banner87
Felsefeci Ivan İlyiç’in kökten tekel (radical monopol) denilen bir düşüncesi vardır. Güçlüler güçsüzlerin alanını daraltmak için her yolu kullanmaktadırlar. Bunlar arasında sürekli bir pazar arayışı içinde olan gıda imparatorları hedeflerinin bazısını piyasayı kullanarak yapmaktadırlar. Bir kısmını ise yasalar çıkartarak, yönetmelikler getirerek yapmaktadırlar. (kanun ve yönetmeliklerle yerel tohumun ve ev şarapçılığının yok edilmek istenmesi gibi) Tüm bunlara karşı yeni köylülüğün yani ekolojik yapıya saygılı, yenilikçi, girişimci, tutucu olmayan, bilim çevreleriyle ittifaklar kuran, kentte yaşayan tüketicilerle ittifaklar kuran ve böylelikle tarım devlerini ortadan kaldıran bir hareketin ortaya çıkmasını istiyor isek karşımıza iki mücadele yolu çıkmaktadır: Birincisi politik mücadeledir.

Günümüzde insanlığa dayatılan seçimsizliklere karşı bir politik mücadele içerisinde olma gerekliliği doğmuştur. Örneğin ülkemizde GDO’ya Hayır Platformunun yaptığı başarılı mücadeleler sonucu GDO’lu ürün üretimi iktidardaki güçlülerce yasaklanmak zorunda kalmıştır. Her ne kadar GDO’lu yem hammaddeleri ithali serbest ise de bu gene de bir başarıdır. Politik mücadele son derece önem kazanmaktadır. Yasalar, yönetmelikler veya uygulanan tüm politikaları yorumlayarak kabul etmek/etmemek gerekiyor. Bu durumda en büyük direnç kaynağı tüm dayatılanları olduğu gibi almadan yorumlamaktan geçmektedir.

Diğer mücadele yolu otonom örnekler yaratmaktır. Köylülerin, tüketicilerin “başka bir köylülük mümkün, başka bir teknoloji, başka bir hayvancılık sistemi mümkün ve daha yaşanılası bir dünya mümkün” diyebilmelerini gerektiren örnekler yaratmaktır.
Kazanımlar iki mücadele yolu ancak beraber olabilirse başarılı olabilecektir. Sadece politik mücadele ile ya da yalnızca yerel otonom örnekler yaratarak kanatlanmak pek mümkün değildir.

Örneğin kuş gribinin ortaya çıkışı küçük işletmelerin, köy tavukçuluğunun bir eseri değildir. Fakat medya ve bazı yazılı kaynakların bildirileri hep bu yönde olmuştur. Önce Çin’de ortaya çıkan ardından Hollanda’da büyük tavuk çiftliklerinde görülen bu hastalık büyük bir haber niteliği kazandırılmadan manipüle edilmiştir. Bunun üzerine Tayland, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerin tarım bakanlarının yaptığı açıklamalar bir fikir birliği içerir nitelikte idi. Bakanlıklara göre günah keçisi ‘köy tavukçuluğu’ idi ve ortadan kaldırılmalıydı. Bunun bilgisi köylüye ulaştırılmadığı için köylülüğe ve köylülere böyle bir suç yüklenmiş oldu. O dönem içerisinde çaresiz kalan köylüler kümes hayvanlarını toplamaya gelen yetkili kişilere suçluluk hissiyle hayvanlarını teslim ettiler. Aslında bunun sorumluları köylüler değildi.

Bu olay hem politik hem de aynı zamanda yerel örneklerin yaşatılmasının önemi bizlere göstermiştir. Yerel örneklerin yaşatılması, köylü pazarlarının korunması ile kırsal bölgelerde bir canlılık oluşuyor ve halk orada yeni ürünler yetiştirmeye, daha sağlıklı ürünler üretme mücadelesi içine giriyor. Meydana gelen oluşumlar ile köylü köy tavukçuluğu yapmaya başlıyor, köy ekmeği, köy yoğurdu ve köy peyniri gibi ürünlerini kendisi üretmeye başlıyor. Belediyelerin de bu konuda yapabilecekleri çok şey var.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.