banner87
Türkiye'nin gündemi ile dünya gündemi çok farklı. Bir türlü dünya gündeminin  parçası olamıyoruz. Bizi çok ilgilendiren konularda bile belirleyici ya da etkileyici olamıyoruz.

Son kırk yılda aslında bir Türk Devleti olan İran dâhil. Ortak akıl oluşturabileceğimiz halde komşularımızla bile ekonomik siyasi kültürel bir ilişki kuramıyoruz. Bunu Azerbaycan ile ilgili de söyleyebiliriz.  Suriye ve Irak için de...

Herkes ile sorunumuz var. Rusya, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan…

Biz istemezsek de komşularımız ile olan ilişkilerimiz ya mesafeli ya da gergin. Bizim dışımızdaki birçok ülke, hatta sınırı olmayan ülkeler bile bizim komşularımızla, bölgemizde yaşanan olayları yönlendiren, yöneten konumdalar. Hatta onlarla bizden daha fazla ticaret ya da siyasi ya da kültürel ilişkiler kurabiliyorlar. Neden komşularımızla olması gereken derinlikte ticari ve siyasi ilişkiler kuramıyoruz?
Çünkü biz öncelikle kendi içimizdeki sorunlarımızı çözemiyoruz.

Gerek siyasi partilerimiz, devlet kurumlarımız. Hatta ve hatta sivil toplum kuruluşlarımız kendi aralarında bile birlik ve bütünlük içinde değil. Dünya'ya karşı 'ulusal çıkarlarımız' söz konusu olsa da. Halkımızın çıkarları ve de geleceği için bile kurumları bir araya getirmek mümkün olmuyor.

1950'ye kadar belki kuruluş dönemleriydi. Hep savaşlar vardı. Sorunlarımızı çözebilmek için içimize kapanmıştık.  Bunu izah etmek mümkün olabilir. Ama 1950'den sonraki gelişmelere baktığımızda bir kutuplaşmanın ve ayrışmanın  tohumları atılmıştır. Maalesef hala da devam ediyor.

1950'li yılların sonunda  siyasi tarihimize kara leke olarak geçecek idamlar önlenebilir miydi? Mümkündü. Ama olmadığı için 1960'ı yaşadık. Birisi başbakan ikisi bakan olmak üzere üç politikacı idam edildi.

Çok sürmedi. 10 yıl sonra 1970'lerde yine bu kutuplaşma ve ayrışma bir ihtilal daha getirdi. Ve bu ihtilalde de onlarca üniversite mensubu genç katledildi. ‘Üçe üç' gibi çarpık ve anlaşılmaz bir mantıkla, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ımızı sonsuzluğa gönderdik.

10 yıl sonra da bir darbe oldu ki, darbe geliyorum dediği halde taraflar birbirini anlamak şöyle dursun insanlar birbirine selam bile vermiyordu. Türkiye kan gölüne dönmüştü. Ve darbe geldi. Bedeli Türkiye'ye çok ağır olan 12 Eylül Darbesi.

Onlarca idam, yüzlerce ölüm, sürgünler, işkenceler ve cezaevleri, işine son verilenler, mağdur edilenler. 

Dünya'dan kopuş...

Türkiye 12 Eylül zulmünde başta kadrolar ve genç nüfus potansiyeli olarak 30-40 yıl geriye gitti.

Hepimiz 1990'larda da bir darbe bekliyorduk, her on yılda bir darbe mantığıyla. 1990'ların ortalarında da bir darbe oldu. Adına da post-modern darbe denildi. Can kaybı olmadan atlatıldı.

2000'li yıllarda da bir-kaç darbe girişiminin olduğunu şimdilerde öğreniyoruz. Darbe olmadı ama darbeden daha ağır bedelleri oldu.

Peki, 2020'de ne olur? Bilemiyoruz.

Buradan bir uyarıda bulunmak istiyorum. Artık darbeler tanklarla olmuyor.

Dünya'nın gözü Türkiye'nin üzerinde…

Oynanan oyun: Türkiye'de yaşayan halkları birbirine nasıl boğazlatırız? Gözlerini dikmiş bekliyorlar.

Emperyalist güçler, Türkiye'nin birbirine düşmesi için de elinden geleni yapıyor. Toplumlar yaşadıkları acı olaylardan ders çıkaramazsa, başlarından felaket eksik olmaz. Bu topraklar hepimizin özgür ve mutlu olacağı kadar bereketli. Bir günde dört mevsimi yaşıyoruz. Üç tarafımız denizlerle çevrili. Yer altı, yer üstü zenginliklerimiz dünyayı kıskandıracak kadar çok ve güzel. Üç kıtayı birbirine bağlıyoruz.

Peki, halkımızın yaşadığı bu yoksulluk, acı ve sefalet niye? Binlerce yıllık tarihimiz var. Neden kendimize yetemiyoruz?

Her TV seyrettiğimizde dünyanın hiçbir modern ülkesinde olmayacak işler olduğunu görüyorum. Sadece iş ve trafik kazalarında kaybettiklerimiz, başka ülkelerde savaşlarda kaybedilenlerden daha fazla. Her gün gelen şehit haberleri, sivil vatandaşlarımızın ölümü ise tahammül edilir gibi değil.

Muhalefete de söylenecek çok lafım var ama.

Eyyy iktidar sahipleri bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Bu tablodan hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz? Hiç mi vicdanınız yok? Siyaset kulvarında her liderin birbirine söyleyeceği bir şeyler vardır mutlaka. Bunlar dünyanın her yerinde olan şeyler. Ama konu ülke ve halklar olduğu zaman her şey biter. Ve ortak akıl devreye girer.
78 milyonluk ülkemizde Türkiye'nin kaderine yön verenler bin kişi bile değil. Bu binin içerisinde yüz kişi bile yok. Bu yüz kişinin içinde de 50 kişi bile yok. Bu sayıyı 10'a kadar düşürmek bile mümkün.

Bu 10 kişi taşıdıkları sıfatları bir kenara bırakarak, sıradan bir vatandaş gibi bu ülkenin insanlarının mutlu ve güvende olmaları için 'bir ortak akıl yaratalım' deseler sorun bitecek. Bu on kişi kim derseniz.

Sıfatlarını yazarak söyleyebilirim: Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, CHP Genel Başkanı, HDP Genel Başkanı, MH Genel Başkanı, Genel Kurmay Başkanı, MİT Başkanı, TÜSİAD Başkanı, TOBB  Başkanı ve diğerleri.

Hepsi bu kadar…

Neden bir araya gelemiyorsunuz?

Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi; 'Söz konusu Vatan ise gerisi teferruattır…'

Türkiye'nin birliğe, barışa, kardeşliğe, ekonomik hürriyete ihtiyacı var. Bunu sağlayacak olanlar da sizsiniz. Bir masa etrafında oturun bu sorunları çözün. Çözemezseniz ekonomik kriz, siyasi kriz, iç çatışma çıkar. Ya da Türkiye bir komşusuyla savaşa girebilir. Bunun da bedelini hepiniz, hepimiz acı bir şekilde öderiz.
 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.