CHP Genel Başkan Yardımcısı Tezcan: Üç parti uzlaştık

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tezcan: Üç parti uzlaştık, askeri yargı kalkabilir

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tezcan: Üç parti uzlaştık

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tezcan: Üç parti uzlaştık, askeri yargı kalkabilir

24 Ağustos 2016 Çarşamba 14:23
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tezcan: Üç parti uzlaştık
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, TSK'daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminin ardından AKP, CHP ve MHP tarafından oluşturulan Anayasa Komisyonu'nun çalışmalarıyla ilgili olarak "Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay’ın kaldırılması ya da askeri yargının tamamen kaldırılması tartışılıyor. Bir görüş, tamamen kaldırılması yönünde. Bir diğeri, 'İlk derece askeri mahkemeler kalsın ama Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kalksın' diyor. Bu çalışmalarda askeri yargının kalkmasına yönelik bir eğilim olduğunu söyleyebilirim" dedi.

Habertürk'ten Kübra Par'a konuşan Bülent Tezcan'ın açıklamaları şöyle:

Geçen hafta Nurettin Canikli, röportajımızda “Muhalefetle balayı yaşıyoruz” demişti. Nasıl gidiyor balayınız?

Her balayı bir gün biter. Sürekli balayı olmaz ama her balayı bitiminden sonra boşanma gerçekleşmez. CHP olarak biz bu uzlaşma ortamını yeni doğmuş bir bebek gibi görüyoruz. Bebek hasta olmasın diye sarıp sarmalarsınız, titizlenirsiniz. Bu uzlaşma iklimine de böyle titizlenmek gerekiyor. Uzun zamandan beri Türk siyasetinin görmediği bir iklim bu. 7 Haziran sonrası koalisyon görüşmeleri sırasında kısmen oldu ama sonra bozuldu.

Mini Anayasa paketi için bugüne kadar 5 toplantı yaptınız. Tartışmalar yapıcı bir atmosferde geçiyor mu? Yoksa koalisyon görüşmeleri gibi, uzun konuşmalar sonunda hiçbir şey çıkmayacak mı?
 
Tartışmalar iyi geçiyor. Samimi ortam var. Bu sefer bir sonuç çıkacağına inanıyoruz. En azından başlarken “Yapabileceğimize bakalım, sermayemize göre ticarete girelim” dedik. Çok geniş bir alanda Anayasa yapmaya kalkarsak uzlaşılabilecek alan sayısı azalır, sonuç çıkmaz. Bu çalışmanın adından belli zaten: Mini Anayasa paketi...

Gerçekten mini mi peki? Bu yargı ekseninde mini bir paket. Hedef, yargının bağımsızlaşması ve tarafsızlaşması. Yargı siyasetin emrinde olmasın, hiçbir cemaatin ve partinin etkisi altında hareket etmesin. Hâkimler, bazı kuruluşların talimatlarıyla hareket eden insanlar olmasın...

Peki, bu görüşmeler istediğiniz gibi sonuçlanırsa, Türkiye tam manasıyla tarafsız ve bağımsız yargıya kavuşabilecek mi? Yargının bağımsız olması sadece Anayasa sorunu değil ama büyük bir adım atmış olacağız. Kurumsal anlamda ihtiyacımızı çözmüş olacağız. Geri kalanı bir kültür işi.

Kaç madde üzerinde çalıştınız?

“23 maddenin tamamını değiştireceğiz” diye bir şey yok. Bahse konu maddeleri taradık, önemli 4-5 madde var ama içinde tarafların farklı düzenlemeler arzu ettiği, uzlaşma imkânı olmadığı için dokunulmayacak maddeler de var.

Hangi noktalarda uzlaşamadınız?

Tek tek ayrıntılarını söylemeyeyim ama belli kurumların yapısıyla ilgili farklı düşünüyoruz. Bunları daha sonra konuşmak üzere bıraktık.

Toplantılar sürecek mi?

Cuma günü son toplantımızı yaptık. Bu hafta her parti kendi içinde bu toplantı- ların sonuçlarını değerlendirecek. Sonraki hafta bir araya gelip yazma işini bitiririz.

