Fotoğrafın dili güçlüdür!

Yalanı hemen günışığına çıkarır!

Cumhurbaşkanı, başbakan, diktatör tanımaz.

Ayrımcı Cumhurbaşkanı Pazar günü Ensar Vakfı genel kuruluna katıldı.

“15 Temmuz’da sokağa çıkanlar Gezi Parkı’nın gençleri değildi. Bunu bilmek lazım. O gece oraya gelenler vatanını, milletini seven; bayrağı, ezanı için yola koyulan gençlerdi” diye konuşmasını AKP Genel Başkanı olarak yaptı.

Gezi Direnişinin 4. yılında Gezi fotoğrafları sosyal medyada görünmeye başladı.

Bu sözlerin söylendiği Ensar Vakfı’nda gençlere yapılanları tüm Türkiye gibi dünyada duydu, gördü, okudu.

Ensar genel kurulunda gençlere yapılanları kınayacağına; dikkatleri Gezi Gençlerine çekti.

Unuttuğu Gezi Direnişini dünyaya tanıtan o fotoğrafta; biber gazı sıkılmış, arbede içinde gözlerini gazdan korumaya çalışan genç elindeki Türk bayrağını gökyüzüne uzatıyor.

O unutulmaz kare zihinlere giriyor.

O karede Türk bayrağı tüm dünyayı selamlıyor.

Belki de ay yıldızlı bayrağımız dünya nezdinde ilk kez bu kadar büyük çapta dünya ile buluşuyor.

Gezi Direnişinin simgesi fotoğraflardan biri oluyor.

Arşiv unutmaz!

Fotoğraf gücünü gösterir.

Gezi direnişi dünyada kelebek etkisi yaratan bir soylu eylemdir.

Haksızların yüreğine öylesine korku yaydı ki korkulu düşleri oldu.

Gezi’nin sonsuzluğa uğurlanan en küçük kahramanı Berkin’i milyonlar uğurladı.

Ali İsmail Korkmaz’ın gülüşünün korkusu ile davası Kayseri’ye sürüldü.

Anne ve baba her duruşma ellerinde o ölümsüz gülüşün fotoğrafı ile Hatay’dan Kayseri’ye gittiler.

Zulmün sonu yok büyük usta Yaşar Kemal’in dediği gibi “Zulmün artsın” misali göç eden davalar, verilen cezaların trajikomik olması; annelerin mücadelesini engellemedi.

Çünkü onlar Gezi’nin Anneleri olarak acıya takılmak yerine birbirine tutunarak direnmeyi seçtiler.

Gezi’den sonra yüreğine ateş düşen anneler; Fadime Ayvalıtaş, Sayfı Sarısülük, Hatice Cömert, Fahriye Yıldırım, Emel Korkmaz, Emsal Atakan, Gülsüm Elvan; demokrasi düşmanlarının yazdığı kara yazgılarına teslim olmak yerine direndiler.

İlk kayıpları Fadime Ayvalıtaş bir röportajında; “Başbakan her giden gün yaramızı daha da kanatıyor.

Acaba kendi evladı olsaydı aynı şekilde çıkıp der miydi ki bir, iki, üç, dört çocuk öldü diyebilir miydi? Sekizinci ayda asker edecektim ben toprağa verdim, hiç dayanamıyorum.”

Bu acıyla giden Fadime Ayvalıtaş’ın tabutunu İstanbul’a gelen acılı Gezi Anneleri omuzlayıp sonsuzluğa uğurladılar.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; yüreğine ateş düşen Berkin’in annesi Gülsüm Elvan’ı milyonlara yuhalattı.

Şimdi de bitmeyen kini, yüreğine bağdaş kuran Gezi korkusuyla; ülkesine sevdalı gençleri bayraksız diye suçluyor.

Bir bilse bizim devrimci liderlerimizin şiarlarının “bağımsız Türkiye!” olduğunu, bayrakları uğruna gözünü kırpmadan ölüme yürüdüklerini; bu sözü ağzına alır mı?

AKP Genel Başkanı olarak hem suçlamalarını sürdürüyor hem de itiraflar da bulunuyor; “Kültür ve sanatta iktidar olamadık.”

Nasıl olacaksın?

Sanat ve kültür, özgür, demokratik bir ülke ister.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.