banner87

Demet Sağıroğlu: Kimsenin haddine değil

Demet Sağıroğlu, Sinem Gedik ile İntizar'ın izinsiz bir şekilde elde edilen ve evlerinde çekilmiş görüntülerini velayet davasında kullanması hakkında sert yorumlarda bulundu.

Demet Sağıroğlu: Kimsenin haddine değil

Demet Sağıroğlu, Sinem Gedik ile İntizar'ın izinsiz bir şekilde elde edilen ve evlerinde çekilmiş görüntülerini velayet davasında kullanması hakkında sert yorumlarda bulundu.

21 Temmuz 2018 Cumartesi 13:36
Demet Sağıroğlu: Kimsenin haddine değil

Şarkıcı Demet Sağıroğlu, şarkıcı Mustafa Ceceli'nin eski eşi Sinem Gedik ile İntizar'ın izinsiz bir şekilde elde edilen ve evlerinde çekilmiş görüntülerini velayet davasında kullanmasına ilişkin olarak, "Haberin yılın skandalı olarak verilmesi bir skandaldı. Bu direkt cinsel ayrımcılık. İnsanların özel hayatına müdahale etmek kimsenin haddine değil. İsteyen istediğini yaşamalı" dedi.

Posta'dan Oya Çınar'a konuşan Sağıroğlu, neden hiç evlenmediğine ilişkin soruyu, "Çok kalantor isimlerden evlenme teklifi aldım. Ama hiçbir zaman onlara prim vermedim, o tip bir evlilik yapmayı da aklımdan geçirmedim. Bence eşler birbirinin gözünün içine bakmalı. Birbirini pamuklara sarıp sarmalamalı. Ondan da çok emin olmadığım için evlenmedim" diye konuştu.

Sağıroğlu'nun söyleşisi şöyle:

Tüm eski röportajlarınızı okudum ama siz sanki bugüne kadar kendinizi hiç açmamışsınız...

Doğru... Mesafeliyim hep, bu benim kendimi koruma yöntemim sanırım. Magazini de hiç sevmiyorum. Bir tek magazinci dostum yoktur. Ama sen yakın bir arkadaşıma çok benziyorsun. Yıllardır tanıyor gibiyim, şimdi ne varsa döküleceğim sana galiba (Gülüyor).

Biraz da utangaçsınız sanki?

Eskiden daha utangaçtım. En küçük olayda kıpkırmızı olur, konuşamazdım. Bu, açılmış halim.

Uzun zamandır yoksunuz. Nerelerdeydiniz?

Son albümüm 2012 Aralık’ta çıktı. Sonra zaten ülke gündemi malum... Altı ay sonra Gezi başladı. Öyle bir dönemde insan kendini düşünemiyor tabii. Ülkenin durumu kişisel çıkar ve başarılarımızdan daha önemliydi. O yüzden hiç promosyon yapmadık. İçimden gelmedi, geldiği vakitlerde de paylaşmaya utandım. Sonra zaten ABD’ye gitmeye karar verdim ve New York’a yerleştim.

Müziğe mi küstünüz o dönem?

Evet... Çünkü belli isimler dışında sunulan müzik hep aynı olmaya başladı. Ya da eskilere sığınmaya başladılar. Kimse yeni bir şey üretmiyor, risk almıyor. Giderek piyasa müziği dediğimiz başka bir tarz oluştu ve beni de o standardın içine çekmeye çalıştılar. “Sen de şöyle yap, şunun gibi yap.” Ama ben o değilim. Hiçbir zaman inanmadığım bir şeyi yapmadım. Öyle olunca da bir an geldi ve “Ben bu sektörün içinde olmak istemiyorum” dedim.

Neyse ki ‘Açık Çay’la bir döndünüz pir döndünüz...

Teşekkür ederim. ‘Açık Çay’ Gipsy jazz tarzında swing ritminde bir şarkı oldu. 1930’ların, 40’ların tarzında. Benim ruhumda o var biraz, biliyorsunuz. Çok içime sinen bir iş oldu; çay içilen yerlerde huzur hakimdir ya... Çayın birleştirici gücüne inanıyorum. Klibimiz de çok keyifli oldu... Sanki biz bir ‘Açık Çay’ söyledik de tüm iyilikler, güzellikler etrafımıza toplandı.

New York’ta olduğunuz sürede neler yaptınız?

Sanat okuluna gittim. Seramik ve heykelle uğraştım. Kendi konserlerim oldu, Demir Demirkan’ın Anatolian Rock grubuyla birlikte özel çalışmalar da yaptık. Rock ağırlıklı konserler verdik. Müzik vardı hayatımda anlayacağınız.

Peki, Türkiye ve Amerika’yı karşılaştırdığınızda yaşamla ilgili nasıl farklılıklar var?

Orada çalışkansan emeğinin karşılığını alıyorsun. İnsanlara gerçekten hak ettikleri değerin verildiğini hissediyorsun. Burada işler başka türlü yürüyor.

Ya özgürlük?

‘Amerika özgürlükler ülkesi’ deniyor ya, gerçekten öyle. Kendini her konuda özgürce ifade edebiliyorsun. Şunu dersem başıma bir iş mi gelir, biri önümü mü keser diye düşünmek zorunda değilsin. Herkes kendi ifadesinden sorumlu. Kimse kimseye müdahale edemiyor. Mesela Trump’a küfür ediliyor sokakta. Ne küfürler... Ama günün sonunda kimse bu nedenle tutuklanmıyor.