"Uzlaşma sürecinden CHP tabanı rahatsız değil"

CHP tabanı ne diyor bu durumlara? “AK Partililerle neden bu kadar iyi geçiniyorsunuz?” diyorlar mı?


Bizim toplumumuz hoşgörüye yatkın. Siyasetin tepesi uzlaşma diliyle giderse, toplum bunu çok çabuk kabul ediyor. Ciddi ve ağırlıklı bir eleştiri yok kulağımıza gelen. Rahatsız değiller. Kaldı ki gelse bile vazgeçmemek lazım. 7 Haziran sonrasında “AKP ve CHP koalisyonu olur mu?” tartışmaları yapılırken, bizim tabanımız çok agresif bir karşı duruş içine girdi. “Kesinlikli olmaz” dediler. Görüşmeler başlayınca, bir süre sonra “Kurulsun koalisyon” demeye başladılar. Baştaki tepkilere teslim olursanız bu kutuplaşma asla bitmez. Siyasetçiler olarak toplumu doğru yöne yönlendirme yükümlülüğümüz var.

"Hakimler cepheleşmiş, bizi bu yapıdan kurtarın diyorlar"

Toplantılarınızın gündem maddelerinden biri, HSYK’nın Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye bölünmesiymiş. CHP olarak bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

2 ayrı kurul olarak örgütlenmesi 24. Dönem Uzlaşma Komisyonu’nda da kabul edilmiş bir yöntemdi. Parti olarak bizim seçim bildirgemize girmişti. AKP ve MHP de buna itiraz etmiyor. Güzel olan şu ki, “2 ayrı kurul olsun” diye vazgeçilmez bir ısrar gösteren de yok.

HSYK’nın ikiye ayrılmasının faydası ya da farkı nedir?

Hâkimlik ve savcılık farklı mesleklerdir. Savcılık siyasetle iç içedir, daha çok idareyle, hükümetle, Adalet Bakanlığı ile bir temas içindedir. Hâkimlik yargılama makamıdır, hükümetle hiçbir bağı olmaması gerekir. Dolayısıyla organik olarak ayrı olmaları lazım ama aynı şeyi tek bir kurul içinde de sağlayabilirsiniz. Öncelikli yaklaşımımız ayrı olması ama bu görüşmelerde mesele temel prensipler. “Hâkimler nasıl tayin edilecek, nasıl görevlerde bulunacaklar, özlük işlerini yürüten bu kurul nasıl oluşacak, kurulun içindeki hâkimlerin cepheleşmeleri ne olacak?” gibi konular önemli şu an için.

Şu anki yargı sisteminin temel problemi ne tam olarak? Neyi düzeltmeye çalışıyoruz?

Hâkimlerin bir bölümü sosyal demokrat, bir bölümü milliyetçi, muhafazakâr veya cemaatçi. Cepheleşmişler. Yargıda böyle bir şey olur mu? Geçmişte seçim dönemi geldiği zaman hâkimler birbirlerine seçmenler ve seçilecekler olarak bakıyordu. Yargıdaki bütün işleyişler “Ben bunun tayin ve terfisini iyi yaparsam, o da bana oy verir” ekseni üzerinde şekillenmeye başlamıştı. Bunlar yargıdan gelen şikâyetler, “Bizi bu yapıdan kurtarın” diyorlar.

Bu, HSYK’nın yapısından kaynaklanan bir problem mi?

Tabii ki. “İçimize seçim girdiği zaman sıkıntı yaşıyoruz” diyorlar. Hâkimlerin oy kullanarak seçtiği bir yapıda, hâkimlerin çok fazla siyasallaştığı şikâyeti var. Öte yandan kürsüden gelenin de HSYK’da temsil edilmesi gerektiğini söyleyenler bulunuyor. Hâkimleri, seçimden kurtaracak bir yapıya ulaştırmaya ihtiyaç var.

"Askeri yargıyı tümden kaldırabiliriz"


CHP’nin idealindeki HSYK modeli nedir?

Dünyada bu işin farklı örnekleri var. Bir kısmını parlamento seçer; bir kısmını Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı organları kendi içinden seçer. “Cumhurbaşkanı seçsin” diyenler var. “Yüksek yargı kendi içinde hiç seçmesin, hepsini parlamento seçsin” diyenler var. Bizim parti olarak ideal gördüğümüz sistem, bir kısmının yargının kendi içinden, bir kısmının da parlamentodan seçilmesi yönünde. Parlamento ağırlıklı seçim usulünü getirmekte yarar var. Tabii nitelikli çoğunluk aranması kaydıyla. Yargıyı siyasetin emrine sokmak istemiyorsak, parlamentoda hâkim olan siyasi görüşün tek başına üye seçmesini engellemek lazım.

Adalet Bakanı’nın bu kurullara girip girmeyeceği de tartışma konusu sanırım...

Kurula katılabilir, disiplin gibi konular hariç toplantılarda bulunabilir ama Adalet Bakanı kurulun başkanı olmamalı; yönetmemeli. Dünyada bunun aksi örnekler de var. Bunları masada konuşacağız.

Peki HSYK’nın seçim yapısının değişmesiyle, hâkimlerin dönemin iktidarına ya da bağlı oldukları gruba yaranmak için taraflı karar vermesinin önüne geçilebilecek mi gerçekten?

Evet yapacağımız düzenlemeler bu problemi azaltır, hatta giderir. Hâkimlerin tayin ve terfilerinde, mesleğe alınmalarında siyasetin etkisi olmadığı algısı oluşursa, hâkimler kendilerini güvence içinde hisseder ve daha bağımsız hareket eder. Bunun karar ve tutumlara yansımaması imkânsız.

HSYK’nın yapısı dışında hangi düzenlemeleri konuştunuz?


Askeri yargı konusu var. O konuda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay’ın kaldırılması ya da askeri yargının tamamen kaldırılması tartışılıyor. Bir görüş, tamamen kaldırılması yönünde. Bir diğeri, “İlk derece askeri mahkemeler kalsın ama Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kalksın” diyor. Bu çalışmalarda askeri yargının kalkmasına yönelik bir eğilim olduğunu söyleyebilirim.

Askeri yargının tümden kalkmasına yönelik 3 parti arasında mutabakat oluştu mu yani?

Evet. Kalkabilir.

Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’na bağlanması teklifi de komisyonda gündeme geldi mi?

Hayır, bu çalışma gündemimizin dışında. CHP olarak zaten Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı’na bağlanmasına karşıyız, çünkü Cumhurbaşkanı siyasi sorumluluğu olan bir makam değil. Bu tartışma başkanlık sistemi tartışmasını alevlendirir. O yüzden, bu çalışmamızın gündeminde yok.

CHP olarak sizin teklif ettiğiniz başka Anayasa değişikliği önerileri var mı?

Birkaç başlık var. Yargı dışındaki diğer konularda AKP de bir şeyler söyledi. Özellikle yürütmenin işleyişiyle ilgili bazı noktalarda birbirimizi yokladık. Nerelere yaklaşabileceğimizi gördük. Bu çalışma yargıyla sınırlı kalacak ama bu görüşmelerin sonraki çalışmalarda faydası olur diye düşünüyorum.

"Eğitim için de ortak çalışalım"


Bülent Tezcan’a “Yargı dışında başka hangi alanda hükümetle ortak çalışma yürütebilirsiniz?” diye sordum, AK Parti’ye bu röportajda bir çağrı yaptı: “Yargı konusunda sağladığımız mutabakatı eğitim konusunda da sağlayabiliriz. Uzman arkadaşlar bir çalışma yürütebilir. Eğitimdeki bütün tahribatı giderecek yeni bir sistem oturtmak adına bir ortak çalışma başlatalım, bu bizim çağrımızdır.”

"Ya tam demokrasi ya otoriter Türkiye"

Hükümetle iletişimi nasıl sağlıyorsunuz? Özel bir kanal oluşturdunuz mu?

