banner87

6Kasım 2016 günü sabah uyandım. Memlekette vaziyet-hâl ve ahvâl-i şerait şöyle idi:

“Misak-ı Milli sınırları dışında dost olarak bir tek komşu devlet kalmamış idi.

Ordumuz, Suriye’de eğittiği başıbozukları, IŞİD denen İslami terör örgütünün üzerine gönderiyormuş gibi yapıp, Suriye idaresine muhalif Kürt kuvvetlerine hücum ettiriyordu.

Sultan ve Sadrazam bu harekâtı tasdik etmeyen ABD’ye ‘’Eey Amerika’’ diye posta koyup, kapalı kapılar ardında temenna çekiyordu.

Eğitimli başıbozuklar bir gün üç köy alıyor,ertesi gün beş köy verip geri çekiliyordu.

Sultan Irak’ta Musul’a sefer etmeyi ve fethetmeyi çok istiyordu.

Bunun için sınıra tanklar ve asker yığıyordu ama Irak Başbakanı, ABD ve Rusya ‘’hööt’’ deyince
kıpırdayamıyordu.

Sultan hırsından muhtarları toplayıp onlara ‘’gazanız mübarek ola’’ naraları attırıyordu.

Misak-ı Milli sınırları içinde terör örgütleri cirit atıyordu.

PKK’lı şakiler ve IŞİD’li haramiler her gün şehirlerimizde bombalar patlatıyor, asker, polis, sivil, çoluk-çocuk demeden insanlarımızı katlediyordu.

Buna karşı Saray ve çevresi hamasi nutuklar atıp, ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı dilemekten başka bir şey yapmıyordu.

Bütün memlekette ‘’örfi idarenin’’ bir alt basamağı olan ‘’Olağanüstü Hal’’ ilan edilmiş idi.

Meclis-i Mebusan’ın kanun yapma selâhiyeti elinden alınmış, Heyet-i Vekile’ye devredilmiş idi.

Bu suretle mebuslar, bir anda boşta gezen ‘kaldırım mühendislerine’’ dönüşmüş idi.

Anayasa lüzumsuz bir metin halini almıştı.

Bir iktidar mebusu, televizyonlardan, ‘’Anayasayı yırtıp yakacağız’’ diye şirretleniyordu.

Anayasayı korumakla vazifedar mahkeme ‘’yetkim’’ yok diye kanun hükmünde kararnameleri incelemeyi reddediyordu.

15 Temmuz akşamı ‘’aslında iktidar bizim hakkımız’’ diye Cumhuriyete karşı ayaklanan FETÖ’cüleri, 31 Mart Vak’ası’nda olduğu gibi düzenli orduları ve demokrasiye inanmış sivil güçler marifeti ile defeden saray idaresi, ‘’Bu ayaklanma bize Allahın bir lütfudur’’ diyordu.

Darbecilerle birlikte nerede kendisine muhalif bir teşkilat mensubu, Darülfünun hocası, muharrir, gazeteci ve benzeri kişi varsa işinden ayırıyor, hapishaneye atıyor, olmadık eza-cefa yapıyordu.

Son olarak muhalif ‘’Cumhuriyet’’ ceridesinin idareci ve muharrirlerini derdest edip hapishaneye tıkmıştı.

Sultan’ın ‘’selahiyetlerinin azlığı’ şikâyeti ile getirmek istediği, garplıların ‘’Diktaturya’’ dedikleri idareye destek vereceğini açıklayan Meclis-i Mebusan’daki bir fırkanın reisi Devlet Efendi’nin arzusu üzerine, HDP Fırkasının Kürt mebusları gözaltına alınıp tutuklanıyordu.

Memleketin Âfâkını, büyük şair Tevfik Fikret’in dediği gibi bir ‘’dûd-ı muannid’’ sarmış idi.

‘’Ey Türk Gençliği

İşte bu ahval ve şerait altında dahi vazifen Cumhuriyeti ve Demokrasiyi ilelebet müdafaa ve muhafaza etmektir.

Muhtaç olduğun kudret sana ‘’ATA”ndan tevarüs etmiştir.’’

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.