banner87

Unutmadık! Zaman ne denli hızla akıp geçse de kahpece yitirdiğimiz değerlerimizi unutmadık. Onları yüreğimizde, gönlümüzde yaşatıyoruz.

Yıl 1990 günlerden 6 Ekim. İlahiyat Fakültesinin Atatürk ilkelerini ödünsüz savunan çağdaş, ilerici, demokrat profesörü Bahriye Üçok’u yitirmemizin üzerinden yirmi yedi yıl geçti.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2014 yılında verdiği kararda; Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi olaylarını da içeren Umut Davası’nda 8 sanığa verilen cezaları onamıştı.

Yargıtay’ın kararında “Tevhidi Selam Kudüs Örgütü”nün Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi olaylarını gerçekleştirdiği ve bu öldürme fiilleri ile birlikte 18 saldırıyı gerçekleştirdikleri belirtiliyordu.

O karanlık günlerde “İslami Hareket Örgütü” adlı bir başka terör hareketi Turan Dursun ve Çetin Emeç gibi çağdaş, Atatürkçü, Laik Demokratik Cumhuriyet’ten yana insanları bir bir katlediyordu.

Bu cinayetlerle birlikte bu örgütünde beş eylemi gerçekleştirdiğinin belirlendiği kararda yer alıyordu.

Türkiye’de 1990 yılında 31 Ocak’ta Muammer Aksoy, 7 Mart’ta Çetin Emeç, 4 Eylül’de Turan Dursun, 6 Ekim’de Bahriye Üçok hain terör saldırıları ile katledildi.

Bunları 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu, 21 Ekim 1999’da Ahmet Taner Kışlalı, 18 Aralık 2002 ‘de Necip Hablemitoğlu cinayetleri izledi.

Bugüne değin aradan geçen yirmi yedi yılda bu cinayetleri işleyenlerin bir kısmının tetikçileri yakalandı ancak azmettiricileri ortaya çıkartılamadı. Bazılarının ise hiçbir faili bulunamadı.

Umut Davası 2000 yılında İstanbul’da Beykoz’daki villasına düzenlenen baskında yakalanan Hizbullah örgütünün lideri Hüseyin Velioğlu’nun evinde yakalanan CD’ler üzerine açılmıştı.

Bu insanlar niçin, neden katledildiler? Nedeni açık!

Üniversitelerimde eğitimin kalitesini düşürmek isteyen, Atatürk’ün çağdaş, bilimsel eğitiminden rahatsızlık duyan dış güçler ve onların yerli işbirlikçileri bu cinayetleri işlediler.

Katıldıkları televizyon programlarında, açık oturumlarda bilgileri ile toplumu aydınlatır, karşıt fikirlerin acizliğini ortaya koyarlardı. “Karşısındaki insanın düşünceleri altında ezilenler, fikri yoksullarından ötü- rü çareyi kaba kuvvette bulurlar” sözünü gerçekleştirdiler. Ve onları bir bir katlettiler.

Bu gün onlar aramızda yok. Ancak bıraktıkları eserler onların düşünsel yanlarını bizlere yakından öğrenme olanağı veriyor. Prof. Bahriye Üçok’un “İslam Devletlerinde Türk Naibeleri ve Kadın Hükümdarlar” ve “Şeriat Sarmalında Türkiye” adlı iki güzel kitabı geçmişten günümüze ışık tutmakta.

Onları sevgi ve saygı ile bir kez daha anıyorum.

Barzani ve Kuzey Irak

Kuzey Irak’ta Barzani referanduma gitti ve özerklik için düğmeye bastı. Türk Silahlı Kuvvetleri referandum sonrası kendi sınırlarımız içerisinde tatbikata başladı. Sınır kapılarının kapatılacağı, uçak seferlerinin iptal edileceği, Kuzey Irak’ta çıkartılan petrolün naklini sağlayan Kerkük –Yumurtalık petrol boru hattının vanalarının kapatılacağı yetkililerce açıklanmakta! Bugüne kadar Barzani’ye ekonomik getiri sağlayan petrol boru hattı ile ilgili bir gelişme olmadı. Yani vanalar kapanmadı.

Tıbbiyede Koruyucu Hekimlik, ya da Mühendislikte İş Güvenliği Önlemleri vardır.

Bunlar; “kişi hastalanmadan gerekli tedbirleri alarak hastalanmasını önlemek” ya da “çalışanların çalışma ortamlarında iş güvenliklerini sağlayarak iş kazalarını önlemek ve istenmeyen iş kazalarından çalı- şanları korumak” anlamını taşır.

Barzani Kuzey Irak’ta yapacağı referandum tarihini aylar öncesinden açıkladı. Biz tedbir aldık mı?

Referandumu önlemek için gayret gösterdik mi? Barzani; Türkiye’de ki Başkanlık Referandumu öncesi Güneydoğuya davet edildi, bizde ki referanduma ilişkin görüşlerini açıkladı. Türkiye’de ki referandum sonrası Barzani Türkiye’ye geldi.

İstanbul ve Ankara’da devlet töreni ile karşılandı ve bu karşılamalarda Türkiye’de ilk kez Barzani’nin flaması Türk Bayrağı ile birlikte göndere çekildi. Bayrak çekme olayına Başbakan ve hükümet tepkisiz kaldı. Başbakan Binali Yıldırım referandumun yapılmasının savaş nedeni olacağını söyleyen muhalefete, Referandumun yapılmasının savaş nedeni sayılamayacağını açıkladı.

Türkiye niçin bu kadar sessiz kaldı, gerekli önlemleri zamanında almadı? Doktor hastasına korumak için sağlığında tedbir alıyor. Mühendis çalışanını kazalardan korumak için önlem olarak iş güvenliği tedbirlerini alıyor. Siyasetçi de ülkesinin çıkarlarını korumak için geleceği görüp tedbir alması gerekiyor.

O zaman niye Türkiye referandum sonrası başladığı sınırdaki tatbikata referandum öncesi başlamadı?

Kuzey Irak’ta 2003 yılında nüfusun yüzde 63’ünü oluşturan Türkmenler göçe zorlanırken, katledilirken Türkiye niçin daha etkin olmadı?

Bugün Kerkük’te Türkmen nüfus yüzde 25’lere gerilediyse, yaşadıkları yerlerden zorla göç ettirildiyse, malları zorla Arap ve Kürt gruplara verildiyse Türkiye’nin daha aktif siyaset izlemesi gerekmez miydi?

Bu sorular çoğaltılabilir.

Türkiye’nin Ortadoğu’da son on beş yılda muhalefetin sert eleştiri ve uyarılarına rağmen izlediği politikaların sonucunu birlikte görüyor, ceremesini milletçe çekiyoruz.

Şimdi gündem iç ve dış konularla hızla değiştirilirken, askeri tatbikatlar yapılsa da Barzani olayı buzdolabına konmuş gözüküyor.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
texas 2017-10-08 13:45:49

türkmen nüfusu yüzde 65 imis sen ne bicim gazetecisin yalandan kim ölmüs degilmi salla babam salla nede olsa bu halk aptal ne yazsan inanirlar

Avatar
Didem Erkovan 2017-10-12 03:03:46

Türkmen nüfus 2002 yılı nüfus sayımında %68 idi. Hızlı göç 2007'denn itibaren gerçekleşmişti.
BOP projesi ve izlenen mezhepsel politikalar bu sonucu doğurdu.
Tesbitleriniz doğru.
Bu gerçekleri yazan kalemler az.
Kaleminize sağlık.