Bugün bir psikolog arkadaşımla sohbet ederken anlattıklarını günümüz için uyarlayarak sizlerle paylaşmak istedim.

İlkbahar geldi, kuş sesleri ile uyandın.

İçin enerji, beynin pozitif düşüncelerle dolu.

Birden zil çaldı. Sabah sabah hayrola dedin irkildin.

 Kapıda avukat, icra memuru haciz için evine gelmiş.

Borcun olmadığını, yanlışlık olabileceğini söylesen de nafile.

Bir yanda icra memuru ile tartış, diğer yanda eşine anlatmaya çalış nafile.

 Adeta boğuluyorsun.

Memurlar içeri girince ellerinde ki kâğıda bakıp yanlış adrese geldiklerini söyleyince hata yaptıklarını söyleyip gidiyorlar.

Yaşadığın bu olayla içindeki duygu seli patlıyor.

Duyduğun öfkeyle kızgınlıkla içindeki duygu seli boşalıyor.

Kendini yorgun, güçsüz hissediyorsun.

Her şeyden uzaklaşmayı, herkesten kaçmayı düşünüp yalnız kalmak istiyorsun.

Toplumlar da aynı değil mi?

Ülkeyi yönetenlerin kullandıkları dil, söylemler hem ülkenin geleceğini hem de bireylerin davranışlarını etkiliyor.

Nasıl ki bizler her güne yeni, taze zihinsel, duygusal, fiziksel enerji ile uyanıyorsak, ülke olarak da toplum olarak da aynıyız.

Eğer duygularımızın enerjimizi tüketmesine, öfkemizin kontrolsüz patlamasına izin vermemeliyiz.

Aksi durumda yaşamımızı ülkemizi iyileştirmek için enerjimiz, gücümüz, takatimiz kalmaz.

Kızgın, öfkeli isek çevremizdeki her şey bize yanlış gelir rahatsız eder.

Hoşgörüsüz, hırçın, asabi olur çevremizde istenmeyiz.

Sürekli olarak kavga çıkaran biriyle arkadaşlık yapmak ister misiniz?

Sizi aşağılayan, hakaret eden biri ile konuşmak istemisiniz?

Boyu kısa, top tutamayan birisi size eskiden çok güzel basketbol oynadığını söylerse inanır mısınız?

Adam tefeciliğini gizlemek için beyaz eşya satıcılığı yapıp, dürüst olduğunu söylerse inanır mısınız?

Tüm bu sorulara Hayır diyerek karşı çıkarsınız.

Ne yapmamız gerektiğini sordum.

Birey olarak, toplum olarak üretmek için enerjini boşa harcamamalı, duygusal tepkilerimizi kontrol ederek başlamalıyız.

Her şeyden önce arkadaşlarını dostlarını önce iyi seçecek, sonrada onları incitmemeye özen göstereceksin.

Mümkün olduğunca kavga etmemeye çalış, sakin ama kararlı ol dedi.

Daha bir çök şey söyledi.

Söz döndü dolaştı 16 Nisan referandumuna geldi.

Bu konuda herkes bir şeyler söylüyor, dikkat et söylenenlerin bir kısmı referandumla ilgili dahi değil dedi ve ekledi: “Bir kaç sorum var, ben sorayım sen düşün…”

* Bu günkü anayasamıza göre Türkiye Büyük Meclisi'nce kabul edilen bir kanunu Cumhurbaşkanı 15 gün içerisinde onaylamak ya da geri göndermek zorunda.  Yeni anayasa da böyle bir süre var mı?

 Cumhurbaşkanı onay için kendisine gelen kanunu istediği süre kadar tutabilir mi?

* Yakın zamana kadar kırmızı halı döşeyerek kabul ettiğimiz, bu gün kırmızı bültenle aradıklarımız kimlerdir?

* YPG için konuşuluyor ama Türkiye olarak terör örgütüdür diye aldığımız bir karar var mı?

* Türkiye'nin Sudan’da Konya ilimizin büyüklüğünde tarım arazisi kiraladığını, burada üretilecek ucuz ürünlerin Türkiye'ye getirilerek iç piyasaya sürüleceğini bunun tarımımızı, çiftçilerimizi nasıl etkileyeceğini biliyor musun?

Ben bu soruları düşüneceğim.

Sizlerin de düşünerek cevaplamam da bana yardımcı olmanız dileğiyle esen kalın.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.