Halk mı istiyor?
Son zamanlarda iktidar yaptığı her şeyi halkın isteğine bağlıyor. 4+4+4 eğitim sistemi, kimi davaların açılması, kimi davaların Zamanaşımından düşmesi gibi…
28 Şubat soruşturması ile ilgili olarak da AKP Genel Başkanı şöyle konuşuyor...
28 Şubat soruşturması ile ilgili olarak da AKP Genel Başkanı şöyle konuşuyor:
“… Halkın bizden talebi. Kimse bu süreci bir intikam hırsı olarak değerlendiremez, bir intikam hırsı olarak ele alamaz”
AKP Genel Başkanı kamuoyunu ikna edebilmek için şu sorulara yanıt vermelidir:
Halkın isteğini nasıl saptadınız? Böyle bir araştırma yapıldı mı? Yapılmadıysa, sizin istekleriniz, halkın istekleri olarak yorumlanabilir mi? Sizin ya da sizin deyiminizle, halkın bu isteği savcılar tarafından nasıl öğrenildi? Savcılar, halkın isteğini belirleyen anketlere göre insanları suçlayabilir veya soruşturma açabilir mi?
Bu sorulara yanıt verdikten sonra, AKP Genel Başkanının şu konulara da açıklık getirmesi gerekir:
Siz, “Kindar ve dindar gençlik” sözünü ettikten sonra, bu tür davaların “ 12 Eylül için açılanı da dâhil, intikam hırsıyla ele alınmadığı konusunda kimi nasıl ikna edebilirsiniz? “Kimse bu süreci bir intikam hırsı olarak değerlendiremez, bir intikam hırsı olarak ele alamaz” sözlerinize kimler inanır?
Bu arada; son zamanlarda, bu yargılamaların siyasi olduğunu söyleyen hemen herkese “darbe yanlısı” yakıştırmasını yapmak, “darbeci” diye suçlamak moda oldu.
Açılan kimi davaların siyasi yönü olduğunu ileri süren, bu satırların yazarı , tüm darbelere birlikte karşı çıktığı Cevher Kantarcı ve Besim Tibuk ile İstanbul ağır ceza mahkemesinde yargılanırken, darbeleri alkışlayanlar kimlerdi? Hem de 28 Şubat günlerinde… Cevher Kantarcı ile birlikte savunmamızı da avukat dostumuz Fikret İlkiz üstlenmişti. Yargılama aylarca sürmüş, İlkiz darbeleri eleştirmenin suç olmadığını kanıtlamıştı.
Tüm darbelerde ve darbe girişimlerinde kaçacak delik arayanlar, bugün kahraman kesilebiliyorlar üstelik başkalarını karalamaktan, herkese “darbeci “ etiketi yapıştırmaktan da çekinmiyorlar…
Kaldı ki, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan insan sayısı 30 milyonu geçen bir ülkede “halk istedi” diye bu davaları savunmak, inandırıcı olmaktan uzak bir düşünce olmanın yanı sıra, yargının bağımsız olmadığı konusunda da kuşkuları arttıracak bir iddiadır.
Biz her şeye karşın askeri darbelere de sivil darbelere de karşı çıkışımızı sürdüreceğiz. Ve hiçbir vesayeti kabul etmeyeceğiz. Ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın…