Yılın ilk haftasındayız ve maalesef herşey geçen yıl kaldığımız yerden devam ediyor; hatta daha kötü bile diyebiliriz. Doların artık 3.50’nin altına inmeyeceği hatta 4 seviyesini zorlayacağı beklentisi içinde piyasalar… Trump’ın da yemin ederek ABD’de başkanlık koltuğuna oturacak olması olumsuz tabloyu daha da derinleştirecek. 2016’nın kapanış verilerini ve piyasanın beklentilerini dikkate alarak yılın ilk haftasında ‘Orta Vadeli Program’daki hedeflerin hiçbirinin tutturulamayacağını söyleyebiliriz. Araştırma şirketleri yılın son günlerinde yayımladıkları

raporlarda, eldeki veriler ışığında OVP’nin ‘oldukça iyimser’ olduğu saptamasını yapmışlardı zaten… Bu planın gerçekleşebilmesi için iki ana koşul var. Birincisi kapsamlı bir ekonomik programın hazırlanıp hızla uygulamaya geçilmesi, ikincisi de siyasi istikrar. Bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda hızla ilerleyen ülkemizde maalesef hükümetin tek gündemi var, anayasa değişikliği yapmak ve başkanlık sistemini getirmek!

 

Deloitte Türkiye Ekonomi Danışmanı Dr. Murat Üçer geçen ay yani yıl sonu verileri yokken “Ekonomik Görünüm-Büyü(yeme)me Sancıları” adlı bir rapor yayımladı. Raporda Türkiye’nin büyümede son yıllarda hem bir yavaşlama hem de kalite konusunda sorunları olduğu vurgu yapılarak ‘makro kırılganlıkların’ oldukça yüksek seyrettiğinin altı çiziliyor. 


Büyümenin tetikleyicileri olan dört ana motordan özel tüketim, kamu harcamaları, özel yatırım ve ihracat kompozisyonunda da sadece özel tüketim ve kamu harcamalarının ağırlığı çektiği aktarılan raporda, bunun sağlıksız bir yapıya işaret ettiğinin açık olduğu söyleniyor. Türkiye özelinde büyümenin daha çok yatırım ve ihracat ağırlıklı olmasının arzulandığı belirtiliyor.


Birkaç başlık altında ekonomiyi irdeleyen raporda dikkatimi çeken başlık maliye politikaları ve kamu harcamaları oldu. Üçer, bütçe gelişmelerini ‘çok alarm verici olmasa da önemli bazı riskler barındırıyor’ şeklinde özetlemiş. Risklerin başında ise faiz dışı giderlerdeki artışın vergi gelirlerindeki artıştan hızlı seyretmesi, bir defaya mahsus gelirler hariç tutulduğunda faiz dışı dengenin artık belirgin şekilde açık verir hale geldiği belirtiliyor ve bunun da faiz dışı giderlerin kontrol edilmesinde yaşanan güçlüğü gösterdiğine dikkat çekiliyor. Raporda vurgu yapılan ve üzerinde çok konuşulması gereken saptama ise kamu harcamalarındaki sorun. Bu sorun şöyle ifade edilmiş: “Son dönemde kamu harcamalarında saydamlık konusuna özellikle uluslararası kuruluşlar tarafından (IMF, OECD, Dünya Bankası) sıkça dikkat çekildiği gözlemleniyor.”


Özel sektörün yatırımlarıyla büyüme günleri geride kaldı, işletme giderlerini bile banka kredisiyle karşılamak zorunda olan bir özel sektörden büyümeye katkı yapmasını beklemek yanlış olur. Bir süredir büyümenin itici gücünün kamu yatırımları olduğu biliniyor. Buradaki sorun da “saydamlık”, yani ne, nereye harcanıyor konusunda kimsenin bir bilgisi yok. Sayıştay’ın da devreden çıkarılmasıyla ödediğimiz vergilerin nereye gittiği konusunda tek bir denetim yok. Biz çalışıp ödüyoruz, birileri de harcıyor! 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.