemen bu durumu sertleştirmeye başladı. Hem de yakışıksız bir biçim ve yolla.

Ne yaptılar?

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’nin TBMM grubu kararlı davranıyor. Dirençli ve bilinçli bir biçimde bu anayasa değişiklik önerisinin sakıncalarını sadece milletvekillerine değil, halk oylamasına dayanak olacak şekilde başarılı bir biçimde anlatıyor.


Kemal Kılıçdaroğlu ve Deniz Baykal ile başlayan bu ‘savunduklarını anlatma’ başarısı Engin Altay, Bülent Tezcan gibi isimlerle devam etti. Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan “Üç erkek öğrenci tuvalette aynı kabinde sigara içmiyorsa o zaman ne yapıyor?” esprisi ile 80 milyonun dikkatini, aynı kabinde oy kullanılmasını izleyen üç AKP milletvekilinin, ‘gizli oy ihlali’ne çekti. Günün siyasetçisi oldu.


Edirne Milletvekili ve divan kâtibi Özcan Purçu da “Gizli oylama yapılmayarak, anayasa ihlal edilmiştir” muhalefet şerhi de sertlikten beslenen bazı AKP milletvekillerini harekete geçirdi. Önce Fatma Hürriyet Kaplan’ı darp ederek elindeki cep telefonunu gasp ettiler. Kendisini de darp ettiler. Bu davranış sadece kadın haklarına, insan haklarına ihlal değildir. Adli bir olaydır. Karşılığı da darp ve gasptır.


Maalesef bu saldırgan milletvekilleri de AKP yöneticileridir. Birisi TBMM Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’tır, diğeri de TBMM çalışmalarının sükunetle yapılmasını sağlamakla görevli olan Ahmet Gündoğdu’dur. Maalesef bu saldırıya seyirci kalınmıştır.

En vahim saldırılardan birisi de Engin Altay'ın dediği gibi TBMM kürsüsünün devrilmesidir. Bu arbedenin sorumlusu da iktidar partisi milletvekilleridir. Bu sertlik çabası, önce Başbakan Binali Yıldırım'ın yumuşama siyasetine terstir. Sabote etmektir.

Aslında anayasa değişikliğini federasyonun ön çalışması olarak algılanması anlamında en rahat kabul edecek olan HDP TBMM Grubu’dur. Gerek AKP, gerek CHP gerekse MHP grubu bu değişiklikten son derece rahatsızdır. Dilleri ne derse desin?


Liderlerin bu tutumunu sadece Tayyip Erdoğan istedi diye algılamak da doğru değildir. Özellikle Devlet Bahçeli ve MHP adına! Ancak başta MHP örgütü olmak üzere bu tavır değişikliğinin haklı bir gerekçesini duymak istemektedir. Kim ne derse desin bu değişiklik hala çantada keklik değildir. Özellikle MHP’nin baştan beri açık açık karşı çıktığı parti genel başkanı olabilecek kapıyı açacak olan partili cumhurbaşkanı konusu. Sanırım Devlet Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım’a bu rahatsızlığını dün sabah saatlerinde TBMM Genel Kurulu Salonu içinde bulunan özel odadaki baş başa görüşmelerinde açıkladı. MHP’yi rahatsız eden diğer madde de HSYK seçimi yöntemi.


Peki, başkanlık sistemini sadece Erdoğan mı istiyor?


Ya da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi bu yönteme ikna eden zeminin tarif ettiği sistem tam bu mu? Bence tam değil. AKP siyasetinin en önemli tarafı üzerinde mutabakata varılan konularda, paketin üstüne bir kuver koyması. Kuver servis yapan garsona verilen yüzde 10 kurumsal bahşiştir. Bence bu taslaktaki kuver partili cumhurbaşkanı maddesidir. Bu da paketi gündeme getiren zeminleri rahatsız etmektedir. Çünkü paketin tümünü bozmaktadır. Birinci oylama büyük bir ölçüdür. Ama tek ölçü değildir. Demirel’in dediği gibi siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır.


Devlet Bahçeli dün konuşmasında alışılagelmiş bir tavır sergiledi. Bir yandan tek oyum var diye grubunu serbest bırakma havası verdi, diğer yandan da milletvekillerini seçim ile korkutmaya çalıştı. Bahçeli referandum olmazsa genel seçimin 2 Nisan’da yapılmasında ısrarlı. Bu ısrarını Başbakan Binali Yıldırım'a da bizzat ilettiğini biliyoruz. Belki Yıldırım bu kozu önümüzdeki hafta açık açık kullanacak. Ahmet Türk’e ilişkin ‘serbest bırakılmalı’ çağrısı ile de belki de HDP desteği ile anayasa değişikliğinin referandumsuz geçebileceği üzerinde mi durdu?


Bizim bildiğimiz Bahçeli boş konuşmaz. Bu da bu anayasa değişikliği sürecinin çok daha sürprizlere gebe olduğunun bir göstergesi.


Dün de altını çizdim. Enis Berberoğlu’na ihdas edilmek istenen suç tutmaz. Asla. Üstelik yapılan müebbet ceza zammı da. TBMM’nin verdiği dokunulmazlığın kaldırılması kararını da tartışılır hale gelmiştir. İsnat edilmek istenen suç türü de değişmiştir. TBMM Başkanı İsmail Kahraman bu konuyu mutlaka inceletmelidir. TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi de bu konuyu inceletmelidir.


Bu arada ekonomi de almış başını gidiyor. Deneyimli gazeteci Meliha Okur doların iç piyasa odaklı olduğu tezini bilgi ve sezgileriyle ortaya attı. Sebebini bin 200’e yakın şirketin ciddi açık pozisyonuna bağladı. 500’e yakını çok borçlu, 60’ı iktidara yakın şirketlerin, 210 milyar dolarlık borcun 180 milyar dolara yakın kısmını oluşturduğu bilgileri çok önemli değil, ürkütücü de. Yabancıların da beklemede olduğu da başka önemli bir tespit.


Okur şu tespitlerde bulunuyor: Merkez Bankası verilerine göre, 38.7 milyar doları reel sektör olmak üzere 102 milyar dolar kısa vadeli yani bir yıldan az vadeli yurtdışı kredi geri ödemesi bulunuyor. Bankalar ve şirketler, bu borçlarını faiz biraz yüksek olsa bile yenilemekte sorun yaşamıyor. Ancak bankalar ve şirketlerin aldığı ve vadesi bu yıl dolan kredileri var. Bu kredilerin 2017’de anapara geri ödemeleri 49.3 milyar dolar. İşte hacimsiz döviz piyasasındaki yangının ana nedeni. Meliha Okur'un bu tespitlerini dikkatlerinize sunuyorum.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.