Arada bir, gönlüm daraldıkça, Yüce Mevlana'nın Mesnevisine dalarım. Orada, bugün yaşadığımız şeylere dair nice ibretlik hikayeler, nice ders alınacak anlatımlar bulurum. Bunların bazılarına yazılarımda yer veririm.

Geçen gün yine Mesnevi'ye göz gezdirirken, ilginç bir tanımlamaya rast geldim. Kocasına yoksulluklarından şikayet eden bir kadının, müridi oldukları şeyhten yakınmaları üzerine Mevlana şöyle bir tanımlama  yapıyor. Bakalım bu tanımlamadaki kişi ya da kişileri siz kime ya da kimlere benzeteceksiniz?

(x) Konunun başlığı şöyle:

"Muhtaç ve müştak (özleyen,arzu eden) müritlerin, yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları "Hakk'a ulaşmış yüce şeyh sanmaları; veresiyeyi peşinden, hileyle yapılmış çiçeği hakiki, bitmiş, yeşermiş çiçekten farketmemeleri".

"...Halbuki sen öyle birinin müridisin ki habisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek?

Sana nur vermede şöyle dursun, bilâkis kapkara bir hale koyar.

Kendisinin nuru yok, onunla görüşüp konuşanlar neden nurlanacak?

Bu çeşit şeyh, gözü akan ve görmeyen kişiye benzer. Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka şey çekemez ki.

Yoksulluk ve meşakkatte (zorluk, güçlük) bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiç bir konuk gelmez.

On yıllık kıtlığı mücessem (somut)olarak görmedinse gözünü aç da  bize bak.

Görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara, fakat dili şaşaalı. 

Tanrıdan onda ne bir koku var, ne bir eser. Fakat davası Şit'ten de ileri Adem'den de.

Hâttâ ona, şeytan bile kendisini göstermez. Böyle olduğu halde o,"Biz abdallardanız, hâttâ daha ilerideyiz" der durur.

Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin hayli sözünü çalıp çırpmıştır.

Söz söylerken lafı Bayezid'den ziyade inceler, onu bile kusurlu bulur. Halbuki onun iç yüzünden Yezid arlanır.

Gökyüzünün ekmeğinden, sofrasından nasipsizdir. Hak, önüne bir kemik bile atmamıştır. O ise "Sofrayı yaydım; Hakkın vekiliyim, Halife oğluyum" diye bağırıp durmaktadır. "Ey aşağılık kişiler, gelin... gelin de ihsan ve keremimim sofrasından, kimse mani olmadan yeyin" demektedir.

Onlar da onun başına toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh "yarın" der. Fakat bir türlü o yarın gelip durmaz.

O yalancı şeyhin hiç bir şey olmadığı meydana çıkıncaya kadar tâlibin de ömrü tükenmiş olur; artık anlamanın ne faydası var?

Ulu Mevlana'nın "sahte şeyh" tarifini nasıl buldunuz?

(X): Mesnevi: MEGSB Yayınları; cilt I.s.181-182

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.