'Gezi'den sonra...
Gezi Parkı direnişinin yankıları İstanbul’un ve çeşitli kentlerin parklarında sürüyor. Artık işten çıkan insanlar demokratik haklarını kullanarak parklarda toplanıyor. Ve demokratik taleplerini dile getiriyor. Bir kaç ay öncesine kadar pek de hayal edemeyeceğimiz “bağzı şeyler” oluyor ülkemizde. İktidar bu durumu her ne kadar algılayamasa da halkın büyük bir bölümü gerçeklerin farkında. Başbakan Erdoğan, ne “dış mihrakları” ne “faiz lobisini” suçlamaktan bıktı. Ne de direnişçi gençlere iftira atmaktan.(Camide içki içme meselesi vb.) Erdoğan yetinmedi, Gezi’deki gençlere
“çapulcu” diye hakaret etti. Kendine oy veren kesimi kışkırtıp “çapulcu”ların üstüne saldı.
Örneklere geçmeden önce artık günlük yaşamımızda bu yazıları kullanıyor olmamız, bu direnişin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. “Direngeziparkı” ile başlayan direnmeler artık yaşamımızın doğal birer parçası. Artık karşı olduğunuz her şeyin başına “diren” sözcüğü rahatlıkla eklenip söyleniyor. Biber gazı da günlük yaşamın vazgeçilmez konusu haline geldi. “Tüp kaçağını çakmak yakarak kontrol eden bir milleti biber gazıyla korkutamazsınız”, “Polis kardeş! Gerçekten gözlerimizi yaşartıyorsunuz”, “Bu biber gazı bir harika dostum”, “Biber gazı cildi güzelleştirir”, “Biber gazı oley” ile “Oh biber!” de biber gazı içerikli sloganları oluşturuyor. Artık kötü söz söyleyene “Diline biber sürerim” yerine “biber gazı sıkmak” yer aldı. Biber gazı yemeyenlerin, yiyenlere “Nasıldı” diye sorması “Naber” gibi sıradan bir soru oldu.
***
#dirensanatçı
Gezi’den sonra artık sanatçılar da ikiye ayrıldı. Yandaş sanatçılar -ki ne kadar sanatçı sayıldıkları tartışılır- ve direnişe destek veren sanatçılar. Direnişten yana olan sanatçılara baskılar ve tehditler başladı. Bu konuda, CHP İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiraz’ın söyledikleri önemli. Akkiraz, “Hem iktidar mensupları hem de medyanın bir bölümü tarafından bu sanatçılar hedef gösterildi. Sanatçıların olayların dışına çıkması talep edilirken, kimi sanatçılarla görüşmeler yapılıp, iktidar yanlısı tutum almaları istendi” dedi. Kimi sanatçıların belediye başkanları veya yetkililerce aranarak, eylemlere destek olmamaları, bu konuda iktidara destek vermemeleri halinde katılacakları işlerin iptal edileceğinin bildirildiğini sözlerine ekledi Akkiraz.
Gezi Parkı eylemlerine destek veren ünlüler arasında yer alan Oktay Kaynarca da bu baskıdan payına düşeni aldı. Her ne kadar bu bir “iddia” olmaktan öte geçmiyorsa da çok güçlü bir iddia olmasını değiştirmiyor. Kaynarca’nın ATV'deki yarışma programı yayından kaldırıldı. ATV gibi yandaş bir medya kuruluşundan da başka türlüsünü beklemek saflık olur. Yönetmenliğini yaptığı "Mi Minör" oyunu nedeniyle, Yeni Şafak gazetesinin hedef gösterdiği Memet Ali Alabora’nın durumu da ortada. Alabora’ya tehditler bununla bitmedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in, Memet Ali Alabora ve basın mensubu Taylan Kılınç’ın sosyal medyadaki çağrılarını örnek vererek, “Amaç burada kaos meydana getirebilir miyiz? Siyasi iktidarı sarsabilir miyiz? Amaç bu! Ama millet bunun farkında. Size Gezi Parkı'ndan iktidar çıkmaz beyler” diyerek tehditlerini sürdürdü. Şahin’in ardından Memet Ali Alabora’ya bir saldırı da AKP İstanbul İl
Başkanı Aziz Babuşçu’dan geldi. Babuşçu, Twitter hesabından “Memet Ali ve avanesi 'alabora' olacak kardeşliğimiz kazanacak” biçiminde mesaj yayınlayarak Alabora’ya karşı yandaş insanları kışkırttı.
Sanırım direnen sanatçılarımızın başlarına daha çok çorap örmek istenecektir. Sanatçı olmak da bu duruma karşı dimdik ayakta olmaktır. Bu yüzden sanatçılar ikiye ayrıldı, sözümü sanatçı olanlar ve olmayanlar diye değiştirmek istiyorum. Bütün bu olup bitenlerden çıkan sonuç şu; AKP iktidarı ve Türkiye gericiliği (muhafazakârlığı) sanat dünyasında ve entelektüel alanda büyük bir yenilgiye
uğradı. Sinema oyuncularının, müzisyenlerin, televizyon yıldızlarının ve genel olarak sanatçıların dalga dalga Gezi Direnişi'ne katılması, destek vermesi, o alanda bir şekilde görünmek istemesini başka biçimde yorumlamak mümkün değil. Daha da önemlisi, 12 Eylül 1980'den sonra oluşan
liberal-muhafazakâr blokun çöktüğünü ve çekim alanı olmaktan çıktığını gösteriyor.
Bu nedenle Tayyip Erdoğan'ın sanatçılar üzerindeki ekonomik ve siyasal baskısının da artık etkili olacağını düşünmüyorum. Hatta AKP iktidarının bu baskısı tersine bile tepebilir.
Ne demeli... Diren sanat!
twitter.com/ranaulas