banner87

ÜNİVERSİTELERE başörtülü öğrencilerin alınmadığı yıllarda ben de İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğrenciydim.
Yıl 1998... Tüm üniversitelerin kapılarında sabahtan akşama kadar okula girebilmek için bekleyen başörtülü kız öğrenciler...
18 yaşındayım. Çömez üniversite öğrencisiyiz.
Solcuyum, demokratım, devrimciyim.
O yıllarda üniversitede okuyan sol öğrenciler olarak, başörtülü öğrencilerin okullara alınmamasına biz de karşıyız.
Bir gün, onlar okul kapısında basın açıklaması yaparken, biz de okulun içinde eylem yaparak destek veriyoruz.
Fakülteye yeni atanan bir kadın dekanımız var. Başörtüsü yasağını en sert şekilde uygulamaya ant içmiş. Sadece başörtülü öğrencilere değil, solcu öğrencileri de sindirmeye kararlı bir kadın dekan.
Çevik kuvvet okulu sarmış. Dekanımız öncülüğünde talimat verildi ve “Alın bunları” dendi.
Dışarıda başörtülü öğrencileri gözaltına almaya başladılar. Biz içeriden slogan atıyoruz. Çevik kuvvet okulun içine girdi ve bizi de aldı.
1998 yılının üniversite bahçesinin “dışarıdakileri” ve “içeridekileri” hep birlikte gözaltına alındık.
Başörtülü üniversite arkadaşlarımızla birlikte bizi aynı nezarethaneye koydular. Saatlerce aynı nezarethanede bizi salmalarını bekledik, ama birbirimizle hiç konuşmadık.
Mücadelemiz aynı da olsa ayrı dünyaların insanıyız ya, konuşacak hiçbir şeyimiz yokmuş gibi, bütün bir gece sustuk.
Yıl 2013... Aynı üniversitenin kantininde bu kez, şortlu bir kız öğrencinin “Bu ne hal? Böyle giyinemezsin” diyerek bir erkeğin sözlü tacizine uğramasını gazetelerden okudum.
1998 ve 2013... Aradan geçen 15 yıl.
İşte bu 15 yıl içinde, güç dengelerinde yaşanan değişim; 1998 yılında mağdur olan, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin, 2013 yılına gelindiğinde nasıl “öteki”ne benzediklerinin göstergesi.
Koşulsuz ve herkes için eşitlikçi demokrasiden yana olanlar, “öteki” için de özgürlük istemekten korkmadılar, korkmadık.
O yıllarda büyüklerimiz bize kızmıştı ve hepsi bir ağız olmuş; “Bunlar için siz niye polisle, okul yönetimiyle karşı karşıya geliyorsunuz? Fırsatını bulsalar sizi bir kaşık suda boğarlar” diyorlardı.
Bizim cevabımız netti: “O, o zamanın meselesi. Bugün yapılan haksızlığa susamayız” diyorduk.
İşte şimdi o zaman, bu zaman oldu. Bedel ödeyenler, bedel ödetti. Başörtülü arkadaşlarımızın mağduriyeti, yıllardır siyasallaştırılmış bir İslami anlayışın, iktidar eliyle toplumu ötekileştirmesinin en güçlü silahı haline getirildi.
Filler tepişti, iktidar savaşları verildi ve biz hep altında ezilen çimenler olduk. Solcular, Müslümanlar, Aleviler, aydınlar... Biz hep ezildik.
İktidarın “Baba”ları, çocuklarının arasına soktuğu nifak tohumları ile en güçlü kalmayı hep becerdi.
Bizde baba, otorite figürüdür. Baba kızar, baba bağırır... Ama baba şefkatlidir. Hatta babanın makbulü çocuklarına şefkatli olanıdır, sevgi ve güven verenidir. Evlatları arasında ayrım yapmadan, hepsini günahıyla sevabıyla bağrına basandır.
Çocuklarını vasatlığa, yoksulluğa, yalana, adaletsizliğe hangi baba mahkûm etmek ister?
Haksızlıklar karşısında dilsiz şeytana dönmüş, haysiyetini kaybetmiş, vicdanıyla cüzdanı arasında cüzdanını tercih eden evladı, hangi baba sever?
Normalleşmek zorundayız. Kutuplaşmalarımızdan vazgeçmek, “öteki” ile iletişim kurmak zorundayız. Bu ilkellikten vazgeçmek, sevgi dolu bir ailede hep birlikte eşit ve özgür yaşamak için önümüzde yeni bir şans var.
Karşımızda iyi bir aile babası var. Muharrem İnce.
Tüm evlatlarımı seviyorum, hiçbirinizi dışlamıyorum diyen, şefkatli, güçlü ve haysiyetli çocuklar yetiştirmek isteyen, hepimize güven veren sımsıcak bir adam var karşımızda.
Bizim fıtratımızda; vasatlık, adaletsizlik, yoksulluk, eziklik, korkaklık yok.
Bizim fıtratımızda ve geleneğimizde; şefkatli, saygılı, adil, hoşgörülü, affedici, fedakâr baba figürleri var.
Muharrem İnce, bu ülkenin evlatlarının özlediği o baba figürüdür. Kucaklaşmaya, barışmaya hazırız.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Kemal ÖZGÜRSOY 2018-06-20 11:51:57

Benim üniversite yıllarım da da sağcı solcu çatışması, hemen her ilde "kurtarılmış bölge" adı altında solun ve sağın hüküm sürdüğü bölgeler oluşmuş ve birinin diğer bölgede bulunması, geçmesi, kavgalara hatta ölümlere neden oluyordu. Bunu fırsat bilen Kenan Evren de acımasız bir darbe ile sonlandırıldı.
Şimdi; yasaklanan başörtüsü, şort dönemlerine benzer, sakal ve türban ile AKP dışındakilerin VATAN Haini nitelemesi benzer sebepleri doğurmaya başladı. Gerçekten de Muharrem İNCE buna son verecek gözüküyor. Kimseyi ötekileştirmeden, her kesimi kucaklayacak açıklamalarıyla yakın gelecekte doğabilecek kardeş kavgalarına son verecek bir politika ile büyük bir fırsatın yakalandığını inanıyorum. Umarım değerlendiririz. Zira tek adamdan ziyade TOPLUMU düşünmek zorundayız.