Türkiye’de gazeteciler öldürülüyor, bize de törenle anmak düşüyor… Geçtiğimiz Pazar günü, yani 24 Ocak usta gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülüşünün 23.yıl dönümüydü. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Bakırköy Belediyesi Leyla Gencer Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlediği toplantıda, Türkiye’de öldürülen 65 gazeteci törenle anıldı. Öldürülen 65 gazeteci cümlesi, demokrasimizin düzeyini de gösteriyor aslında. Daha doğrusu demokraside bir türlü istenen noktaya gelemeyişimizin göstergesi bu gazeteci ölümleri… Çünkü eleştiriye tahammül yok.

Türkiye’de gazeteci ölümlerinin tarihi 1909 yılında başlıyor. İlk basın şehidi olarak bilinen Hasan Fehmi Bey, 6 Nisan 1909’da öldürülüyor. Bu uzak tarihi kimse hatırlamıyor ama Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993'te evinin önündeki arabasına yerleştirilen uzaktan kumandalı bombanın patlatılması sonucu hayatını kaybetmesi hepimizin gözü önünde oldu.

‘Türkiye’de Gazeteci olmak, Gazeteci Ölmek’ başlıklı toplantının çok değerli konuşmacıları vardı ama ertesi gün medyada çok fazla yer bulamadı. Dolayısıyla konuşmacılardan ve bahsettikleri konulardan birer satır da olsa bahsetmek ve size ulaştırmak istiyorum. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Basın Müzesi’ndeki fotoğraf galerisinde öldürülen 65 gazetecinin fotoğrafının sergilendiğini, ancak bu isimlerin belgelerle tespit edilebilenler olduğunu söyledi. Tespit edilemeyen kim bilir daha kaç kişi var, bilinmiyor.

Duayen gazeteci –yazar Hıfzı Topuz, aslında gazetecilere baskının Türkiye’de ilk gazete çıkar çıkmaz başladığını söylüyor. Hıfzı Topuz’a göre bugüne kadar 100’e yakın gazeteci öldürüldü. “Bir ülkede gazeteci cinayetleri ve tutuklu gazeteci sayısının yüksek olması karanlıkların, kaba kuvvetin, barbarlıkların, gericiliğin zaferi ve demokrasinin ayaklar altına alınması anlamına gelir” diyor Hıfzı Topuz, haksız mı? Türkiye böyle bir ülke mi olmalı?

Bir başka duayen isim Altan Öymen, gerçekleri konuşmanın gazetecilerin görevi olduğuna dikkat çekti. “Bir memlekette öldürülen gazetecilerin sayısı o ülkenin medeni seviyesini, çağdaşlık düzeyini gösterir. Ocak ayı bildiğimiz gibi gazetecilerin en fazla öldürüldüğü ay. ‘Yazmasın’ denilince en kestirme yol olarak gazeteciler öldürülüyor” dedi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı ve Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Sözcüsü Ahmet Abakay konuşmasında ilginç bir noktaya dikkat çekti; “Can Dündar’ın oğlu ‘Babam hapiste ama can güvenliği var’ diyerek durumun ne kadar vahim olduğunu bize aktardı. Basın tarihi, cinayetler tarihidir. Son 13 yıldaki iktidarın uygulamalarıyla medyanın yüzde 80'i fiilen devletleştirilmiştir. Basın ifade özgürlüğü sıralamasında Türkiye artık Afrika ülkeleriyle birlikte sayılıyor.”

Konuşmacılardan biri de gençliğinde Uğur Mumcu’nun ev arkadaşı olan gazeteci Aydın Engin’di. “Neden Uğur Mumcu, Neden Hrant Dink’ sorusunu soruyorum, bu sorunun cevabını mesleğimizde, habercilikte buluyorum. Gerçekleri ete kemiğe büründürerek, somut delillerle kamuoyuna duyurdular.  Haberciliğin şahını yaptılar. Basın özgürlüğünü yüreklilikle savundular” dedi.

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Evrensel Muhabiri Metin Göktepe cinayetini hatırlattı ve yakında Diyarbakır’da görev yapan gazeteciler için başlayacakları dayanışma nöbetini anlattı. Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Kadri Gürsel, Uğur Mumcu'yu anmanın bugünün Türkiye'sindeki anlam ve öneminin ne olduğu hakkında kafa yorduğunu belirterek; “Uğur Mumcu'yu anmak gazeteciliği savunmaktır. Bugün bu rejimin hedefinde gazetecilik vardır” dedi.

Rumca yayınlanan Apovyematini Gazetesi’nin Sahibi Mihail Vasiliyadis ise ilginç bir konuya dikkat çekti; “Günümüzde gazeteci olmak hiç de zor değil. Ama gazeteci olarak ölmek herkesin harcı değil. Korkarım pek çok gazetecilik yapmak isteyen kişi, ölmeden çok çok evvel içindeki gazeteciliği öldürmeyi yeğliyor.” Posta Gazetesi Yazarı Nedim Şener ise “Hrant Dink cinayetinde ortaya çıkan fotoğraf da tıpkı Uğur Mumcu cinayetinde olduğu gibiydi, bütün cinayetlerde işleyiş hep aynı. Siyasi cinayetler de devletin bir parçası” diye görüş belirtti. Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç, “Birçok gazeteci, düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını savunduğu için öldürüldü. Maalesef cinayetler serisi hiç bitmedi. Nuh Köklü’ye kadar vardı. Nuh Köklü öldüğü zaman işsizdi. NTV’de çalışırken de işsizdi, çünkü kadrosuz çalışıyordu. Ölen gazeteciler, bizim için her zaman üstatlarımız, önderlerimiz olarak kalplerimizde yerlerini alacaklar” diye konuştu.

Kıssadan hisse, Türkiye’de gazetecilik zor günlerden geçiyor…
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.