Atatürk Kültür Merkezi’nin yeni projesi ile tanıştık. 10 yıldır atıl durumda bırakılan AKM, bu haliyle, artık İstanbul için bir utanç abidesi haline gelmişti.

Ülkemizde kültür-sanata verilen değerin ibretlik anıtı olarak, zaman zaman toplumsal olaylarda polis tarafından karakol olarak kullanılmasını saymazsak,
orada öylece duruyordu.

Yeni projede Opera Salonu’nun kapasitesi 2500 kişi olacakmış. Az...

Dünya Kenti İstanbul daha büyüğünü hak ediyor. 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi’nde inşa edilen salon bile 2500 kişilik.

La Scala (İtalya) 2030 kişilik, 200 yıldır hizmet veriyor.

Paris Operası 1900 kişilik, 1875’ten beri hizmet veriyor.

Royal Albert Hall (Londra) 5000 kişilik, 1871’den beri hizmet veriyor.

Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu 2500 kişilik.

2019 yılında hizmet vermeye başlayacak. İstanbul için 2500 kişilik salon 2019 yılında az.

Doğduğum, yaşadığım canım şehrim Didim’de bulunan, dünyaca ünlü Milet Antik Kenti’nin 3000 yıllık tiyatrosunun, 15000 kişi olduğunu hesap edince, çok çok az.

Ama derseniz ki, “Memlekette kültür-sanat mı kaldı?”

Kaç yıldır İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası kendi salonu olmadan, bir hafta orada bir hafta burada çalmaya alıştı.

Devletin kadrolu sanatçıları bile sanatçı olduklarını unuttu da sessiz sedasız köşelerinde oturuyor,

Geri kalan “devletsiz sanatçılar” ise korkudan mı bilinmez, siyasetin kıyısından geçmedikleri gibi, toplumsal olan hiçbir konuda fikir bile beyan etmemeye özen gösteriyorlar.

Bu ahval-i ruhiyede, “Neylerim Opera Salonlarını”, derseniz, haklısınız.

AKM binası ile bir bütün oluşturması beklenen bir de meşhur Taksim Meydanı düzenlemesi var.

Mimar Murat Tabanlıoğlu’nu can kulağıyla dinledim.

AKM Projesi’nin tasarımı ve meydanla ilişkilendirilmesi ile ilgili anlattıkları harika.

Dinlerken, nasıl olacağını hayal ediyordum ki, bir anda acı gerçeklere sert bir geçiş yaptım ve gözümün önüne yıllardır polis ablukası altındaki Taksim
Meydanı geldi:

Çevik kuvvet, barikatlar, Taksim Meydanına hâkim olan o tuhaf tedirginlik ve stres...

Avlu, Meydan ve İnsan

Güzel Anadolu’muzun minicik evlerinde bile avlu bulunur.

Çünkü avlu, yaşamın kesişme noktasıdır.

Ev ahalisi avluda buluşur.

Kent ölçeğinde ise insanlar meydanlarda buluşur.

Kente, kimliğini ve ruhunu veren meydanlarıdır.

Meydanlar farklılıklarımızla bir arada olabildiğimiz en önemli kentsel- kamusal mekânlardır. 

İnsanların bir araya gelemediği, kendini ifade edemediği, 10 kişinin bir araya geldiği anda polis barikatlarıyla kapatılan meydanlara meydan mı denir?

Başıma bir iş mi gelecek, bomba mı patlayacak kaygısıyla hızlı adımlarla uzaklaştığımız, çoluğumuza çocuğumuza “sakın gitme” dediğimiz meydanlar,
meydan mıdır?

En gösterişli, en ışıl ışıl meydan olsun, demokrasinin ve can güvenliğinin olmadığı meydan, meydan değildir.

Kent, meydanlarda yaşar; meydanlar insanlarla yaşar.

Benim sesim olmayan dilsiz meydanı, neyleyim?

Yazımı Zülfü Livaneli’nin “Neylersin” şarkısının sözleri ile bitirirken, bir de bu şarkının Sevcan Orhan yorumunu dinlemenizi öneririm.

“Kapılar tutulmuş neylersin

Neylersin, içerde kalmışız

Yollar kesilmiş şehir yenilmiş neylersin

Açlıktır başlamış neylersin”...

Bugün 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü.

Kentleri rant için değil; insanlar için daha yaşanılabilir kentler yaratmak, daha demokratik kamusal alanlar oluşturmak için yılmadan mücadele eden tüm meslektaşlarımın, tüm kent savunucularının günü kutlu olsun.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.