Sözleri Mehmet Baha‘ya ait, Türk Sanat Müziği sanatçımız Hamiyet Yüceses’in seslendirdiği “Her yer karanlık pür- nur o mevki” diye başlayan  şarkıyı…

O günlerde dinlediğimde anlamakta zorlandığım bu sözler bugün çok daha anlamlı geliyor.

O günlerde ülkemizde böylesine her gün şehit haberleri gelmiyordu.

Sokaklarda kızlı erkekli gece yarılarına kadar korkusuzca her şeyi konuşup tartışabiliyorduk.

İstediğimizde Van’a Tatvan’a,  İstediğimizde Trabzon’a Samsun’a, İstanbul’a ya da  Diyarbakır’a  gidebiliyorduk.

Laz mısın Çerkez misin, hangi mezheptensin diye kimse birbirine sormazdı.

Kardeşçe geçinir, ekmeğimizi paylaşır, birbirimize saygı gösterirdik.

İstiklal Marşımızı duyunca, Sokakta öğretmenimizi görünce hazırola geçerdik.

23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde içimizdeki coşku taşar fışkırırdı.

Ramazan ve Kurban Bayramlarında büyüklerimizi ziyaret eder, gönüllerini alırdık.

10 Kasımlarda saat dokuzu beş geçe saygı duruşuna geçer Atamızı saygıyla anardık.

Kitap, gazete okur fikir tartışmaları yapardık.

Üretimimizi, refah düzeyimizi arttırmayı planlardık.

Mitinglerde Bağımsız Türkiye diye bağırırdık.

Sohbetlerimizde sıcaklık vardı, dostluk vardı, kardeşlik vardı, Gözlerimizde umut, gönüllerimizde sevgi, ilişkilerimizde huzur vardı.

Devrimci ağabeylerimizi hapislere atan, işkenceler yapan canlarına kıyan, 12 Mart 1971 darbesini yapanları ve uzantılarını protesto ederdik.

Umutluyduk yarınlardan, kararlıydık; daha aydınlık, daha çağdaş bir Türkiye’ yi yaratacağımızdan.

1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ordumuzun yanındaydık.

Çok değil;  bundan 35-40 yıl öncesi yaşananlar bunlar.

Baktığımızda bize her yer aydınlıktı.

Sonrası;
Karanlık güçler, önce gençleri ayrıştırdı, çatıştırdı, katliamlar gerçekleştirdi.

Ülkeyi geriye götüren, karanlığa gömen 1980 Askeri Darbesine zemin hazırlamak için kendi evlatlarını birbirine kırdırdı, yeterli görmediği durumlarda provokasyonlar gerçekleştirdi.

Darbeyi yapan cuntanın faşist uygulamaları, sıkıyönetimler, işkenceler, zindanlar, yitirilen canlar, oynanan oyunlar, kıyılan yüzlerce  genç fidan.

Yanan, sönen ocaklar. Neler yapıldı neler, insanlığa sığmayan! Atatürk Devrimleri’nin özünü unutturup, gardırop Atatürkçülüğü ile gözlerin boyanması, Bilimden, mantıktan, felsefeden, sosyolojiden uzak, ezberci eğitim sistemine geçilmesi, Gençlerin depolitize edilmesi,  Yasakçı, köşe dönmeci bireyciliğin öne çıkarılması, Soran sorgulayan değil, itaatkâr nesillerin yetiştirilmesi, Anadolu insanının kültürel farklılıklarının birleştirici zenginliğinin sosyo-ekonomik sıkıntılarla, çöküntüye uğratılmaya çalışılması, Biz anlayışının yok edilip, ben anlayışının zihinlere yerleştirilmesi.

Bizi kim esir aldı?

Kimler bu hale getirdi?

Bayramlarımızdaki samimiyet nerede?

İçimizdeki coşku nerede?

Maddi daha çok şeyimiz var ama içimizdeki huzur nerede?

Birbirimize sevgi, saygı nerede?

Emperyalizmin ülkemizi, insanımızı getirdiği süreç bu…

Bir insan ömrünün yarısında yaşananlar ve sonuçları.

Emperyalizmin ülkesini, insanlarını sömürmesine, baskılarına, uyguladıkları psikolojik savaşa, propagandalara direnen, kırılan, ama eğilmeyen yurtseverler…

Cumhuriyeti kurarken olduğu gibi Bu oyunu boşa çıkarmak görevimiz.

Zira hangi vakitte, kaç derece dönersen dön, Bakınca; “her yer karanlık pür-nur o mevki”…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.