Sosyal baskı da mı olmuyor?

New York’ta, Boston’da, Washington’da olmuyor. Daha içlere, mesela Teksas’a, okumuşluk oranının az olduğu yerlere gittiğinizde bunu görüyorsunuz. Yani neymiş? Cehalet tüm kötülüklerin anasıymış.

Kadın kimliğinizle düşündüğünüzde İstanbul ve New York’u nasıl kıyaslarsınız?

Büyük fark var. Sen orada bir kadına değil el kaldırmak, küfrettiğin anda polis tepene biniyor. Bir kadın biri daha ona dokunmadan, “İmdat! Polis” diye bağırdığında sorgusuz sualsiz tutuklanıyor o kişi. Bunun caydırıcılığı çok yüksek. Amerika’da kimse kolay kolay bir kadının kılına zarar veremez. Ya da kimse şiddet gören kadını şiddet uygulayanla uzlaştırmaya, “Kocandır yapar” diyerek arabulucuk yapmaya kalkmaz. Bunlar önemli detaylar. Bu yüzden de kendini son derece güvende hissediyor kadınlar, ben de orada çok daha güvende hissettim.

Kadınların yaş aldıkça özgürleştiği söyleniyor. Bu doğru bir tespit mi?

Kesinlikle doğru. Özellikle 40’tan sonra yaşama da kendine de çok daha farklı bakmaya başlıyorsun. Bir olgunluk geliyor ama bu olgunluk seni kısıtlamıyor, aksine özgürleştiriyor. Mesela ifade özgürlüğüm daha da arttı yıllar içinde. Bu zamana kadar söyleyemediğim her şeyi çat çat söylüyorum. Kimseden korkum yok. Zaten hiç olmadı. Maddiyatı ve şöhreti de hiçbir zaman önemsemedim. Her zaman bildiğimi yaptım, yapmaya devam ediyorum.

Siz hem romantik ve çocuksu hem de çok seksi olabiliyorsunuz zaman zaman...

Sizin seksapel olarak gördüğünüz bakışlarla ilgili. Hiç seksi değilim bence. Çocuksu bir tarafım var ama arada çapkın bakışlarım da oluyor. Gerçi ondan da utanıyorum. Hemen durduruyorum kendimi. Utanmasam daha da seksi olabilirim (Gülüyor). Tamamen o anki modumla ilgili. Dikkat edersen ben öyle hiçbir yerimi açmam. Dekoltelerim de hep ölçülüdür. Ama galiba bakışlar gerçekten önemli. Arap kadınlarını görmüyor muyuz? “Allahım! Bu ne biçim kadın?” diyerek benim peçesini çekip bir bakasım geliyor.

İntizar ve Sinem Gedik haberi size ne hissettirdi?

İnanılmaz üzüldüm. Haberin yılın skandalı olarak verilmesi bir skandaldı. Bu direkt cinsel ayrımcılık. İnsanların özel hayatına müdahale etmek kimsenin haddine değil. İsteyen istediğini yaşamalı.

Fazıl Say yakın dostunuz. Türkiye’de sahneye çıkarılmadığını, konserlerinin iptal edildiğini söylüyor...

Fazıl, Avrupa’da sokakta yürürken bir imza için insanlar peşinden koşuyor. Büyük bir hayran kitlesi var. Sanatçıların el üstünde tutulması gerekiyor. Onu itibarsızlaştırma çabasını dehşetle izliyorum ve kınıyorum. Atatürk’ün o şahane sözünü hepimizin yeniden hatırlaması gerekiyor. “Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Siz hiç evlenmediniz. Neden?

Annesi babası ayrı bir çocuk olarak, anne özlemiyle büyüdüm. Bu sektörde de evlilikler çok uzun sürmez genelde. Çocuğumun da kendi yaşadıklarımı hissetmesini istemediğim için evlenmedim. Zaten yardıma muhtaç tüm çocuklar benim çocuklarım. Doğurmaktansa doğmuş çocukların yanında olmak daha erdemli geliyor bana.

Acaba hiç deli gibi aşık olmamış olabilir misiniz?

Yoo! Hep deli gibi aşık oldum ben! Gözüm döner aşık olunca ama kontrol mekanizmam hep devrede olur. Bir de saygı çok önemli. En küçük bir hakareti kaldıramam, tak diye ayrılırım. Benim için şan şöhret de önemli değil. Yoksa çok kalantor isimlerden evlenme teklifi aldım. Ama hiçbir zaman onlara prim vermedim, o tip bir evlilik yapmayı da aklımdan geçirmedim. Bence eşler birbirinin gözünün içine bakmalı. Birbirini pamuklara sarıp sarmalamalı. Ondan da çok emin olmadığım için evlenmedim.

Yedi yıldır fotoğraf sanatçısı Murat Özdemir ile birliktesiniz...

Eylül’de sekiz yıl olacak. Tabii son zamanlarda araya ayrılıklar girdi. O, New York’ta sanatını devam ettirdiği için zorlanıyoruz. Özlem giriyor araya. Ama şu an her şey yolunda.


 

Önerilen Haberler
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.