Dolar perşembe günü 6.2 TL’nin üstüne çıkınca, bir süredir “kulağını arkadan gösterme” konusunda büyük bir başarı gösteren Merkez Bankası, yine benzer şekilde piyasaya müdahale etti. MB, sabah saatlerinde haftalık repoya ara verdiğini açıkladı. Bu karar şu anlama geliyor; haftalık repo olmadığına göre borçlanmayı gecelik faiz ya da geç likidite faizinden yapacak. Bu iki enstrümanın faiz oranı, haftalık repodan daha yüksek. Haftalık repo faizi yüzde 24; diğerlerinin faizi yüzde 25.5 ve yüzde 27. Yani Merkez Bankası bu kararıyla ödeyeceği faizi yüzde 1.5-3 arasında artırmış oldu.

Merkez Bankası’nın bir diğer uygulaması da TL zorunlu karşılıklarının döviz tutma oranını yüzde 40’tan 30’a düşürmesiydi. Yabancı para zorunlu karşılıkları da her kademede 100 puan artırıldı. Böylece piyasaya 2,8 milyar dolar verip 7.2 milyar TL çekmeyi hedefledi. Cuma günü piyasada oluşan rakamlara bakarsak bu karar ‘şimdilik’ etkili olmuş görünüyor çünkü bu yazıyı yazarken dolar kuru yüzde 1 civarında düşüş yaşadı.

Merkez Bankası daha cesur olmalı

Yazının girişinde de belirttiğim gibi Merkez Bankası bir süredir ‘yan yolları’ kullanarak para piyasalarına yön vermeye çalışıyor ancak aldığı kararlar, yaptığı değişiklikler maalesef bir ya da iki gün etkili oluyor, sonrasında piyasalar yeniden eski haline dönüyor.

Bu sarmalın iki nedeni var. Birincisi hükümetin baskısını üzerinde hisseden Merkez Bankası, cesur adımlar atmıyor, attığı adımları çıkıp kamuoyuyla paylaşmıyor. Oysa piyasalar ‘çekingen’ merkez bankalarını sevmez. Aslında sever diyelim çünkü istedikleri gibi yön verme konusunda daha fazla şansları oluyor.

Bir diğer neden de piyasalarda yaşanan dalgalanmanın nedeninin tek başına ekonomi olmaması. Evet Trump’ın açıklamaları, attığı adımlar; ülke ekonomileri üzerinde olumsuz etki yapıyor ama nedense en çok bu durumdan biz etkileniyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolar karşısındaki performansı ve CDS’lerin geldiği seviyeye bakalım. Türkiye ile aynı kategoride bulunan ülkelerin para birimleri, yıl başından bu yana binde 5-6 seviyesinde değer kaybederken TL’nin kaydı yüzde 18’e çıkmış. CDS risk primimiz ise yüzde 490, bize en yakın oran ise yüzde 192 ile Güney Afrika… Yani dünya artık Türkiye’de işlerin yolunda gitmediğinin net bir biçimde farkında.

Ancak en önemli sorun Türkiye’deki sisteme olan inancın zayıflaması. Başkanlık sistemine geçişle birlikte başlayan bu güven erozyonu, 6 Mayıs 2019 tarihiyle zirve yaptı maalesef. O tarihten itibaren belki de ilk kez, bir kentin belediye başkanlığı seçimleri dünya basınının manşetlerinde yer aldı.

Ülkenin geleceği ‘İstanbul ısrarına’ heba ediliyor

Yüksek Seçim Kurulu’nun aynı zarftan çıkan 3 oyu geçerli kabul edip, sadece büyükşehir için verilen oyları geçersiz sayması, bunu da hiç de ikna edici olmayan bir şekilde gerekçelendirmesi bardağı taşıran son damla oldu.

Artan enflasyon, artan işsizlik, artan batık krediler, düşen sanayi üretimi gibi konulara odaklanması gereken hükümet ve Cumhurbaşkanlığı, işi gücü bırakıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin peşine düştü. Neden düştüklerini herkes biliyor, yakında rakamlarla da öğreneceğiz. Zira Ekrem İmamoğlu, Uğur Dündar’a verdiği röportajda ciddi usulsüzlükler saptadıklarını, incelemeler bitince de kamuoyu ile paylaşacaklarını açıkladı.

Ülkenin tamamının geleceği, eş, dost, ahbabın kurduğu vakıflara, şirketlere akıtılan para kaynağını kaybetmemek uğruna feda ediliyor. Bu yaşananların verdiği zararı telafi etmek için yine yıllarımızı harcamak zorunda kalacağız!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.