Bize gelen şikâyetleri ve kaygı duyduğumuz konuları bakanlıklara bildiriyoruz. Özellikle Sayın Nurettin Canikli ile temas ediyoruz. Bakanlar telefonlarımıza çıkıyor, bu iyi bir şey! (Gülüyor) “Hükümetle iyi bir diyalog sürüyor” derken hayalci olmadığımız bilinsin. Bu işler sadece iyi niyet beyanlarıyla olmaz. Uygulamalar önemlidir. Bu süreç iki yöne evrilebilir. Tam demokrasiye sahip bir Türkiye’ye de evrilebilir, otoriter bir Türkiye’ye de. Birincisi fırsattır. İkincisi risktir. Biz sürecin bu riskli alana kaymaması için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Mesela “Soruşturmalar hukuk içinde kalsın, gözaltında işkence yapılmasın, kamudaki soruşturmalar çok çabuk tamamlansın ve insanlar uzun süre açığa alınmasın, mağdur olmasın” diyoruz. Özellikle üniversitelerde bir kıyıma gidildiğinin işaretlerini görüyoruz. İhbarcılık furyasına dikkat çekiyoruz. Şu ana kadar hükümet söylediklerimize karşılık “Biz bu diyaloğa kapalıyız” demedi. Onlar diyaloğa kapalı değilken muhalefet olarak bizim kapatmamız doğru değil.

Uyarılarınız karşısında düzeltilen bir şey oldu mu?

Kısmen olumlu sonuçlar alıyoruz. Görevden alındığı halde tekrar göreve dönenler oluyor. İlk anda gözaltına alınan erlerin çok çabuk serbest bırakılmasını söylemiştik, yapıldı. Bunlar olumlu adımlar. Açığa alınan memurların durumunu soruyoruz, incelemenin zaman aldığını söylüyorlar. “Uzatmayın” diyoruz. Geçen gece Meclis’te iki noktada uzlaşma sağlandı. Hakkâri ve Şırnak’ın il statüsünden çıkarılması ve belediyelere kayyum atanması konularında hükümet torba yasadaki teklifini geri çekti. Dikkat edin, burada asla “Hükümet geri adım attı” demiyoruz. Mesele ileri ya da geri adım atma meselesi değil. Doğru noktada buluşuldu. Önemli olan, ortak bir şeyler yapabilme imkânını büyütebilmek.


CHP'nin OHAL sürecine dair beş temel kaygısı


Bülent Tezcan’dan, CHP’nin, hükümetin OHAL sürecindeki uygulamalarıyla ilgili en temel kaygılarını sıralamasını istedim. Şunları söyledi:

- Devlet yeniden yapılandırılırken, OHAL ve KHK ile inşa edilemez. Kanunlarla inşa edilir. Devlet sisteminin sağlıklı rehabilitasyonu ve kamudaki bozulmanın tedavisi ancak parlamento idaresinin etkin olarak hayata geçirilmesiyle olur. Muhalefetin devre dışı bırakılması kaygı verici.

- Bütün soruşturmaların tutuklama ekseninde yürütülüyor olması dikkat çekici. Savcıların önlerine gelen her dosyayı tutuklamaya sevk etmesi ve hâkimlerin “Eğer tutuklatmazsam ben de FETÖ’cü damgası yerim” kaygısı rahatsız edici.

- Gazetecilerin, ilişkisi vardır, yoktur başka bir konu, yaşına, sağlık durumuna bakılmaksızın tutuklu yargılanması doğru değil.

- Kamuda açığa alma işlemlerinin özellikle banka işlemleri ya da çocuğunu gönderdiği okul yüzünden yapılması hakkaniyetli değil. “Benim haberim yok, amirim benden intikam almak için bunu yapıyor” diyen var. “Komşum ihbar etti” diyen var...

- Üniversitelerde ölçüyü aşan tasfiyeler rahatsız edici. Kapatılan üniversitelerin öğrencileri ve personeliyle alakalı hükümet kalıcı bir çözüm üretemedi. Bizim önerimiz, bunların devlet üniversitesi olarak devredilmesi. Mevcut öğrenciler ücretleri dahilinde devam eder, yeni gelenler devlet üniversitesi statüsünde kayıt olurlar. Hükümet bu öğrencilerin diplomasını fişlemekten söz ediyor. Bu doğru olmaz. FETÖ’cü diye kapatılan okulların öğretmenlerinin lisansları iptal edildi. Atanamayan 300 bin öğretmen vardı. İşsizdiler ve buldukları yere girdiler. Onların tamamına “Fethullahçı” demek mümkün mü? Bunları iyi ayırmak lazım
Son Güncelleme: 24.08.2016 14:23
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.