Partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan nihayet ABD’de…

Bu yazı kaleme alındığında Erdoğan-Trump zirvesi henüz yapılmamıştı.

Bence, Erdoğan ilk başlıkta Trump’tan Fethullah Gülen’i göstererek, Zarrab’ı isteyecek. Mümkünse ikisini de almaya çalışacak. 

Çünkü iç siyasette de bir dış başarı hikâyesine ihtiyacı var. Özellikle yeniden Genel Başkan seçileceği 21 Mayıs’ta yapılacak olan AKP Olağanüstü Kongresi’nde bir gövde gösterisine ihtiyacı var.

Aslında, Türkiye’nin bürokratik bir koalisyon ile muhalefet destekli tutarlı bir dış politikaya ihtiyacı var.

Türkiye maalesef Ortadoğu’da etkinliğini tamamen kaybetme yolunda hızla ilerliyor. 

Öncelikle bu zayıflamanın, hatta sıfırlamanın sebeplerini irdelemekte, bu konuda bölgesel bir milli politika geliştirmek gerekiyor. Kıbrıs konusunda bile muhalefet ile birlikte milli bir dış politika üretemeyen Türkiye Ortadoğu politikasında kaybetmeye mahkûm değil mi?

Sorunu tam anlayabilmek için çok gerilere gitmekte fayda var. Birinci dünya savaşı Osmanlı’nın yıkılması tezine dayanıyordu. Almanlar da bu yıkımda müttefiklik adına çok etkili oldu. İkinci dünya savaşı ise, Osmanlı’nın topraklarını paylaşma kavgasıydı. Durum böyle iken batı Türkiye’ye Suriye’de, Irak’ta, Libya’da hayat hakkı tanır mı?  Tabii ki hayır!

Biz ise züğürt tesellisi ile yıllarca stratejik konumumuzun arkasına sığındık. 1960-70’te doğruydu… Yıllarca, NATO ve Varşova Paktı çekişmesinden faydalandık. Ve günümüze geldik. Şimdi ne oluyor? Elin Alman’ı çıkıp İncirlik’e alternatif arıyoruz diyebiliyor. AB ülkeleri Türkiye’nin coğrafi olarak etkinliğini tartışmaya çoktan açtı. Bu tamamen kara propaganda koksa da arayış çabası gerçektir.

Fotoğraf budur. Acı ama gerçek budur. Bu gerçek ortada dururken, milli bir dış politika üretilmemesi hala CHP hatta HDP’nin dışlanması doğru değildir. Keşke Erdoğan ABD’ye beraberinde her partiden birer de muhalefet milletvekili götürseydi.  Türkiye’nin stratejik gücü tartışılamaz. Coğrafi konumu da... En büyük gücü insan gücüdür. Bu da bizde var.

Almanya ve Merkel  başta olmak üzere AB ülkeleri boşuna şişinmesin. En büyük güç insan gücüdür. AB sı- nırları içinde yaşayan 5 milyon Batı Avrupa Türkü büyük bir güçtür. Özellikle Almanya Batı Avrupa Türklerini etkisiz hale getirdiğini, Türkiye ile aralarında kötü yönetimden ötürü mesafe koyduğunu düşünüyor. Pek de haksız sayılmaz. Ama sonuç değişmez. O insanlar bizim insanlarımızdır, Türkiye’ye bağlılıkları tartışılmaz, şüphe dahi edilemez.

Ortadoğu’da da durum sıkıntılıdır. Türkiye için Şam ve Halep illeri vardır. Irak diye bir ülke yoktur. Bağdat vardır. Trablus vardır. Bu çatışma ortamında bu illerdeki, halk desteğini kaybetmek üzereyiz. Suriye’de yaşayan halklardan sadece Türkler ya da Türkmenler bizim özümüz değil ki? Gerek IŞİD gerekse PKK destekli PYD/YPG etkisi altındaki Arap ve Kürt halklarının hepsi ile ortak dil, din ve kültür birlikteliğimiz var. Bu tarihi birliktelikleri boşu boşuna kaybedemeyiz.

