“(…) MEMLEKETE doldu makine, doldu makine. İşsizlik çoğaldı. Makine insanı yerinden, ekmeğinden etti. Köylerden şehre ırgat akını var. Görmüyor musunuz, memleket dilenciyle doldu. Bu kadar dilenciyi ne zaman gördük? Köylerden şehre akın var ana! Şehir işçisinin dirliği de bozuldu. Fabrikaların önüne git bak. Boy boy, çeşit çeşit baba yiğitler, ana kuzuları. Onların da artlarında besledikleri boğazlar var, onların da çoluk çocukları, babaları, anaları var. Herkes ekmek peşinde koşuyor!” (Eskici ve Oğulları, Sf.112)

Orhan Kemal’in romanları ve öyküleri, dönemine tanıklık eder. Sosyal hayat, eserlerinde olduğu gibi yansır. Roman kahramanlarının ağzından tarihe not düşer, tıpkı yukarıda yapılan alıntı gibi.
“Betonunda bile ot biten bereketli Çukurova toprakları”nda doğmuştur Orhan Kemal ve askerdeyken Nâzım Hikmet ve Gorki okuyor diye 5 yıl ağır hapse mahkûm olur. Tesadüfe bakın ki, genç Orhan Kemal, Bursa’da yatarken Nâzım bu hapishaneye nakledilir. O dönem Orhan Kemal’in adı edebiyat dünyasında duyulmamıştır. Zaten düz yazı değil, şiir yazıyordur. Nâzım, şiirlerini beğenmediği bu genç edebiyatçıyı düz yazıya yönlendirir, öykü ve roman yazması için teşvik eder onu.
Pek bilinmez ama Orhan Kemal sinemamızın önemli senaristlerindendir de. Bugün birçok iletişim fakültesinde onun yazdığı senaryo yazım tekniği kitabı okutulur. Yeşilçam’a takma adla sayısız senaryo yazmıştır ancak bunlardan dişe dokunur paralar kazanamaz usta. Bir gün Yeşilçam sokağında Attila İlhan’la karşılaşırlar. İlhan da o yıllar Yeşilçam’a Ali Kaptanoğlu imzasıyla senaryolar yazıyordur. “Yahu Orhan abi” der Attila İlhan “Şu yapımcılara bu kadar ucuz senaryo verme. Geçenlerde bir filmci benden senaryo istedi, konuyu anlattı, anlaştık her şey tamam. Kaç para istersin dedi. Üç bin dedim. ‘Neee üç bin mi? Biz koskoca Orhan Kemal’e beş yüz liraya yazdırıyoruz. Üstelik peşin de değil, ver eline senedini… Yok arkadaş seninle çalışamayız’ dedi. Yahu Orhan Abi beş yüze senaryo yazılır mı?” “Biliyorum oğlum biliyorum.” der usta, “bu p.zevenklere bu paraya senaryo yazılmaz ama… Zaruret işte… Evin ekmek derdi… Çocukların üstü başı… Belimi büken yokluk.”

Peki ya Nâzım? Onun da sinemamıza büyük katkıları olmuştur. Sinema üzerine yazılar yazan Nâzım, sahici bulmadığı Hollywood sinemasına karşıdır. Tiyatro ve sinemamızın ilk dönemine damga vuran Muhsin Ertuğrul’un İpek Film için çektiği “Bir Millet Uyanıyor” filminde Nâzım, reji asistanı ve seslendirme yönetmeni olur. 1933 yapımı “Karım Beni Aldatırsa” filminin senaryosunu yazan usta, o dönem “sakıncalı” olarak görüldüğü ve yasaklı olduğu için “Mümtaz Osman” takma adını kullanır bu filmde. Ki daha sonra birçok filmde bu takma adı kullanacaktır.
1933’de çekilen yedi filmin beşinde senarist olarak Nâzım’ın imzası vardır. Elbette, Mümtaz Osman adıyla... Yine 1933 yapımı “Düğün Gecesi / Kanlı Nigar” filmi ise Nâzım’ın hem yazdığı hem de yönettiği bir film olarak sinema tarihimize geçer. 1937 yılında ise “Güneşe Doğru” filmiyle yine senaryosunu yazdığı filmin yönetmen koltuğunda oturur. Mümtaz Osman adıyla onlarca senaryo yazan Nâzım Hikmet, Ercüment Er adıyla da üretmeye devam eder.
Yani sadece edebiyatımıza değil, sinema dünyamıza da büyük emekleri vardır Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal’in. Ölüm yıldönümlerinde onları anmak istedik. 2 Haziran Orhan Kemal’in, 3 Haziran Nâzım’ın ölüm yıldönümü… Kültür dünyamızın bu iki güneşi her daim içimizi ısıtacak ve bizi aydınlatacaktır.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.