Özeti şu; Suriye’de yaşayan Kürtlerin de Arapların da Türkiye ile organik tarihi ve sosyal bağları vardır. Tehlikeli olan Türkiye bu halklarla bağını koparmak üzeredir. Kobani’de  yaşayan Kürt de bizimdir, Türkmen de. Türkiye terörün tamamına karşı çıkmalıdır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da Kürt ile PKK’yı ayırmalıdır. IŞİD ile Arap halkını, YPG ile PYD’yi de ayırmalıdır. Siyasetini terörle mücadele üzerine kurmalıdır. Sadece terörle mücadele…

Türkiye sadece Sünni politikalarla bir yere varamaz. Tam tersi başta binbir sıkıntı ile yıllardır maddi manevi fedakârlıklarla misafir ettiğimiz ülkemizdeki Suriyelilere bile yaranamıyoruz.  Barzani ile anlaşabilen bir Türkiye, Suriye’de niye PYD ile YPG’yi ayıramasın. Hele hele Esad ve Suriye ile anlaşamasın ki? Cumhurbaşkanı Erdoğan artık terör örgütlerini önce ortaya çıkaran, sonra da mücadele eder görünen Batı ile bir masa etrafında  görüşmeden önce bölge dengelerini ve halklarının kardeşçe yaşamasını gözeten bir siyasetin peşine düşmelidir. Suriye, Irak, İran, Libya ile konuşmak için Putin’e, Trump’a ihtiyaç duymamalıdır. 

Bölge ülkesi olmadan, süper ligde oynayamazsınız. Suriye, Irak, Libya’da kanatlarla sorunu olmayan bir Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın ayağına Putin de gelir, Trump da. O zaman da Beyaz Saray’da 20 dakikalık bir görüşme için günlerce hatta aylarca beklemeye gerek kalmaz. 

Koalisyonlar geri geldi

Gelelim 21 Mayıs’a... AKP Genel Başkanlığına hazırlanan Tayyip Erdoğan biliyor ki, riski büyük. Türkiye’de yeni geleceği iyi okuyan kazanacak. Eski defterlerle bu iş olmaz. Yine biliyor ki, kendisi de eski… Eskiden yeni olur mu, göreceğiz? Partili cumhurbaşkanlığı için laboratuvar dönemi iki yıl. Erken seçim olmazsa tabi ki... Ama MHP de AKP de üç sandığa kesinlikle karşı. Bahçeli bir erken genel seçim istemiyor. Peki, Erdoğan, Bahçeli’yi dinler mi? Dinlemek zorunda. 

Herkes yüzde 49’un sahibini arıyor da, yüzde 52’nin sahibini arayan pek yok. En az yüzde 4 HDP seçmeni, yüzde 6 da MHP seçmeni evet dedi. AKP için kaldı yüzde  40-42. Belki de yüzde 39. Bu ne demek? Erdoğan AKP Genel Başkanı sıfatıyla cumhurbaşkanı adayı olsa bile kaybetme riski büyük. Şartlar eşit. Bu sebeple yeni koalisyonlar arıyor. HDP tabanı ile muhafazakâr Kürtlerle yeni açılım denemelerini dillendiriyor

O sebeple de Kılıçdaroğlu Saadet ve Demokrat Parti ile parti gezmesi yapıyor. AKP-MHP koalisyonu tamam, sıra  CHP’nin yapacağı SP-DP-HDP koalisyonunda. Milliyetçi Muhafazakâr gibi uyduruk cepheyi terk ederek katı bir Milliyetçi-Muhafazakâr bakış ile yeni bir Milliyetçi cephe kuran AKP’ye ve Erdoğan’a karşı Cumhuriyetçi Demokrat Cephe. Terörden ve terör örgütlerinden arındırılmış bir Demokratik Cumhuriyetçi Cephe...

Şartlar eşit, unutmayın!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.